Tem 19 2018

Muhalefetten iktidara ‘ekonomide acil tedbir’ çağrısı

Türkiye ekonomisine ilişkin alarm sinyalleri her geçen gün artıyor. AKP Erdoğan iktidarı her ne kadar kabul etmese de gerek uluslararası kuruluşlardan gerekse de ülke içinde muhalefetten uyarıların ardı arkası kesilmiyor. Muhalefet partilerinin ekonomi kurmayları Erdoğan iktidarına "acil tedbir alınması" çağrısı yaptı.

Türkiye ekonomisine ilişkin gerek yurt içinden gerekse yurt dışı yatırımcılar tarafından dile getirilen kaygılar her geçen gün artıyor. Yükselen enflasyon ve cari açık, tarihi değer kayıpları yaşayan Türk Lirası ve durma noktasına gelen özel sektör yatırımlarının yanında, yeni cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine ilişkin soru işaretleri de ekonomik parametrelerde bozulmaya yol açıyor.

DW Türkçe’de yer alan Aram Ekin Duran’ın haberine göre, bbu noktada muhalefet kanadından da ekonomiye ilişkin şikayetler daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Muhalefet partilerinin ekonomist milletvekilleri, iktidarı bir an önce ekonomide acil tedbir almaya ve üretime ağırlık vermeye çağırdı.

2001 krizinden sonra Hazine Müsteşarı olarak görev yapan CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’a göre, Türkiye ekonomisi "aşırı ısınmış" bir ekonomi olarak oldukça yüksek cari açık ve bütçe açığı vererek yüksek büyüme sağlıyor. Ancak artık bu yöntemle yüksek büyüme sağlama sürecinin sonuna gelindiğini anlatan Faik Öztrak, şöyle diyor:

“Ekonomiyi bir an önce soğutmak gerekiyor. 8 ay sonraki yerel seçim süreci nedeniyle, iktidar yine hormonlu büyüme için ekonomiyi ısıtmaya çalışırsa, korkarım çok kötü bir tablo ortaya çıkabilir.”

Türkiye ekonomisinin uzun vadede büyüme potansiyeli yüksek bir ülke olduğunu belirten Öztrak, “Türkiye’nin 2030’a kadar en büyük avantajı genç nüfusu. Türkiye ekonomisi bu kadar kötü yönetilmeseydi, sağlam ve sürdürülebilir bir büyüme yaratmak için koşullar uygundu” diyor.

Eski Merkez Bankası başkanı olan ve 2009 yılında Euromoney dergisi tarafından "Yılın Merkez Bankası Başkanı" seçilen İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Yılmaz da, ekonomideki kötü gidişin hala durdurulabileceğini söyledi. “Elimizde bu kötü gidişatı durdurabilecek zaman ve imkan var” diyen Durmuş Yılmaz, karar alıcıların vakit kaybetmeden yeni bir "Türkiye hikayesi" ortaya koyması gerektiğine dikkat çekiyor.

Ekonomi yönetiminin hızlı bir politika değişikliği ile sanayileşmeye tekrar hız vermesi gerektiğinin altını çizen Yılmaz, devam ediyor:

“Türkiye’nin çok tükettiği ama hiç üretmediği ürünleri üretmesi gerekiyor. Ayrıca ara malı ithalatını azaltacak alanlara kayılması gerekiyor. İhracata ağırlık verilmesi ve tasarrufların artırılması gerekiyor. Bu adımları atamazsak, sonuçlarından kaçamayız.”

Ülkenin geniş kapsamlı bir demokrasi ve hukuk reformu yapmadan ekonomide kayda değer bir iyileşme olmayacağını da ifade eden Yılmaz, şunları söylüyor:

“Artık dış güçler falan gibi boş lafların bir kenara bırakılması gerekiyor. Eğer hızlı davranılmazsa IMF gibi yabancı kurumların yazacağı ağır reçeteleri uygulamak zorunda kalabiliriz. Ancak gidişata bakılırsa, ekonomi yönetiminde bunu anlayan kimse yok.”

Siyasete girmeden önce iktisat akademisyeni olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Sezai Temelli’ye göre de Türkiye ekonomisi uzun süredir bir kriz ekonomisi ve bu kriz giderek derinleşiyor.

Erdoğan’ın çok uzun süre iktidarda kalabilmek için Türkiye’nin kaynaklarını hoyratça harcadığını savunan Temelli, şöyle diyor:

“Özellikle cari açık ve bütçe açığının bir arada yaşanması, tasarruf açığının sürekli devam etmesi ve tüm bunların yanında hala iktidarda iktisadi gerçekleri görmezden gelme tavrı, ekonomiyi artık yönetilemez hale getirdi.”

Türkiye'nin ekonomik krizinin konjonktürel değil, yapısal bir kriz olduğunu dile getiren HDP Eş Başkanı, Türkiye’nin kriz girdabından kurtulabilmesi için hem siyaset hem de ekonomi alanında acil demokratikleşmeye ihtiyacı olduğunu vurguladı. Türkiye ekonomisine ilişkin en önemli kaygılardan biri de Merkez Bankası’nın bağımsızlığı.  Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hem yürütmenin hem de ekonominin başına getiren yeni sistemde, Merkez Bankası’nın ne kadar bağımsız hareket edip edemeyeceği merak konusu.

24 Temmuz’da gerçekleştirilecek Para Politikası Kurulu toplantısında faiz artırımı yapılıp yapılmayacağı ise piyasa oyuncuları tarafından Merkez Bankası’nın bağımsız duruşu konusunda bir işaret niteliğinde olacak.

Merkez Bankası’nın bağımsızlığının şeffaf bir ekonominin teminatı olduğunu vurgulayan Faik Öztrak’a göre, Saray’ın Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ile ilgili ideolojik sıkıntıları bulunuyor.

HABERİN DETAYINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ