Mark Bentley
May 14 2019

TL düştü, Türk bankaları Goldman’ın ‘kırmızı çizgisi’ne yaklaştı

Türk bankaları, TL’nin dolar karşısındaki sert düşüşü sonrasında, sermayelerinin tükenme tehlikesini yakından hissetmeye başladı. 

Goldman Sachs, ağustos ayındaki döviz krizinin zirveye çıkmasından hemen önce, yatırımcıları Türk bankalarının işletme sermayelerini büyük oranda silebilecek bir TL düşüşüne karşı uyardı. Şirketler fonlarını krizde likit kalmak ve beklenmeyen zararları karşılayabilmek amacıyla ellerinde tutuyorlar. 

Goldman, TL’nin ana kur birimlerine karşı kayıplarına devam etmesi durumunda iki büyük Türk bankasının ilk kez ateş hattına gireceğini söyledi. 

Goldman, en çok risk altındaki bankaların, İtalyan UniCredit firması ile Koç Holding ortaklığı olan Yapı Kredi - ve ülkenin en büyük kredi vericilerinden olan İşbank olduğunu belirtti. 

Goldman’a göre, hem İşbank'ın hem de Yapı Kredi'nin sermayeleri doların 6,3 TL’yi bulması durumunda erozyona uğrayacak. Sırada ise, Dolar’ın 6,9 TL’ye çıkması durumunda işletme sermayesini kaybedecek olan Akbank var. 

TL, pazartesi günü İstanbul’da yüzde 0,1 daha düşerek, 6,06 seviyesi ile bu yılki kayıplarını yüzde 15’e çıkardı. Bu, kriz mağduru Arjantin pezosunun ardından gelişmekte olan pazarlarda en kötü ikinci performansı işaret ediyor. TL geçen yıl değerinin yüzde 28'ini kaybetti. 

Türkiye'deki yatırımcılar hükümeti, bankacılık sektöründeki muhtemel sermaye sorunlarıyla başa çıkmak için acilen tedbirler almaya çağırıyorlar. Onlarca milyar dolarlık takip kredileri ve yeniden yapılandırılmalar bankaların bilançolarını oldukça kötü etkiliyor. Geçtiğimiz yılın döviz krizi ve derin ekonomik daralma, ülkede pek çok firma için finansal sorunlar yarattı. 

Analistler, Türk şirketlerinin hali hazırda 30 milyar dolarlık borç yeniden yapılandırılması talep ettiklerini belirtti. Yüksek Seçim Kurulu nihayetinde 31 Mart İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin 23 Haziran’da tekrar edilmesi kararını verdiğinden, bankaların siyasi istikrarsızlık nedeniyle ilave sorunları da var. Temmuz ayında teslim edilmesi beklenen Rus S-400 füzeleri Amerika ve Türkiye arasında bir atışma başlatmış durumda.

TL değer kaybettiğinde, bankaların mağduriyetleri daha artıyor çünkü Türk şirketlerine verdikleri yabancı krediler bilançolarında daha ağır yer tutmaya başlıyor. 

Merkez bankalarının verilerine göre, Türk şirketlerinin döviz borçlanma işlemleri şubat ayının sonunda ülkenin GSMH'sinin neredeyse yüzde 40'ına eşit olan 310 milyar doları aştı. Aynı borç, bankaların dolar cinsinden nakit para gibi döviz varlıklarını çıkardığımızda 197 milyar dolar civarında.

TL değer kaybettiği için, sorunlu krediler aynı zamanda bankaların yerel para cinsinden risk ağırlıklı varlıklarını da artırıyor. Para birimi değer kaybettikçe borçlanmaya daha duyarlı olan şirketler temerrüde düşecekler ve yabancı para cinsinden tahsili gecikmiş alacaklar (takipteki alacaklar) için daha fazla karşılık ayırmaları gerekecektir. Bankalar riski önlemeye çalışacak ve alım satımdan elde ettikleri gelirle etkisini telafi etme yoluna gideceklerdir. 

Goldman’ın geçen yılki raporunu yayımlamasından bu yana, Türkiye'nin bankacılık sistemindeki takipteki alacaklar oranı yükseldi. 

Resmi olarak, takipteki alacaklar oranı geçen yılın başındaki yüzde 3 oranından yüzde 4,1'e düşük oranlı bir yükselme kaydetmişti. Ancak analistler ve derecelendirme kuruluşları, bankaların sorunlu kredileri takibe atmaktansa yeniden yapılandırmaya ağırlık verdiklerinden, gerçek rakamın çok daha yüksek olabileceğini söylüyorlar. 

ABD ile siyasi gerginlikler, temmuz ayında Rusya’nın hava savunma füzelerinin planlanan teslimatı arifesinde yükselme tehdidiyle karşı karşıya kalırken, İstanbul seçimlerinin tekrarı TL ve dolayısıyla bankalar için daha acil bir risk oluşturabilir. 

Merkez Bankası’nın TL’yi savunma kapasitesi de yok oluyor. ABN Amro bu ayın başlarında yayınlanan bir raporda, Merkez Bankası’nın yabancı para takası dışındaki net rezervlerinin yaklaşık 14 Milyar dolara düştüğünü söyledi. Aynı zamanda hükümet, seçim öncesinde ekonomik büyümeye daha fazla destek sağlamak için genel olarak Merkez Bankası politika belirleyicilerine ve banka yönetimine baskı yapıyor. 

Reuters'in pazartesi günü bildirdiğine göre, hükümet çok da beklenmeyen bir hamle olarak, Merkez Bankası’nın olağanüstü durumlar için ayırdığı rezervlerden 40 milyar lira (6,5 milyar Dolar) kadar para çekebilir. Ajans, ismi açıklanmayan ekonomi yetkililerine dayanarak, hükümetin beklentilerin ötesinde kötüleşen bütçe açığını finanse etmek için nakit paraya ihtiyacı olduğunu söyledi. 

Hükümet ayrıca, oldukça sıra dışı bir hareketle mevduat ve kredi faiz oranlarını baskılayarak ekonomiyi teşvik etmeye çalışıyor. Mevduat faiz oranları, yüzde 19 olan mevcut enflasyonun biraz üzerinde seyrediyor. Bu düşük getiriler, Türkleri döviz satın almaya teşvik ediyor. Düşük kredi oranları ise aynı zamanda bankalar için daha az kar anlamına geliyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, hafta sonunda yaptığı açıklamada, Türkiye'nin seçimler öncesinde, üreticilere ve ihracatçılara ucuz, uzun vadeli borç vermeye devam etmek için üç devlet bankasını kullanmayı planladıklarını söyledi. Nisan ayı sonlarında hükümet, durgunluk yaşayan ekonominin canlanmasını sağlamak amacıyla, kontrol ettiği bankalara 3,7 milyar dolar enjekte etti.

Bunlardan ikisi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin egemen refah fonu aracılığıyla denetlediği bankalar, tüketicilere ve işletmelere piyasa fiyatlarının altında kredi veriyor. Ayrıca, Merkez Bankası TL’yi desteklemek için, sadece geçen hafta 4 milyar doların üzerinde döviz sattı.

Ek olarak, bankacılık sektöründeki yeniden yapılandırılmış kredilerin saydamlıktan uzak bir şekilde raporlanması - düzenlemeler henüz Avrupa Birliği'nde standartlara getirilmedi - bankaların sermaye sorunlarının bir gizem olarak kaldığı anlamına geliyor. 

Ancak, TL şu andaki hızıyla zayıflamaya devam ederse, düzenleyiciler ve hükümetin bir veya daha fazla bankanın sermayesini desteklemek zorunda kalmaları her an olabilecekmiş gibi görünüyor.

Goldman’ın banka sermayelerinin erozyona uğraması konusundaki uyarıları yalnızca en büyük Türk firmalarına odaklanıyor. Ancak Türkiye’nin 52 bankası arasında, Türkiye’nin sorunlu enerji ve inşaat sektörlerinin yaşadığı gelişmelerden etkilenenler dahil olmak üzere, endişe kaynağı olmayı sürdürüyor. 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.