'Son 40 yılın en derin krizini yaşıyoruz'

"Bu yılın ortasından itibaren ekonomik büyüme iyice yavaşladı ve son üç aydır ekonomi fiilen küçülmeye başladı. Bu küçülmenin 2020 yılına kadar yani en az 1 yıl sürmesi bekleniyor. Yani yeni yılda daha fazla iflas, daha fazla işsizlik ve daha fazla yoksullukla karşılaşacağız."

Bu tespitler, sendika.org yazarı Mustafa Durmuş' ait. Durmuş, "Görünen köy" başlıklı yazısında devamla tespitlerini maddeler halinde şöyle  sıralıyor:

(i) Yaşamakta olduğumuz ekonomik kriz Türkiye’nin son 40 yılda karşılaştığı en derin krizdir.

(ii) Krizin ekonomik olduğu kadar politik nedenleri de var.

(iii) Tarihte kapitalizmin krizleri genelde önce borsa, döviz, kredi-bankacılık gibi finans alanında patlak vermiş ama kısa bir süre sonra asıl kriz alanları olan üretim, gelir, istihdamda kendini açığa çıkartmıştır.

(iv) Bu kriz, liranın değerindeki düşüş, enflasyondaki hızlı yükseliş, yüksek cari açık ve yüksek faiz oranları ile kendini göstermesinin dışında; üretim, istihdam, gelir ve hayat pahalılığı gibi günlük yaşantımız üzerindeki etkilerini asıl olarak önümüzdeki aylardan itibaren göstermeye başlayacak.

(v) Türkiye ekonomisi en az bir yıl ciddi bir daralma (resesyon) yaşayacak. Bu durum işsizliği, yoksullaşmayı artırırken, bunun sınıfsal çelişkileri açığa çıkartmasına bağlı olarak siyasette otoriterleşmeyi daha da artırması gibi sonuçları da olacak.

(vi) Krizle ilgili olarak alındığı ileri sürülen önlemler belki krizin ötelenmesine yardımcı olacak ama daha da derinleşmesini önleyemeyecek.

Kredi arz ve talebinin iyice azaldığını ifade eden Durmuş, sadece özel bankaların değil kamu bankalarının da kredi vermeye yanaşmadığını hatırlatarak şu görüşleri ileri sürüyor:

"Çünkü yerel seçimlere gidilirken (kendilerine verilen talimat gereği) bugünlerde onlarca milyar liralık borç (eski kredi) yeniden yapılandırmasıyla meşguller."

Devlet bütçesindeki açıklara da değinen Durmuş, bunun en önemli nedenlerini güvenlik harcamalarındaki artış, sermayeye bol kepçe verilen teşvikler, alınamayan vergiler ve sağlık harcamalarındaki patlama olarak yorumluyor ve şöyle devam ediyor:

"TÜİK’e göre, özel ve kamusal olmak üzere toplam sağlık harcamaları geçen yıl yüzde 17’yi aşan bir artışla yaklaşık 141 milyar liraya yükseldi. Bu harcamaların yüzde 78’i kamu harcaması olarak devlet bütçesinden yapılıyor. Bu harcamalar bu yıl da devam edecek."

Hazine'nin nakit ihtiyacından fazla borçlandığına dikkat çeken Durmuş, verileri şöyle paylaşıyor:

"2017 yılının tamamında Hazine nakit açığı 60,4 milyar lira olmasına rağmen 78,4 liralık bir borçlanmaya gitti. Yani ihtiyacının yüzde 30 fazlası oranında borçlandı. 2018 yılında da bu eğilim devam etti.

Örnek olarak Ekim ayında Hazine, 1,5 milyar liralık açığı bulunmasına karşılık 5,8 milyarlık, yani yaklaşık 3 kat fazla borçlandı. Oysa önceki yıllarda bu borçlanma oranı, örneğin 2015’te yüzde 100 (ihtiyacı kadar) ve hatta 2016 yılında ihtiyaçtan daha az, yani yüzde 77 idi.

Finanse edilmesi gerekenin en az 1,3 katı oranında ve yüksek faiz oranlarından yapılan bu borçlanma, faiz oranlarının daha da yükselmesine ve böylece rantiyeye yapılan faiz ödemelerinin artmasına ve yeni kamu geliri yaratılması ihtiyacına neden oluyor."

Yazısında Marksist iktisatcı J. O'Connor'a gönderme yapan Mustafa Durmuş, iktisatçının kapitalist devletlerinin mali krizlerinin kaçınılmazlığı tespitini aktarıyor ve işsizliğe dikkat çekiyor:

"Resmi işsiz sayısı 2018 yılı Ağustos ayında geçen yılın aynı ayına göre 266 bin kişi artarak 3 milyon 670 bin kişi, işsizlik oranı 0,5 puanlık artış ile yüzde 11,1 ve tarım dışı işsizlik oranı 0,4 puanlık artış ile yüzde 13,2 oldu.

Ancak işsizlik verisinin Ağustos ayına ait olduğunu vurgulamak gerekiyor. Çünkü iki gün önce açıklanan sanayi üretim verilerine göre sanayi üretimi Eylül’de yüzde 2,7 küçüldü. Bu da bundan sonra gelecek olan işsizlik verisinin daha yüksek olacağını gösteriyor. Ayrıca giderek artan konkordato ve iflaslarla birlikte bu sayının daha da artması kesin gibi."


Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz