Çetin Ünsalan: Bu artan fiyatlar kimin eseri?

Hayat pahalılığı hepimizin malumu… Özellikle gıda fiyatlarına yetişemeyen bir ülkede, enflasyondan alım gücünün düşmesine kadar her başlığı ve olumsuzluğu da bunun üzerinden yaşıyoruz.

Her ne kadar enflasyon hesaplamaları içerisinde gıda fiyatlarının ağırlığı sürekli düşürülerek, tüketmiyormuşuz gibi yapılmak istense de, hayatın gerçeğinde bunun hiçbir karşılığı yok. Sürekli artan fiyatlar vatandaşın canını yakıyor.

Peki ama bu artan fiyatlar kimin eseri? Öncelikle yapılan araştırmalarda market rafında 5 birimlik bir ürünün sadece 1 biriminin üretenin cebine gittiğini hatırlatarak söz başlamamız lazım. Yani çok açık bir gerçek var ki, üreten bu işten para kazanamıyor.

Ulaştırmadan vergilere kadar aradaki maliyetler konuşulmasın diye iktidarın uydurduğu ‘aracılar’ ise henüz bulunabilmiş değil. Elbette kötü niyetli bazı insanlar olabilir. Fakat ‘aracılar çok para kazanıyor’ vurgusunun bir şehir efsanesinden öte bir anlam taşımadığı da açıkça görülüyor.

Çünkü kim bu aracılar dediğinizde gösterilen adreslerin hiçbirinin büyük paralar kazanan değil, aksine maliyetlere para yetiştiremeyenler olduğunu görüyorsunuz. Çiftçinin mazotundaki maliyeti görmeyenlerin, taşıma ve depolama maliyetlerini de görmesini beklemek zaten hayalcilik olur.

Dış güçler misali, fırsatçılar, vurguncular adı altında gizlenen bir sorunun daha temelde bir yanlıştan ve bazı kesimlere alan açmaktan başka bir anlam taşımadığı çok açık görülüyor. Üretimdeki iptidai yapının dönüştürülmesi yerine, tarım arazilerini üç beş kişiye vermek, hal sistemindeki aksaklıkları gidermek yerine, dağıtımı yine bir kaç şirkete devretmek çok da akılcı ve iyi niyetli bir eğilim hissi vermiyor.

Son örnek Bafra Ovası’nda yapılan üretim gerçeği… Büyükşehirlerin bir çoğunun meyve sebze ihtiyacını karşılayan bu noktadaki üretici fiyatın maliyeti karşılamadığından yakınıyor. Hal yetkilileri, alım satım fiyatlarını örneklendiriyor. Tüketicinin talebinin düştüğü vurgulanıyor.

Haber yapılıyor; üzerinde siyasiler muhtemelen konuşuyor; ama kimse gerçek çözümün üzerinde durmuyor. Bu sadece bir örnek… Hayatımıza direkt etki ettiği için fiyatlara bağlı olarak konuşuyoruz.

Oysa aynı sorunun sanayiden market sayısına, tarımdan hizmet sektörüne kadar her alanda yaşandığı görülüyor. Bir ülkede herkes kaybeder mi? Eğer herkes kaybediyorsa bunun nedeni sorgulanmaz mı?

Sorun çok belli… Tamamen plansızlık eseri bir fotoğraftan söz ediyoruz. Eğer siz bir ülkede sanayi, tarım ve işgücü envanterini yapmadıysanız, kimin ne ekeceğine, hangi üründen ne kadar üretileceğine karar vermezseniz, günün sonunda gün kurtarmanın derdine düşer; yine günün sonunda da kimseyi mutlu edemezsiniz.

Türkiye’nin ekonomide en önemli sorunu ne derseniz; bir çok kişi sermaye yetersizliğinden bahseder. Oysa bu sadece sonuçtur. Ülke ekonominin gerçek sorunu, plansızlık, bilim dışılık ve günü birlik politikalardan kaynaklanmaktadır.

Bu sorunu aşmadan da geriye kalan her şey, sadece sorun ertelemedir ve o problem genellikle daha ağırlaşarak gelir. Akıl ve bilimin olmadığı yerde sadece sefalet olur ve sefalete ağlayanlar ya da yok sayanlar arasında kaybolursunuz. Yaşanan da bu…


Bu yazı Para Analiz'den alınmıştır.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar