Emtia piyasasında 'Süper Döngü' ve Türkiye

Çin'de hâlihazırda yeniden başlayan büyüme, devam eden muazzam teşvik harcamaları, şimdiden duyulmaya başlayan küresel enflasyonun ayak sesleri, merkez bankalarının enflasyon toleransı, artan çevresel altyapı yatırımları ve salgın sonrası küresel ölçekte beklenen toparlanma ile birleşen zayıf ABD doları. 

Listelenen bu faktörler yeni bir "emtia süper döngüsü" için bir reçete oluştururken aynı zamanda da 2021'de izlenmeye değer en ilginç bir varlık sınıfını yaratmakta. Aslında JP Morgan buna, 1997-2009 döneminde Çin'in yükselişi ve ABD dolarının zayıflamasıyla sahnelenene benzer "uzun soluklu patlama" diyor. 

2009-2021 dönemindeyse Çin'deki yavaş büyüme, güçlü ABD doları ve tabii ki aşırı kaya gazı üretimi özellikle petrol fiyatlarını vurunca küresel mali krizle birlikte emtia fiyatlarında yine 12 yıl sürecek büyük bir gerileme yaşandı.  

2021 ise bir dönüm noktası olacak gibi görünüyor. Demir cevheri, bakır ve platin başta olmak üzere metal fiyatları şimdiden çok yıllık zirvelere ulaştı. Asya'dan gelen talep ve kuraklık mısır, pirinç ve buğdaydan anlaşıldığı üzere gıda fiyat enflasyonunu altı yılın en yüksek seviyesine çıkardı. Brent petrol fiyatı, varil başına 60 ABD Dolarının üzerinde işlem görüyor. Tüm bunlar ise tam da ABD dolarının zayıflamaya devam ettiği bir zamanda geliyor.

Böyle bir dalga Türkiye ekonomisi için önemli sorunlar yaratacak. 

Türkiye ekonomisi yıllık %15 TÜFE enflasyonu, %5,3 cari işlemler açığı GSMH oranı ve net -40 milyar doları seviyesine düşerek tükenmiş döviz rezervleriyle uzun soluklu yüksek küresel emtia fiyat artışıyla başa çıkmaya hazır olmaktan çok uzak. 

Türkiye net enerji ithalatçısı bir ülke. Pandeminin ekonomik etkileri ham petrol ithalatını 2019 seviyesi olan 31,1 milyon tondan geçen yıl 29,4 milyon tona; enerji ithalat faturasını da 2019’daki 41,7 milyar dolardan 28,9 milyar dolara geriletti.   

2019'da küresel ortalama Brent fiyatı varil başına 64,4 dolardı. Pandemi şokuyla beraber azalan talep  2020'de varil başına Brent fiyatını ortalama 40 dolara kadar indirdi. Bu sene ise Ocak ayında Brent fiyat artışı %7,6 olurken, tek başına Şubat ayındaki artış %15,2.  Bugünlerde Brent varil fiyatı 63,3 dolara yükselmiş durumda.  

OPEC'in üretim kotalarını gevşeteceği ve kaya petrolü üretiminin daha sonra hızlanacağı beklentilerine göre 2021 ortalama Brent fiyatının varil başına 65 dolarda sabit kalması varsayımı yapılabilir. 2021'de 2020'ye göre 25 dolar artan ortalama Brent fiyatı, Türkiye'nin ithalat faturasına kabaca fazladan 10 milyar ABD doları ekleyecek.

Geçtiğimiz yıl COVID-19 nedeniyle %70 daralmayla 12 milyar dolara kadar gerileyen Türkiye’nin turizm geliri bu yıl toparlanacak; ancak iyileşme ancak %30-35 ile sınırlanacak gibi. O da iyi bir senaryoda. 

Bu arada, Türk lirası dolara karşı geçen Kasım ayında ekonomi yönetiminin değişmesinden bu yana değerlenme eğiliminde. Yılbaşından bugüne toparlanma dolar karşısında yaklaşık %7’de; Kasım başından bu yana ise %21 civarında. 

Daha ortodoks bir para politikasına geçişle birlikte, politika faizi Kasım'daki %10,25'e kıyasla şimdi %17'ye yükseldi. Daha güçlü TL, Türkiye ekonomisinde her zaman daha güçlü ithalat talebi anlamına geliyor. 

Faiz artışlarına rağmen, Türkiye'nin 2021'de geçen yıl kaydedilen GSYH büyümesinin iki katı olacak şekilde %4,5-5 oranında büyümesi bekleniyor. İhracatın geçen yılın düşük seviyesinden yaklaşık %10 arttığını ve ithalatın da doğal şartlarda %12 büyümesine petrol fiyat artışından gelen 10 milyar doların da eklendiği hesapta, Türkiye'nin ticaret açığı geçen yılki 50 milyar dolardan 2021'de 70 milyar dolara çıkacak. Böylece 2021'de cari açık da 45 milyar dolara veya GSYH’nin % 6'sının üzerine yükselecek.

Türkiye’nin 12 aylık ileriye dönük dış borç ödemeleri 170 milyar dolar civarında. GSYH’nin %6'sına ulaşan bir cari açık hesaba katıldığında, gerekli dış finansman ihtiyacı 215 milyar dolara ulaşıyor. 

Bu, TL üzerindeki baskıları yeniden su yüzüne çıkaracak kadar sağlam bir miktar.

Hükümetin bir karar vermesi gerekecek. Böylesine büyük bir döviz açığını finanse edebilmek istiyorsa, ya büyümeyi daha somut bir şekilde yavaşlatması gerekecek ki bu da enflasyonu da daha hızlı düşürmeye yardımcı olacak yeni faiz artışlarıyla olabilir. Ya da AKP-MHP ikilisi Batılı finansörleriyle bağlarını düzeltmek zorunda kalacak. Hatta belki de her ikisini de yapmak zorunda kalacak. 

Bakalım 2021'de AKP-MHP iktidarının tercihleri Türkiye ekonomisini nasıl şekillendirecek. 


@Ahval Türkçe 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.