Tiny Url
http://tinyurl.com/y7r9l4x7
Eyl 10 2018

'Türkiye ekonomisinin daha yüksek faize ihtiyacı yok'

Merkez Bankası’nın Ağustos enflasyonundan hemen sonra yaptığı açıklamada para politikasını yüksek enflasyonla uyumlu şekilde yeniden şekillendireceği açıklamaları, 13 Eylül Perşembe günü toplanacak PPK toplantısından faiz artışı beklentisi yaratmıştı. Piyasada yapılan anketler 200 ile 500 baz puan arası faiz artışı beklentisi olduğunu yansıtıyor şimdi.

FT’de Colbyn Smith imzalı bugün çıkan bir makale ise, faiz artışının artık işe yaramayacağı belirtiliyor. Makalede ekonomi yönetiminin güven sorununa dikkat çekimlyor.

"Türkiye merkez bankası, Perşembe günkü toplantısında yeniden ortodoks para politikasına dönüp dönmeyeceğine ve gösterge faiz oranını yükseltip yükseltmeyeceğine karar verecek. Temmuz ayındaki son toplantıda, merkez bankası faiz artırımı çağrılarına direnmiş ve gösterge faizini bırakmıştı. Ardından da liranın çöküşü hızlanmıştı.

O dönemde, Türkiye ekonomisi daha yüksek oranlara ihtiyaç duyuyordu. Bugün öyle değil. Bu hafta faiz artırımı, yatırımcı güvenini korumaktan başka bir amaca hizmet etmiyor.

Temmuz ayında merkez bankası faiz kararı alındığında, Türkiye ekonomisi aşırı ısınma dönemindeydi. Enflasyon yüzde 15.39’la son 14 yılın en yüksek seviyesinde ve cari açık oranı GSYİH’nın yüzde 7’sinin biraz üzerindeydi.

Böylece toplantı gelip gitti ve merkez bankası politikasını gevşek bıraktı, yatırımcılar yeniden lirayı satışa yöneldi. Hareket (ya da eksikliği), otokratik cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın parasal kararları da vereceğine dair uzun süredir duyulan süpheleri doğruladı.

Yatırımcılar hızla kontrolü kendi ellerine aldılar ve Türk yetkililerin kendi şartları ile başlatamadıkları ayarlama kaçınılmaz oldu. Bu sene, lira, değerinin yüzde 40’ından fazlasını kaybetti ve Rönesans Capital’den Charlie Robertson’a göre, 1971’den bu yana Türkiye’nin ilk defa bu kadar zayıf bir kurla başbaşa.

Para birimleri, lira gibi dramatik bir şekilde değer kaybettiğinde, iki şey gerçekleşir: reel GSYİH keskin bir şekilde düşer ve cari işlemler açığı fazlaya sıçrar.

Uluslararası Finans Kurumu Enstitüsü’nden Robin Brooks, Sergi Lanau ve Ugras Ulka, 1980’den bu yana reel döviz kurunun yüzde 30 veya daha fazla bir oranda zayıfladığı dokuz ülkede, bu döngüyü araştırmışlar: 1995’de Meksika, Endonezya ve Rusya 1998’de, 1999’da Brezilya, 2002’de Arjantin, Uruguay 2003 -2016’da Mısır ve 2014’te Ukrayna.

Bu yüksek devalüasyonlarda ilk tepki mekanizması tüketicilerin satın alma güçlerinde oluşan erimelerle ekonomik çıoktının düşmeye başlaması.   Ardından ithalatta daralma ve yerli ürünlerin fiyat avantajı nedeniyle ihracatta artış.

Bir ülkenin cari dengesi, ithalat ihracattan fazlayken açık; tam tersi söz konusuyken fazla verir. Yukarıdaki döngü dikkate alındığında, yüksek bir kur devlüsyonu sonrsı cari açığın fazlaya dönmesi zaten sürprizli değil. Çünkü, ithal ürünler bir anda çok daha pahalı hale geliyor.

İşte Türkiye’deki lira şoku ve geçen senenin kredi patlaması iç talep üzerinde benzer bir etki yaratmakta. IIF verilerinin gösterdiği üzere kredi talebi azalırken neredeyse 10 sene önce yaşanan küresel kirizdeki seviyesine gerilemiş durumda.

Böylesi bir kredi daralması hiç şüphesiz daha şimdiden Türkiye’nın dış açığı üzerinde etkili olduğu gibi yakın gelecekte de GSMH’ye önemli baskı oluşturacak. IIF’nin hesaplarına göre Türkiye’nin cari açığı zaten fazlaya dönmüş durumda:

Eğer merkez bankası daha önce faiz artırmış ve ekonomideki kredi maliyetlerini yükseltmek yoluyla gidişatın yönünü değiştirmiş olsaydı, Türkiye ekonomisi yine yavaşlayacak ancak bu yavaşlama böylesi sert bir şok şeklinde olmayacaktı.

Peki daha yüksek faiz artık ekonomik olarak gerekli değilken, neden yatırımcılar hala 500 baz puan faiz artışı öngörüyorlar?

BlueBay Asset Management’tan Timothy Ash’e göre herşey “güvenilirlikte” başlıyor ve bitiyor. Ash’e göre, merkez bankası lirayı stabil tutmak için artık gereken herşeyi yapmak zorunda. Eğer bunu başarabilirlerse, IMF’ye gitmeden ya da sermaye kontrolleri koymadan bu krizden çıkmak için bir şans olabilir.

Ağustos enflasyonunun yüzde 17,9’a yükselmesinin ardından merkez bankası bir tür sıkılaştırma yapacağının sinyallerini vermişti. Bu açıklamanın ardından 13 Eylül’ü bir harekette bulunmadan pas geçmeleri artık mümkün değil Ash’e göre.  Piyasaya güven vermek için yapabilecekleri herşeyi yapmak zorundalar artık diye de ekliyor."