Moody's: Türkiye'de döviz mevduatları tehlikede

ABD’li Rahip Brunson’un serbest bırakılma ihtimalinin güçlenmesi lirayı son haftaların en güçlü seviyelerine yükseltirken, kredi derecelendirme kuruluşlarından art arda gelen haberler Türk ekonomisinin görünümünü tehdit ediyor. Pazartesi günü Fitch’in Türk bankalarında döviz mevduatı kaybının  ülkedeki yabancı para likiditesi için tehdide dönüştüğünü açıklamasından sonra, bugün Moody’s’ten benzer gerekçeyle karamsar bir not indirimi geldi.

Kuruluş ülkedeki döviz mevduatlarının derecelendirme notunu B1’den B2’ye indirdi. Söz konusu not Moody’s’in skalasına göre Türkiye’deki döviz mevduatına ilişkin ‘çok spekülatif’ değerlendirilmesinin güçlenmesi anlamına geliyor. Bu not, döviz mevduatlarının derecelendirme notunun ülkenin kredi notu seviyesinin iki basamak altına düşmesi anlamını da taşıyor.

Bu değerlendirme yapılırken, Türkiye’de bankaların döviz faizlerini rekor düzeyde artırmasının etkisiyle yükselişini sürdürüyor. Dolayısıyla hem Fitch hem de Moody’s’in dikkat çektiği döviz mevduatlarındaki azalış olgusu tersine dönmüş durumda.

BDDK bültenine göre ülke bankalarındaki DTH hesaplarının toplamı 14-19 Eylül arasında 1.5 milyar dolar arttı. Ancak bunun ağır bir karşılığı var. Bu artışta başlıca etken doların 6 TL’ye yaklaşmasının yatırımcılar tarafından alım fırsatı olarak görülmesi ve cazip mevduat faizleri. 14 Eylül itibariyle ülkede bir aylık dolar mevduat faizi yüzde 3.96’a çıktı. Bu rakam, Fed’in dolar faizini sıfırladığı Ocak 2009’dan bu yana en yüksek seviyeyi temsil ediyor.

Yani Türkiye’deki bankalar döviz likiditesi üzerinde büyük etkisi olan DTH’larındaki küçültmeyi durdurmak için artık çok daha yüksek bedel ödemek zorunda kalıyor. Bu da, piyasada en çok kullanılan 1 ay vadeli spot dolar kredilerinin ortalama faizini yüzde 6.70’e taşımış durumda. Özellikle küçük işletmeleri yüzde 10’ları bulan faizlerle borçlandığından bahsediliyor ve finansman maliyetlerindeki artış Türk ekonomisi için giderek daha büyük bir risk haline dönüşüyor.

 Öte yandan Moody’s not indirimi sadece döviz mevduatlarındaki azalış riskini içermiyor. Kuruluş Türkiye’deki hükümranlık riski kaynaklı döviz mevduatlarına ulaşım sınırı getirilme ihtimalinin de çok yükseldiğini belirtiyor. Türk ekonomi yönetimi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan sık sık Türkiye’nin  serbest piyasa kurallarından vazgeçmeyeceğini vurgulasa da Moody’s sermaye kontrollerine ilişkin olasılığının arttığını düşünüyor. Buna ilişkin gerekçesini de somut bir örneğe dayandırıyor. Kuruluş, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Türkiye’deki vatandaşların menkul ve gayrimenkul sözleşmelerinin döviz olarak yapılmasını yasaklanmasını, ülkedeki döviz mevduatına olası bir Hükümet müdahalesinin sinyali olarak gösteriyor.

Türkiye’de son aylarda serbest piyasa koşullarına müdahale anlamına gelen pek çok gelişme yaşanıyor. Örneğin tüketim ürünlerine gelen yüksek miktarlı zamlar tüketicilerin en büyük şikayeti haline dönüşürken, Hükümet de zam yapan firmalara ceza kesiyor. Serbest piyasaya müdahale anlamına gelen bu politika aynı zamanda iktidarla bağlantılı medya tarafından bir linç kampanyasına dönüştürülerek, iş dünyası hedef gösteriliyor.

Moody’s’in son not indiriminde Hükümetin döviz hesaplarına sınırlama getirmesi olasılığının yükselmesine gerekçe olarak gösterilen bir başka etken de finans sisteminin dış borçlanma kapasitesinin düşmesi.

Kuruluşun açıklamasında şu tespitlere yer  veriliyor:

"Türkiye'nin merkez bankası rezervleri, özellikle bankalar ve reel sektör şirketlerinin döviz borcu ödemeleriyle kıyaslandığında çok düşük kalıyor, küçülmeye devam ediyor. Bu olumsuz gidişatın önümüzdeki aylarda devam edecek olan büyük dış borç geri ödemeleri nedeniyle devam etmesini bekliyoruz"

Merkez Bankası döviz rezervleri son olarak 70 milyar doların altına inerken, ülkenin önümüzdeki 1 yıl boyunca ödeyeceği yapılmış ithalat borçları 45 milyar doları buluyor. Kalan tutar ise sadece 1.5 aylık yeni ithalat yapmaya izin veriyor. Bu, IMF’nin rezervlerin en az üç aylık ithalatı karşılama şartının da yarısı kadar bir düzeyi ifade ediyor.

Diğer taraftan Merkez Bankası verilerine göre Türk özel sektörünün önümüzdeki 3 ayda 20 milyar dolar borç ödemesi bulunuyor. Yıl sonuna kadar olan borç ödemelerinde ana payı 9 milyar dolarla Türk bankalarının sendikasyon ödemeleri oluştururken, Türk bankacılık sistemi Eylül’de vadesi dolan sendikasyon ödmelerini yenileyemedi. Sektör açısından önemli bir gösterge konumunda olan Akbank’ın sendikasyon kredisinin yenilenmesine ilişkin karmaşık haberler gelirken, banka 1.15 milyar dolarlık bu krediyi yenilemek için hem faiz artırımı hem de aracılara vereceği komisyonları artırdı.

Ayrıca olası bir not indirimi halinde oluşacak faiz artışını da sendikasyona katılan yabancı bankalara sonradan ödemeyi teklif etti. Banka sendikasyonunun 2 yıllık dilimi için yatırımcıya yıllık LIBOR artı 3 puan faiz öneriyor. Geçen yıl aynı kredi için LIBOR artı yüzde 2.2 faiz ödenirken, LIBOR’da yaşanan 1.2 puanlık artışın da etkisiyle kredinin bankaya çıplak maliyeti yılık yüzde 4’ten 6’ya yükselmiş olacak. Ve normalde yüzde 0.5 olan aracı komisyonlarının yüzde 1’e yaklaşması alınacak kredinin maliyetini daha da artırıyor.

Moody’s bu şartların ışığında ‘Devletin mevduat sahiplerinin yabancı para mevduatlarına erişiminde kısıtlamalar koyma riski, kendi borcunda temerrüde düşme riskinden daha yüksek’ tespitini yapıyor.