Ekonomistler üst üste 12 ay enflasyonda karavana attı!

İyi Parti Milletvekili ve eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, IMF’nin 4’üncü madde incelemeleri çerçevesinde yaptığı Türkiye ziyaretinde kurumun ekonomistlerine Türkiye’deki devletin açıkladığı verilere vatandaşların güveninin kalmadığı yönünde şikayetlerde bulundu. Elbette bu açıklama mevcut Türkiye şartlarında Yılmaz’ın linçe uğraması için yeterli bir neden.

Ancak Yılmaz gibilerin iktidar ve bağlısı medya tarafından hedef tahtasına oturtulması, Türkiye’de devletin açıkladığı verilere ilişkin kuşkular oluşmasının önüne geçemiyor. Geçmişte Yunanistan’da da şahit olunan veri sahtekarlığı konusu, son bir yıldır ekonomik krizi derinlerinde hisseden, ancak resmi verilere bakıldığında işlerin o kadar da kötü gözükmediği Türkiye için de popüler bir konu.

Kuşkusuz en önemli sorun devletin açıkladığı enflasyon rakamlarında. Türkiye gibi parası bir anda eriyen ve bu yüzden iğneden ipliğe hemen her şeye rekor düzeyde zamlar yapılıp halkın alım gücü hızla düşürülen bir ülkede enflasyon oranları Eylül sonunda yeniden tek haneye indi. Oysa sadece enerji fiyatlarındaki artış bile, açıklanan enflasyon rakamlarından şüphelenmeye yetiyor.  

Enerjisinin tamamını ithal eden Türkiye son bir yıl içinde elektrik fiyatlarında yüzde 60, doğalgazda ise yüzde 50 civarında zam yapmak zorunda kaldı. Sanayileşmiş bir ülkede, genel enflasyon oranının enerji fiyatlarından bu derece uzak gerçekleşmesi ilk bakışta somut gerekçelerle kolayca açıklanabilecek bir durum değil.

Tabii enerji zamlarına karşı enflasyonun yükselmesini engelleyecek çeşitli gerekçeler sayılabilir. Mesela verimlilikteki bunlardan biridir. Aynı miktardaki enerjiyle çok daha fazla üretim yapabilmek bir verimlilik artışıdır ve fiyatlarda öngörülenden çok daha az artış yaşanasını sağlayabilir.

Ancak bu Türkiye için geçerli bir durum değil.

Örneğin yine enerji üzerinden giderek, kullanılan enerji karşılığı elde edilen milli gelir düzeyine bakarsak, ülke ekonomisinde bir verimlilik artışının olmadığı açıkça görülür. Türkiye’de Haziran sonu itibarıyla yıllık bazda tüketilen akaryakıt, elektrik ve doğalgaz miktarı sırasıyla yüzde 6, yüzde 0.7, ve yüzde 2.1 azaldı.

Buna karşın dolar bazlı milli gelir bir önceki yılı göre yüzde 18 düşmüş durumda. Dolayısıyla Türkiye enerji gibi temel bir girdi ölçeğinde bakıldığında verimlilik artışı değil, verimlilik düşüşü yaşayan bir ülke görünümünde.

Dolayısıyla enflasyonda son bir yılda yaşanan 15 puanı aşkın düşüşün ekonomide daha ucuz üretim sağlayacak bir verimlilik artışından kaynaklandığını söylemek doğru değil.

Diğer taraftan talepteki çarpıcı daralmaların getirdiği şoklar üreticinin maliyetlerini tam tüketiciye yansıtamaması nedeniyle bir enflasyon düşüşü ya da yavaşlaması getirebilir. Ancak Türkiye’de Eylül 2019 itibarıyla yıllık üretici enflasyonu yüzde 2.45 ile tüketici enflasyonunun 7.5 puan altına inmiş durumda. Dolayısıyla devletin açıkladığı bu rakama göre de piyasalarda zam yapmamayı gerektirecek çok büyük bir durgunluk ya da zam yapmayı gerektirecek çok büyük bir maliyet artışı da gözükmüyor.

Peki rasyonel nedenlerle açıklanamayan enflasyon düşüşün sebebi ne olabilir?

Türkiye’de fiyat artışlarının seyrine bakıldığında, enflasyonla ilgili temel kırılmanın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Damadı ve Hazine-Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın geçen yıl yaptığı kritik bir görevlendirmenin ardından gerçekleştiği görülüyor. 

Albayrak ülkede enflasyonun yüzde 25.24 ile zirve yaptığı Ekim 2018’de TÜİK’te fiyat artışlarını hesaplayan bölümün başına Enerji Bakanlığı’ndan yakın mesai arkadaşı olan Yinal Yağan’ı atadı. O tarihten sonra ülkede yıllık enflasyon hızla düşüşe geçerken, 12 aydır açıklanan tüm aylık fiyat artışı verileri piyasaların ortalama tahminlerinin altında kaldı. Yani anlı şanlı, yerli-yabancı bankalar enflasyon hesaplarında 12 kez üst üste karavana atış yaparak bir rekora imza attı.

Öte yandan, muhtemelen ‘başarılarından’ dolayı Nisan ayında TÜİK Başkanlığı’na getirilen Yağan’ın açıkladığı rakamlar o kadar sürpriz ki, enflasyonla ilgili sadece piyasalar değil devleti de yanılttı.

Geçen yıl Eylül sonunda açıklanan ekonomi programına göre ekonomi yönetimi 2019 yılı için yüzde 15.9 enflasyon tahmini yapıyordu. Keza ülkede enflasyonu kontrol altına almaktan sorumlu ana kuruluş olan Merkez Bankası 2018 Ekim’inde yaptığı öngörüde 2019 enflasyonunu yüzde 15.4 olarak belirlemişti. Sonuçta yanıldılar.

Türkiye’de yaşananla ilgili bir başka ilginç gelişme de Merkez Bankası’nın son iki toplantıda yaptığı hızlı faiz indirimlerine karşın enflasyon oranlarındaki düşüşün de hızlanması. Bu piyasalar ve Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki enflasyon mu faizden çıkar, faiz mi enflasyonda tartışması için önemli bir gösterge. Açıklanan veriler, sürpriz şekilde Erdoğan’ın iddiasının haklı olduğunu gösterecek gibi duruyor!  

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.