Ara 20 2017

Enflasyon 2018'de de çift hane

Türkiye, 2010-2014 arasında bütün dünyada döviz bolluğu yaşanırken hatta, FED ve ECB gibi merkez bankaları piyasalara senelerce faiz artırmayacaklarını taahhüt ederken, kısa vadeli faizlerini göreceli olarak yüksek tuttu. Bu dönemde TL’deki getirir döviz bazında o kadar yüksekti ki, Japon ev hanımları bile mutfak harçlıklarından artırdıkları paraları TL’ye yatırdı. 

Carry Trade denilen sistem basit bir makine gibi işliyordu. Merkez Bankası TL’ye tüm rakiplerine göre daha yüksek faiz kazancı vaat ediyor; bu cazibeye kapılan yabancı yatırımcı dövizini satıp kısa vadeli faize yatırıyor; yabancı yatırımcının sattığı dövizle piyasada kurlar düşüyor;  yatırımcı hem faiz hem de kur farkı geliri elde ediyor, toplanınca kağıt üzerinde çok yüksek kazançlara ulaşıyordu. Sistemde ani bir kur artışının yarattığı risk her zaman vardı.

Ancak dediğimiz gibi, dev Merkez Bankaları uzun süreliğine ucuz döviz garantisi verdiği için bu karlı ve riskli ‘elim sende’ oyunu devam ettirilebiliyordu.  Bu süreçte Türkiye bir sıcak para şampiyonuna dönüştü, 5 yılda 120 milyar dolar portföy yatırımı ülkeye aktı.

Ucuz dövizin yarattığı satın alma gücü, özel sektörün iç piyasaya dönük yatırımlarla birleşince ülkenin toplam döviz açığı 168 milyar artışla, 275 milyardan 443 milyar dolara yükseldi. Bu dönem Türkiye’nin en kısa  sürede en yüksek dış borç aldığı yılları ifade ediyor. O dönemin para politikası özeti ise ‘Yüksek faiz, düşük döviz’ olarak nitelenir.

Gelelim bugüne. Türkiye 2014’ten bu yana yine dünyanın tersine bir politika izliyor. Bu kez politikanın adı ‘Düşük faiz, yüksek döviz’. Faiz benzer ülkelere göre göreceli olarak düşük tutuluyor, döviz kurları sürekli artıyor. Tabii bunun iktidar kanadında taraftarları da var. Yüksek döviz kurunun dış ticarette başarı getireceğini söylüyorlar.

Tecrübeli bankacı Tuğrul Belli ise Dünya’daki köşesinden bu duruma değiniyor. Belli’ye göre bu kadar döviz borcu olan ve dolarize olmuş bir ekonomide bunlar çok riskli politikalar. Şunları söylüyor: 

‘Bazı yorumcular faizin artırılmamasını ve “düşük faiz + yüksek kur” politikası takip edilmesini salık vermekteler. Öncelikle şunu unutmayalım: Türkiye öyle böyle değil, “ağır” dolarize bir ülkedir. Bankacılık mevduatlarının yüzde 42’si döviz mevduatlarından oluşmaktadır. Krediler tarafında ise bu oran yüzde 31’dir. Türkiye’nin dış borç stoku 437 milyar dolarla milli hasılasının yüzde 52’si kadardır. Böyle bir ekonomide yerel paraya itibar kazandırmadan bir normalizasyon sağlamak mümkün değildir.’

Belli durumu enflasyon ve hayat pahalılığına yansıyacağını da söylüyor. Ve ‘4.5 senedir neredeyse mütemadiyen yaşanmakta olan devalüasyon nedeniyle uzun süreden beri biriken fiyat ve zam baskısını da dikkate alırsak, enflasyonun önümüzdeki sene yüzde 10’lar civarında kalacağını söyleyebiliriz’ diyor.