Paralel TMSF kuruluyor, servet değişimi başlıyor

Bir ülkede ekonomik şartlar nedeniyle reel sektörde batan kredilerin bankacılık sistemini tehdit etmeye başladığında çözüm yollarından biri ‘kötü bir banka’ kurup batık kredileri bu bankaya aktarmaktır. Bu yolla rasyolarındaki kötüleşme nedeni kredi verme mekanizması tıkanan bankacılık sisteminin bilançoları tabiri caizse resetlenir ve sistemin tekrar çalıştırılması amaçlanır.

Denenmiş bir modeldir. 1992’de İsveç, gayrimenkul piyasasındaki fiyat düşüşünün batık kredileri tetiklemesi nedeniyle ülkenin en büyük bankalarının da aralarında bulunduğu bir dizi finans kuruluşunun kötü kredilerini bir varlık yönetim şirketinde toplayıp, sistemi rehabilite etti.

1993 başında İsveç Hükümeti Securum adı verilen bir kamu fonu kurdu, özel bankalardaki tüm sorunlu kredileri buraya devredildi. Securum daha sonra batık krediler karşılığında eline geçen şirket ve varlıkları borsada halka arz,  borsa dışında kurumsal işlemler ve tek tek mülk satışıyla elinden çıkardı. Securum İsveç bankacılık sisteminin kurtarılmasında önemli ve pozitif rol üstlendi.

Ancak iki farklı sonuca daha yol açtı:

1) İsveç halkının vergileriyle batık kredileri satın alan Securum yatırdığı paranın ancak yüzde 40’ını geri alabildi. Kalan kısım vergi ödeyen İsveçliler’in sırtına kaldı.

2) İsveç gibi bir ülkede bile el konan malların düşük fiyatlarla satılması hem kamu yönetimindeki yolsuzluk şüphelerine hem de rekor düzeyde servet transferlerine neden oldu. Ahlaki bir problem oluşturdu.

Securum modeli, yani tüm batık kredileri alacak ‘kötü bir banka’tartışmaları 2009’daki küresel kriz sırasında da gündeme geldi. Ancak modelin dezavantajları ve dolar ile Euro basabilme avantajının da etkisiyle hem ABD hem de Avrupa Birliği bu model yerine Merkez Bankaları’nı doğrudan devreye soktu.

Sonuç olarak bu varlıkların satın alınması karşılığında hem FED hem de ECB’nin trilyonlarla ifade edilen parasal genişleme, yani para basma işlemi gerçekleştirdiğini sanırız herkes görüyor.

ABD ve AB’nin yaptığı da çok hoş karşılanamaz. Ancak devletin, toplanan vergileri kullanarak bir takım mallara el koyması, patronluk yapması, daha sonra da bunları politik çıkarlarının bulunduğu kişi ya da kuruluşlara satılması gibi siyasi perdeyi tamamen değiştirilebilecek ve ahlaki problemlere yol açacak bir sonuç yaşanmadı. Kötü bir bankaya sermaye bulmak için halktan daha fazla vergi toplanmadı.

Bankacılık sistemindeki olası bir çöküş ve yeniden sermayelendirme işlemleri bugünlerde Türkiye’nin de konusu. Çünkü altı aylık bilançolara göre Türkiye’de ödeme problemi yaşadığı için standart dışı sayılan kredilerin sistemin özsermayesine oranı yüzde 80’leri aştı. Bu durum Temmuz ve Ağustos’ta devam eden kur ve faiz şokuyla daha da hızlandı.

Yatırım bankası Goldman Sachs, geçen ay doların 7.20 TL olması durumunda Türk bankacılık sisteminin özsermayesinin eksiye düşeceğini ve ek sermaye ihtiyacı olduğunu belirtti. Kur yapılan tüm müdahale ve faiz artırımlarına karşın şu anda bu seviyenin sadece yüzde 10 uzağında.

Bugün Bloomberg ajansına yansıyan bilgilere göre Türk Hükümeti de banka kurtarma operasyonu çerçevesinde adım atmaya hazırlanıyor. Haberde yer alan bilgilere göre Türkiye de tıpkı İsveç’teki Securum benzeri bir varlık yönetim şirketi kurup bankaların kötü kredilerini bu fona devretmeyi planlıyor.

Buna ilişkin karar bu Perşembe açıklanması beklenen OVP’de yer alacak. Karar kendi içinde anlaşılabilir çünkü TCMB’nin ne FED ne de ECB gibi dünyada geçerliliği olan bir para basma ihtimali yok. Rezervleri de 80 milyar doların altına indiğinden dolayı bankacılık sisteminin istediği döviz cinsi sermayelendirmeyi  yapabilme imkanı da bulunmuyor.

Öte yandan kurulacak fonun ne kadarlık bir batık krediyi hangi şartlarda satın alacağı henüz kamuya yansımış değil. Ancak altı aylık bilançolara göre Türk bankacılık sistemindeki standart dışı krediler 50 milyar doları aşıyor. Bu rakam doların 4.50, faizlerin de yüzde 20’nin altında olduğu bir dönemi kapsadığı için bugün zordaki kredilerin çok daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Türkiye Bankalar Birliği ve Hükümet arasında yürütülen görüşmeler çerçevesinde, bankalar ile Hükümet arasında pazarlığa tabi olan sorunlu kredi tutarının 150 milyar dolar olduğuna ilişkin bilgiler geçen ay medyaya yansımıştı.

Türkiye’nin bankacılık sistemini yeniden işlevsel hale getirmek için seçtiği model pratikte haklı gibi gözükse de, Türkiye bir  İsveç değil. Onun gibi fazla veren bir bütçesi yok. Bu yılın ilk sekiz ayında Türkiye’nin bütçe aığı yüzde 104 arttı. Ayrıca siyasetin yapılanması farklı ve kötü krediler karşılığında batık firmaları alıp-satarak servet transferine aracılık eden kamu yöneticilerinin seçilme esasları İsveç’teki kadar demokrat değil.

Yolsuzluk öngörülebilir bir risk. Bloomberg’e görüş veren Londra’daki Investec Bank Plc'de Julian Rimmer şunları söylüyor:

‘Kötü bir bankanın kurulup sorunlu kredilerin devredilmesi  Türk bankacılık sistemindeki sorunları hafifletebilir. Ancak daha sonra şeffaflık eksikliği, tahvil yatırımcılarını ilgilendirecek. Ayrıca sorunlu kredileri nereye parkederseniz dedin, Türkiye'nin genel kredi seviyesinde bir düşüşten kaçınmanın bir yolu yok.’

Bir diğer konu ise iktidardaki AKP’nin bir krizden faydalanarak, finansal çalkantı nedeniyle ülkedeki eski laik yönetimi temsil eden Cumhuriyet burjuvazisini tasfiye ederek serveti yandaş işadamlarına transfer edeceğine yönelik spekülasyonların son birkaç yıldır oldukça popüler. İşin çarpıcı yanı ise AKP iktidarının da artık bunu reddetmeyip açıkça dile getirmesi. 

İktira en yakın gazetelerden Yeni Şafak’ın Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül 14 Eylül tarihli ‘Ekonomik karşı darbe’ başlıklı yazısında şunları söylüyor:

‘Şimdi aynı çevreler ekonomi üzerinden vuruyor. Aynı saldırıların yeni bir aşaması. Kimse tereddüt etmesin, çok ciddi bir “Karşı Darbe” gelecek. En büyük temizlik ekonomide, sermayede, ekonomi bürokrasisinde yaşanacak. Türkiye bütün saldırılardan zaferle çıktı, bütün saldırılardan sonra o alanı millileştirmeyi bildi.

Yeni durumda ekonomik çevrede köklü değişiklikler yaşanacağını, sermaye yapısında ciddi el değişimleri olacağını, dışarıdan müdahaleye ortam oluşturan sermaye çevrelerinin zayıflayacağını, çok güçlü bir millileşme dönemine girileceğini söyleyebilirim.’

Bu sözlerle birlikte AKP’ye yakın olmayan işadamlarının bir darbe plancısı olarak gösterilmesi ve nedenle servetlerine el konacağı gerçeği ilk kez partiye yakın bir yayın organı tarafından gündeme getirilmiş oldu. Ancak bu sadece bir başlangıç…

Yazının üzerinden 48 saat geçmeden destek veren bir açıklama devletin en tepesinden, bizzat Cumhurbaşkanı tarafından dillendirildi. Erdoğan iktidarının 16’ıncı yılı dolarken birden bire Türkiye’nin en büyük özel sektör bankası olan İş Bankası’nın siyasi rakibi CHP tarafından yönetildiğini hatırladı.

Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk’ten miras olarak kalan İş Bankası hisselerinin CHP tarafından kendi kontrolündeki devlet Hazinesi’ne devredilmesini istedi. Kuşkusuz böyle bir devir bankanın yüzmilyarlarca liralık kredi portföyü düşünüldüğünde, sonuçları itibariyle servet değişimine yol açacak bir düzenleme olacak.

Konunun kamuoyunda tartışılacak bir başka boyutu ise Türkiye’nin bankalardaki sorunlu kredileri alıp teminatları satarken de yabancı sermayeye duyduğu ihtiyaç. Bu da kredi problemleriyle bu fona devredilecek şirketlerin örneğin Katar gibi fon fazlası olan devletlere yok pahasına satışı türünden konuları bugünlerde sıkça gündeme getiriyor.

Katar son olarak Türkiye’de doğrudan yatırım yoluyla 15 milyar dolarlık yatırım yapacağını duyurdu. Ve bu açıklama ülkede geniş bir kesim tarafından bir yağma işareti olarak algılanarak eleştiriliyor. Katar Şeyhi’nin kendi kullanımı için yaptırdığı 400 milyon dolar değerindeki özel uçağı, Erdoğan’ın  kullanması için Türk Devleti’ne hediye etmesi de bu spekülasyonları artıran başka bir etken.

Spekülasyonlar kuşkusuz ki artırılabilir. Ancak kesin olan şu ki; Türkiye Varlık Fonu ile kendisine paralel bir bütçe oluşturup devletin tüm denetim mekanizmasını ortadan kaldıran Erdoğan yönetimi, şu an paralel bir TMSF ile ülkedeki servet dengelerini değiştirecek bir güce ulaşmış oluyor. 

Tabii İsveç’teki örneği hatırlarsak bunun için gerekli olan sermayenin önemli bölümünün halktan alınacağını da söylemek gerekli.

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.