Tem 03 2018

Enflasyon ve yeni normalimiz: Türkiye açlığa gidiyor

Patates 5, soğan 6 TL olunca sosyal medyada günlerce mizah konusu yapıldı. Hükümet pek çok konuda olduğu gibi konuya ‘spekülasyon var’ açıklamasıyla yaklaştı, ithalat değneğini çıkartıp geçen yıl Suriye’den elde edilen alanlarda üretilen patatesleri yurda getirdi ve sorunun kısa sürede çözüleceğini belirtti. Ziraat odaları, esnaf dernekleri iktidarın önüne atlayıp zamların kaynağının tarımdaki yönetim hatalarından kaynaklanmadığını açıkladı. Hatta suç, sıcak havayı sevmemelerinden dolayı tarlada kendiliğinden kuruyan patates ve soğana çıkarıldı... ‘Yeni mahsule az kaldı, fiyatlar düşecek’ dendi.

Ancak bugün açıklanan enflasyon rakamlarının ayrıntıları konunun hiç de patates ve soğanın kaprisinden kaynaklanan bir sorun olmadığını gösterdi. Haziran’da yüzde 15.4’e çıkıp tüm beklentileri aşan enflasyonda ana nedeninin gıda fiyatlarındaki genel bir yükseliş olduğu anlaşıldı. Aylık enflasyon yüzde 2.61 olarak hesaplanırken, toplam harcama grupları içinde yüde 23’le en büyük ağırlığa sahip olan gıda fiyatlarındaki artış yüzde 5.98’e ulaştı. Bir başka ifadeyle genel enflasyondaki 2.61 puanlık artışın 1.4 puanı gıda fiyatlarından kaynaklandı.

Fiyatı en çok artan 20 üründen 10’u gıda sepetinden çıktı. Sadece patates, soğan değil, domatesten elmaya, limondan biber ve salatalığa kadar tüm ürünlerde rekor fiyat artışları yaşandı. Zaten yıllık gıda ithalatı 15 milyar dolara koşan ve hemen her tür tarım ürününü ithal etmeye başlayan Türkiye, ithal etmediği ürünlerdeki fiyat artışı nedeniyle dünya enflasyon liginde zirveye çıktı.

Aslında tarım sektörünü izleyenler için bu bir sürpriz değil. Çünkü kullandığı gübreden ilaca, akaryakıttan tohuma kadar hemen her girdisi ithalata, yani dövize bağlı olan Türkiye’de tarımsal üretim artık ucuza yapılabilecek bir iş olmaktan çok uzakta. Son Başbakan Yıldırım’ın ‘Dolar iner çıkar bize ne! Dolarsa ne olur dolmazsa ne olur’ diye dalgasını geçtiği kur artışı, Türkiye halkını can damarından, yani boğazından vurdu. Hükümet kur artışının faturasını akaryakıtta ve enerjide koyduğu narhlarla çözse, esnaf zaten satışları zaten daha düşük diye pek çok ürüne zam yapmaktan çekinse de, talep esnekliği bulunmayan gıda ürünlerinde maliyet artışları anında etiketlere yansıdı. Seçim sonrası dövizin düşürülmesinin imkansız olduğu anlaşılırken, artık ürettiği kendine yetmeyen ve gıda fiyat artış ile gelir artışı arasındaki makas giderek artan, kısacası daha az beslenebilen bir halk ortaya çıkıyor.

Kuşkusuz son 12 yılın zirvesine çıkan enflasyon bize sadece gıda kıtlığı konusunda ipuçları vermiyor. Aynı zamanda ekonomideki stagflasyon yani durgunluk içinde yüksek enflasyon olgusunun giderek yayıldığını da gösteriyor. Tüketici enflasyonu yüzde 15.4 olurken, üretici fiyatlarının yüzde 23.7 yükselmesi, piyasalardaki düşük talebin devam ettiğinin kanıtı. Aracılar üreticinin yaptığı zammı tüketiciye yansıtamıyor. Zaten satılmayan bir mala biraz daha zam yapıp, satış şansını iyice düşürmek perakendeci kesime de mantıklı gelmiyor anlaşılan. Yılbaşında TÜFE ile ÜFE arasında 2 puan olan farkın 8 puanı aşması, buna rağmen tüketici fiyatlarının Hükümet’in hedeflediği düzeylerin üç kat fazlasına ulaşması, stagflasyon olgusunun hızla ekonomiyi istila ettiğini gösteriyor elbette.

Daha da beteri; pek çok zammın 24 Haziran seçimleri öncesinde iktidarın isteğiyle ertelenmesi ve seçim biter bitmez art arda hayata geçmeye başlaması… Bu enflasyonun önümüzdeki aylarda da yükselişine devam edeceğini garanti ediyor. Beklenenden yüksek çıkan enflasyonla memur ve emeklilere yapılmak zorunda kalan fazladan zamlar ise ‘yapışık enflasyon’ denen yeni zam zincirlerini tetikleyeceği için artık kimse yüzde 20’lik enflasyona hayal gözüyle bakmıyor. Piyasalar da bu yüzden doların ateşini çıkartıp Merkez Bankası’nı biraz daha faiz artışı yaptırmanın peşine düşüyor.