'Alternatif gerçekler' şimdi Türkiye için

Özellikle son beş yılda hep gündemi meşgul eden bir ülke oldu Türkiye. Üstelik son zamanlarda bu genellikle iyi gelişmeler nedeniyle de olmuyor. Şimdilerde de dikkatler bu sefer Afrin herakatında. Suriye rejim güçlerinin YPG ile anlaşarak ve tabii muhtemelen Rusya’dan da yeşil ışık alarak Afrin’e ilerleyişi şimdilik durmuş olsa da ÖSO destekli TSK’nın Rusya destekli rejim güçleri ile yeniden karşı karşıya gelmesi potansiyel bir risk.

Üstelik, Suriye rejim güçlerine destek veren Putin ile tam da yeniden iyi arkadaş olduğu Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yeniden aralarının bozulması da mümkün şu durumda.  Suriye kaynaklı gelişmelerin yanında, bir de Altan kardeşler ve Nazlı Ilıcak ile beraber altı gazeteciye verilen ömür boyu hapis cezası da Türkiye’yi uluslararası medyanın olumsuz şekilde odağında tutan bir diğer gündem maddesi.  Ekonomi açısından bakınca da, tüm bu gelişmeler Türkiye’nin risk primini artırırken liranın da zayıflamasına neden oluyor.

Politik tarafta gelişmeler bu kadar ağır olunca, ekonomiyle ilgili haberler tabi ikinci plana itiliyor.  Fakat 2019 seçimleri yaklaşırken kazanmak zorunda olan Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından Türkiye’de bozulan ekonomik gidişat aslında tam da her açıdan sertleşen politik tutumun açıklayıcı nedeni. 

İşte bu nedenle IMF’nin IV. Madde kapsamında yaptığı Türkiye ekonomisine ait değerlendirmelere ışık tutmak önemli ve gerekli.

Bu sayfayı takip edenler açısından IMF’nin vurgu yaptığı noktalar yeni değil.  Ancak, benzer uyarılarının IMF’nin ağzından yansıması işi dikkat çekici hale getiriyor.  

Fon’un uyarıları arasında öne çıkan mali destekler ve kredi garanti fonu sayesinde 2017’de yüzde 7 büyüyen Türkiye ekonomisinin potansiyelinin üzerine çıktığı. İnşaat sektöründe arz fazlası oluştuğu. Fon bu sene büyümenin yüzde 4 civarında olacağını öngörse de, geçtiğimiz yıl içinde çıktı açığının fazlaya dönüşmesiyle beraber diğer makroekonomik göstergelerde dengesizlikler oluştuğu.  Mali politikaların geçen senenin büyümesinde önemli etki yapmasının adından makro-ihtiyati önlemler ve uzun soluklu destekler yaratarak mali disiplinin sağlanmasını öneriyor.   

IMF cari denge konusunda da altın ithalatının seviyesi ve yükselen petrol fiyatlarına referans yaparak açığın GSMH’nin yüzde 5 ve üstünde kalacağına dikkat çekiyor. Tabi burada da konu hemen cari açığın fonlamasına kayıyor.  Geçen sene eurobond ihraçları, portföy yatırımları ve merkez bankasının rezervlerinin ana fonlama kaynağı oluşu tabi en kritik nokta.  Uluslararası piyasalardan sadece bu sene 200 milyar doları bulması gereken Türkiye ekonomisi, Fed’in daha fazla faiz artırdığı ve Avrupa Merkez Bankası’nın da gidişatı sıkılaştırmaya çevireceği 2018 içinde daha yüksek maliyetlere katlanmanın yanında fon akışlarında aksamalarla karşılaşabilecek.  IMF’nin özellikle vurgu yaptığı, merkez bankası rezervlerinin Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının ancak yarısını karşılayabiliyor olmasının; Fed faiz artışları, Suriye sınırda yaşananlar, iç politikadaki gerginlikler ve tüm ölçekte artan tansiyon nedeniyle Türkiye’ye yönelik fon akışlarının daha da azalabilmesi üzerinden en önemli kırılganlık olduğu. 
Konu yüzde 5 hedefinin çok üzerindeki çift haneli enflasyona gelince, IMF baz yılı etkisiyle enflasyon artış hızının yılın ilk yarısında düşmesinin ardından ikinci yarıda yeniden ivmelenerek, sene sonunda TÜFE enflasyonunun yine çift hanede kalacağı uyarısını yapıyor. Bozulan enflasyon beklentileri ve liranın zayıflamasıyla maliyet yönlü baskılar oluşması enflasyonu besleyecek etmenler arasında ön planda olanlar. Mali politika sayesinde arz yönlü; lira devalüasyonu ve enerji fiyatları nedeninle de maliyet yönlü enflasyonist baskıların gücünü vurguluyor IMF.  Açık ve net olarak merkez bankasının para politikasının yeniden gözden geçirilmesini ve anlamlı bir faiz artışı üzerinden hem ekonomideki kanamanın durdurulmasını hem de merkez bankasına olan güvenin tazelenmesini öneriyor.

Son derece önemli bir noktaya da değinerek, söz konusu faiz artışının küresel piyasalarda halen fırsat varken merkezin döviz rezervlerine katkı yapacak olmasının beklentilerdeki bozulmanın önünü kesmekte fayda sağlayacağından bahsediyor.  
İşte tam da bu açık ve net öneri nedeniyle, IMF iktidar kanadından bir kez daha açıkça hedef alınıyor zaten. 

Cumhurbaşkanı ekonomi Başdanışmanlarından Cemil Ertem, IMF’nin IV. Madde kapsamında yaptığı açıklamaların hemen ardından; IMF’nin artık modasının geçtiğini ve Türkiye’nin IMF ne demişse tam tersini yapacağını açıkladı.  

Ertem her zaman IMF politikalarını eleştirmesiyle biliniyor.  Ertem’e göre IMF dâhil bir çok uluslararası kuruluş yükselen “yeni Türkiye’nin” önünü kesmeye çalışıyorlar ve IMF’nin Türkiye’ye faiz artırma önerisi de bu kapsamda ele alınmalı.  Bu nedenle de Cemil Ertem, yüzde 5 büyüme hedefinin bile yeterli olmadığını, yüzde 7 büyümenin de Türkiye için “ısınma” anlamına gelmediğini açıkladı.

Ertem’in ve tabi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın inancına göre, yüksek faiz artışları sadece IMF’nin de içinde bulunduğu kabul edilen, “faiz lobisi” ismi verilen ve iktidar tarafından var olduğuna inanılan Türkiye’ye düşman güçlere yarayacak bir durum. Ertem de net bir şekilde faiz artırmak yerine Türkiye’nin faiz indirme çalışmalarına yoğunlaştığını ilan etti. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından sık sık duyduğumuz üzere, Ertem uzun zamandır yüksek faizin enflasyonun nedeni olduğuna inanıyor.  Ters yönlü ilişkinin varlığını kanıtlamış ekonomi teorisi açısından en iyi ihtimalle hipotez sayılabilecek bu yaklaşım sonucunda da enflasyonu indireme çalışmalarının kaynağı olarak faiz indirimleri gerektiğinden bahsediyor sık sık iktidar.  Hatta Ertem’e göre ne yüksek cari açık ve onu fonlama sıkıntısı ne de yüksek enflasyon Türkiye’nin öncelikli makroekonomik problemi değil.  Ertem’e göre Türkiye’nin en öncelikli makroekonomik sorunu yüksek faiz. 

Hal böyle olunca da sene sonunda yüzde 12 seviyesinden Ocak ayında baz yılı etkisiyle yüzde 10,5’a düşen manşet TÜFE enflasyonu sayesinde faiz indirimlerinin başlamasını istiyor. Tabi, çekirdek enflasyonun hala yüzde 11-12 arasında katılık göstermesi konusuna değinmeksizin. Ertem’in son haftalarda birkaç müjdelediği ancak detayları henüz kamuya açıklanmamış bir çalışmaya göre kamu bankaları bu faiz indirimlerinin önünü açmak üzere.

Daha bu hafta Salın günü, OECD’nin 2017 büyüme rakamlarının açıklamasının ardından Bakan Şimşek attığı bir tweette; OECD’nin büyüme ortalaması  yüzde 2,6 iken geçen sene Türkiye’nin yüzde 7 oranında büyümesinin güzelliğini vurguladı.  AKP’ye katılmadan öce başarılı bir yatırım bankacısı olan Şimşek’in hiç kuşkusuz makroekonomik denge ve dengesizlikler, makro ekonomik ilişkiler ağı hakkında sağlam bilgisi var.  Yine de Şimşek bile ekonomi konusunda Ertem ve benzer seslerin bir vade ile Türkiye’ye daha da büyük ekonomik zorluk getirecek ekonomik tercihleri konusunda düzelmeler yapmaktan imtina ediyor.
Bankalar kaynaklarında limitleri aştıkça kredi artış oranları önemli bir yavaşlama gösteriyor.  Hem tüketici hem genel ekonomik gidişat hakkındaki beklenti anketleri Ocak’ta ki sıçramanın ardından yine olumsuz seyre geri dönmüş durumdalar. Cari açık artan dış ticaret açığı üzerinden büyürken, yılın ilk ayında mali tarafa ait veriler bütçede sert bozulmalara işaret ediyor. Tam da hükümet büyümeyi desteleyecek yeni teşvikler açıklamak üzereyken hem de. 

Küresel alanda dalga terse dönerken, ucuz ve bol para dönemi sona ererken, yapılması gerekenler aslında çok açık. 
Fakat tabi günümüz artık “gerçek ötesi” (post truth) dönemi.  Ve bu “gerçek ötesi” durumun en belirgin özelliği de verilere gözlerin kapatılarak yaratılan hikâyeler içinde var olmaya çalışmak.   Tabi ufuktaki kara bulutlar yaklaşırken uydurulmuş hikâyeler içinde yaşayabilmek ne kadar mümkünse…