Yatırım planında olmayan Kanal İstanbul, İmamoğlu’nun şahsında muhalif kesimleri nasıl konsolide etti? - Pelin Cengiz

Türkiye’deki ana tartışma maddelerinden biri de Kanal İstanbul. Maden Mühendisleri Odası’nın raporuna göre Kanal İstanbul’un sadece kazı maliyeti, kanalın toplam yapım maliyeti olan 75 milyar TL’nin üzerine çıkıyor.

Artı Gerçek yazarı Pelin Cengiz, bu zamana kadar yürütülen tartışmaları hatırlatarak bellekleri tazeliyor,”Yatırım planında olmayan Kanal İstanbul, İmamoğlu’nun şahsında muhalif kesimleri nasıl konsolide etti?” başlıklı yazısında  geçmiş üzerinden Kanal İstanbul’un geleceğine bakıyor.

Erdoğan ile İmamoğlu’nu Kanal İstanbul yüzünden karşı karşıya getiren süreç, İmamoğlu’nun projenin vereceği zararları, Aralık 2019’da 15 maddede açıklamasıyla başladı.

Türkiye’de son yıllarda büyüyen en kitlesel karşı duruş, farklı siyasi görüşleri aynı anda muhalefet yapmaya iten motivasyon alanı nedir diye sorsalar, Kanal İstanbul projesine karşı yükselen toplumsal duruştur derim.

Kanal İstanbul projesi 10 yıldan fazla bir süredir Türkiye gündeminde. Sivil toplum kuruluşları, farklı disiplinlerden uzmanlar, bilim insanları, aktivistler, sadece ekoloji örgütleri değil demokratik hak temelli mücadele yürüten sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, sendikalar projeye dair tüm olumsuzlukları en ince detayına kadar defalarca bıkmadan, usanmadan yazdı çizdi, anlattı. 

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) projeyle ilgili hukuki süreçlerin peşini bırakmayarak sürekli takipçisi oldu, olmaya da devam ediyor.

Ancak, bu projeye karşı siyasi arenada esas olarak muhalefet alanının İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun seçilmesinden sonra cisimleştiğini söylemek yanlış olmaz. 

Çünkü, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarında da İmamoğlu’nun göreve gelmesiyle birlikte “onlar, bunlar” değil de, adres göstererek söylem geliştirmesi, hatta İmamoğlu’na, Kanal İstanbul’a karşı çıktığı gerekçesiyle geçtiğimiz günlerde soruşturma açılması bunu net şekilde gösteriyor.

Bu karşılıklı restleşme aşağı yukarı tam bir yıl önceye denk geliyor.

Arşive bakmak iyidir, geçmişi hatırlamak, mevcut fotoğrafı anlamak için iyidir, gelecekte atılacak adımları güçlendirir.

Son bir yılda siyasi olarak Kanal İstanbul projesiyle ilgili neler yaşandı, şöyle bir göz atalım. 

AKP iktidarıyla dolayısıyla Erdoğan ile İmamoğlu’nu Kanal İstanbul yüzünden karşı karşıya getiren süreç, İmamoğlu’nun projenin vereceği zararları, Aralık 2019’da 15 maddede açıklamasıyla başladı.

“İstanbul’a katmerli ihanet projesi” olarak nitelediği Kanal İstanbul ile ilgili İmamoğlu, “Bilim insanlarıyla konuştukça ortaya çıkıyor ki; Kanal İstanbul bir ihanet projesi değil, bir cinayet projesidir. 16 milyonun varlığına, 82 milyonun güvenliğine yönelik bir felaket projesidir. Kimlere ne söz verilmiş olursa olsun. Kimlere ne rant vaat edilmiş olursa olsun, derhal vazgeçilmelidir” dedi.

İmamoğlu, İBB ile ilgili bakanlıklar arasında hazırlanan hukuksuz protokolden de çekildikleri ifade ederek, “Protokol hukuksuzdu, çünkü, atanmış İBB Başkanı tarafından (Mevlüt Uysal’ı kast ediyor) yetkisiz şekilde imzalanmıştı. 1 Ağustos 2018 tarihinde yangından mal kaçırırcasına ve Meclis kararı alınmadan imzalanan protokol, 5393 sayılı Kanun’un 75. maddesinin (a) bendi uyarınca, yetkili organ kararı olmadan imzalandığı için zaten hukuken geçersizdir. Sakattır” demişti.

Bu konunun detaylarından şu yazıda bahsetmiştik.

Aradaki tüm bu gerilimin özünde yatan da, “Kimlere ne rant vaat edilmiş olursa olsun, derhal vazgeçilmelidir” sözünde saklı.

Üstelik bahsedilmeyen maliyetlerden de şurada değinmiştik.

İmamoğlu’nun açıklamasından iki gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, son zamanlarda alışkanlık haline getirdiği üzere dinleyicilere çay paketleri fırlatırken, “İsteseniz de istemeseniz de Kanal İstanbul yapılacaktır” diyerek, “Kimi zaman mahkeme kararlarıyla kimi zaman sokak olaylarıyla bize engel çıkardılar. Bugün de aynısını Kanal İstanbul'la ilgili yapıyorlar” diye tepkisini dile getirmişti.

Erdoğan’ın bu cümlenin bir benzerini Gezi direnişinden sonraki dönemlerde de söylediğini hatırlıyoruz:

"İnşallah Taksim Kışlası da isteseler de istemeseler de tarihine uygun olarak yapılacak.”

Yapılamadı.

Kamunun sürece katılımını tamamen yok sayarak devreden çıkarırcasına yürütülen bu ısrardan, bu tepeden inmeci dayatmadan görüyoruz ki, Türkiye’de karar verici, inisiyatif alıcı devlet mekanizmaları AKP tarafından partileştirilmiş olmasının ötesinde işgal edilmiş vaziyette. 

Buna karşı yapılan en ufak bir eleştiri ya da muhalefetin ses çıkarışına tahammülleri sıfır noktasında. 

Ancak, gördük ki, her türlü sindirme ve suçlulaştırma hamlesine rağmen bunu siyasi anlamda doğru argümanlarla ortaya dökerek tartışma alanına çeken yerel ya da ulusal bir siyasetçi toplumdan alması gereken karşılığı alabiliyor.

Bu projeye karşı olmak hayati bir mesele olmanın ötesinde muhalif toplum kesimleri için de bir turnusol.

Tabi burada muhalefetin itirazının özellikle de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin karşı çıkışının sadece Kanal İstanbul’a yönelik olmadığını, bir kanal yapılacakmış gibi bir algı yaratarak oraya yeni bir şehir planlanıyor olmasına karşı çıkıldığını söylemek lazım.

Çünkü, tepeden inmeci bir zihniyetle üstelik büyük bir hezimetle kaybettikleri İBB’yi, İBB’nin tasarrufu ve inisiyatifi dışında yeni ve kaldıramayacağı bir yükün altına sokmaya çalışıyorlar. 

Bunu da arsa spekülasyonuyla, yerli ve Katarlı birtakım isimlerin burada arsa aldığı yönünde haberleri dolaşıma sokarak, rantı köpürterek, inşaat ağalarıyla yeni bir çökme düzeni inşa etmeye uğraşıyorlar.

Erdoğan’ın “hayalim” dediği projeye İmamoğlu’nun “cinayet” demesi işleri ciddileştirdi.

Erdoğan’ın, İmamoğlu’nu kast ederek, “İşine baksın” demesi üzerine İmamoğlu, “Oturarak, çalışmayarak, iş üretmeyerek belediye başkanlığı yapmak için seçilmedim. Ben toplumun menfaatlerini ve haklarını korumak için belediye başkanı seçildim. ‘Sen otur işine bak’ cümlesinin bir başka açılımı, ‘En iyisini ben bilirim’ demektir. Bence en iyisini 16 milyon bilir. Ben, bu anlamda süreci sonuna kadar takip edeceğim” diye cevap verdi.

Ocak 2020’de İmamoğlu, Erdoğan’a Kanal İstanbul ile ilgili dört sayfalık bir mektup verdi. İmamoğlu, mektubu verdiği gün, "İçerik şu; son günlerde özellikle bakanların yalan yanlış ifadeleriyle, süreci manipüle etme çabalarını, Cumhurbaşkanına yanlış bilgiler aktardıklarını ve İstanbul’la ilgili kendilerine brifing vermek istediğimi ve kendileriyle buluşma arzumu dile getirdim. Ben 16 milyonun belediye başkanıyım ki Cumhurbaşkanı da bizim hemşerimiz. Bu ülkenin en büyük ve en değerli kentinin belediye başkanıyım. Dolayısıyla bu hakkımı talep ediyorum, Cumhurbaşkanına bunu yazılı olarak verdim. Vicdanıyla, adaletiyle kendilerinden bu daveti bekliyorum” demişti.

O günlerde Erdoğan’dan mektuba yönelik açıklama gecikmedi, İmamoğlu'nun kendisine verdiği mektubun içeriğine ilişkin açıklama yapmasının doğru olmayacağını belirterek, “Kanal İstanbul konusu bu şahsın (İmamoğlu) konusu değil" dedi ve ekledi: "Kanal İstanbul'da kararlıyız.”

Kanal İstanbul projesiyle ilgili en kritik noktalardan bir tanesi, projenin kamu yatırım stoğunda yer almaması, açıklananın çok üzerinde olduğu tahmin edilen maliyetinin net olmaması, kimin hangi finansal yatırım modeliyle ne zaman yapacağının belirsiz olması.

Kanal İstanbul projesi, 2021 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık  Programı’nda

yatırımlar başlığında ya da diğer başlıklar altında yer almıyor. Ne başlangıç tarihi ne bitiş tarihi, ne proje bedeli hiçbir şey belli değil.

Hoş diyeceksiniz ki, imar planlarıyla, çevre düzeni planlarıyla zaten zemini yaratılıyor. O halde aynı zamanda proje hukuksuzdur da…

Bunlarla ilgili hukuksal süreçler de bir yandan devam ediyor. 

Kanal İstanbul Projesi için hali hazırda açılan dava sürerken, askı sürecinde plana yapılan itirazların değerlendirildiği gerekçesiyle hazırlanan İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği'nin 22 Haziran 2020 tarihinde onanarak askıya çıkarılması üzerine; afet risklerini arttırarak kent güvenliğini daha da zayıflatan değişikliğe, 29 Eylül 2020’de TMMOB tarafından dava açıldı.

Kanal İstanbul projesi için hazırlanan ve 23 Aralık 2019 tarihinde onanan İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği 30 Aralık 2019 tarihinde askıya çıkmış; ekolojik sürdürülebilirlik, şehircilik ve planlama teknik, ilke ve esasları ve kamu yararına aykırılık taşıyan plan değişikliğinin iptali istemiyle TMMOB ve ilgili odalar tarafından dava açılmıştı. Açılan dava sürerken askı sürecinde plana yapılan itirazların değerlendirildiği gerekçesiyle hazırlanan İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği 22 Haziran 2020 tarihinde onanarak askıya çıkarılmıştı.

Daha sonra yine TMMOB tarafından 5 Ekim 2020 tarihinde Kanal İstanbul için hazırlanan Rezerv Yapı Alanı I. Etap, II. Etap ve III. Etap 1/5.000 ölçekli nazım imar planları ile 1/1.000 ölçekli uygulama imar planlarının iptali için dava açıldı.

Projenin gerçekleşmesi halinde alanda telafisi imkânsız ölçekte su, kumul, orman ve yaban hayatı kaybı gerçekleşeceğinin altı çizilen dilekçede, söz konusu planın Anayasa’ya da aykırı olduğu da bildirildi. Planın öncelikle ‘yürütmesinin durdurulmasının’ ardından da iptaline karar verilmesinin talep edildiği dilekçede, şu ifadeler yer aldı:

“İstanbul’un büyük ve giderek yaklaşan bir afet riski altında olduğu bilinen bir gerçektir. Böyle bir durumda, çıkış gerekçesi 6306 sayılı Kanun olan dava konusu planların, amacına uygun biçimde, afet risklerini bertaraf etmeye ve İstanbul halkına güvenli yaşam çevreleri oluşturması beklenirken, bu kaygıları hiçbir şekilde taşımayan ve tamamen yapılaşmaya odaklanmış, doğal ve kültürel alanlar üzerinde büyük tahribatlara ve yıkımlara neden olacağı açık olan bir içerikle kurgulandığı, bu anlamda açıkça şehircilik bilim ve ilkelerine, planlama ilke, teknik ve esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu ve uygulanması halinde telafisi mümkün olmayan zararlara neden olacağı ortadadır. Dünyanın ve ülkemizin içerisinden geçmekte olduğu pandemi süreci, gıda ve su açısından kentlerin kendine yeter olabilmesinin önemini tüm açıklığı ile ortaya koymuştur.”

Yazının kaynağına buradan ulaşabilirsiniz