Mark Bentley
Kas 04 2017

Türkiye’nin enflasyon artışında tehlike çanları

 

Türkiye şu an gelişmekte olan, sorumluluk sahibi bir pazar ekonomisi için kabul edilebilir sınırları genişletiyor.

Temel tüketici fiyatları tüm analistlerin beklentilerini aşarak 2008’den bu yana en yüksek oran olan 11.9’a yükseldi. Oran, BRIC enflasyonunun dört katını aşıyor. Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin'deki fiyat artışları yüzde 2,6 seviyesinde.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ekonomiyi teşviki ve uysal bir merkez bankasının varlığı Türkiye’nin Polanya, Güney Afrika gibi ülkeleri içeren kurulu gelişmekte olan pazar ekonomileri ile Ukrayna ve Arjantin gibi ‘’basket-case’’(kötü yönetilen ve neredeyse tamamen çökme durumuna gelmiş)  ekonomiler arasında bir konuma yerleşerek enflasyon konusunda kendisini yalnız bulması anlamına geliyor.

 

Emerging-market inflation

Türkiye’nin tersine diğer pazarların çoğunda fiyat artışları yavaşlıyor. Yabancı yatırım için Türkiye’ye alternatif bir adres olan Rusya’da enflasyon geçtiğimiz yıl boyunca yarıdan fazla düşerek %3’e geriledi. Brezilya’da ise fiyat artışı oranı yılda üçte ikiden fazla düşerek %2.5’e geriledi. Macaristan’da enflasyon Eylül ayında %2.5’e düşerken, Çin ve Hindistan’da da enflasyon düşüş halinde.

Normalde, mevcut veya hedeflenen enflasyondan daha yüksek olan oranlar, gelişmekte olan piyasalarda varlık satın alan yatırımcılar tarafından kabul edilebilirdir. Bu ekonomiler yüksek büyüme oranları sayesinde hızlı fiyat artışlarını absorbe etme kabiliyetine sahiptir. Örneğin, Güney Afrika %4.5'lik bir enflasyon hedefine sahipken, ekonomisi çeyrek dönemde %2.5 oranında büyüyor. Hindistan geçen Ağustos ayında hedefini %4 olarak belirledi ve ekonomisi %5,7 oranında genişliyor.

Fakat yatırımcılar bu tür ülkelerde yatırımlarda bulunurken güven ilkesine yaslanır. Diğer bir deyişle yatırımcılar, hükümetin ve para politikasını yönetmekle görevli kurumların (merkez bankası, maliye bakanlığı) enflasyon hedeflerine sadık kalarak ve ihtiyatlı ekonomik, mali politikalar uygulayarak ekonomik büyümeyi sürdürmesine dair beklentiye sahiptir.

Türkiye bu konuda patinaj halindedir.

1990’lı yıllarda başa gelen hükümetler, ekonomiyi en nihayetinde 2001’de krize sokacak olan, ciddi enflasyon problemiyle başa çıkamadılar. 2002 yılında Erdoğan’ın seçimleri kazanmasından sonra, ekonomiyi yenileyen IMF destekli program ve Türkiye’ye AB üyelik görüşmelerini  kazandıran demokratik reformlar sayesinde Türkiye, on yıllardır ilk defa tek haneli enflasyona ulaştı.

2005 yılında hükümet eski 1.000.000 TL’yi  1 TL ile değiştirdi ve bu yeni Türk lirasını tantanalı bir biçimde tanıttı.

Inflation since Erdogan

Erdoğan döneminde enflasyon

Yabancı sermayenin ülkeye çekilmesine yardımcı olması amacıyla Türkiye 2006’dan 2008’e kadar enflasyon hedeflemesinde sıkı bir sistem uyguladı. Sonrasında hükümet, 11 Eylül sonrası dönemde fiyat istikrarı sürerken merkez bankasının ekonomik büyümenin sağlanmasında daha geniş bir sorumluluk almasıyla birlikte %5’lik bir enflasyon hedefi öngören, daha esnek bir rejimi takip etti. Hükümet bu hedefe 2011’de yalnızca bir kereliğine ulaştı.

Fakat şuan şaşırtıcı ve hatta endişelendirici olan şey mevcut enflasyon ile hedeflenen arasındaki uyuşmazlık. Eski Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın %5 enflasyon hedefini yakalayamadığı 2011 ile 2015 arasındaki 5 yılda ortalama enflasyon %7.6 idi. Şubat 2017’den bu yana (Mart ayındaki %9.8’e iniş hariç) enflasyon çift haneleri gördü.

Inflation this year

Bu yılın enflasyonu

Problem özünde politikayla ilgili. Türkiye’nin Merkez Bankası enflasyonu kontrol altına almaktan ziyade hükümet teşviklerini destekleme yönünde, başlıca gelişmekte olan diğer pazar ekonomilerinin merkez bankalarına oranla daha fazla baskı altında olabilir. 27 Ekim’deki makalemde tartışıldığı üzere Merkez Bankası Müdürü Murat Çetinkaya faiz oranlarının enflasyona yol açtığına inanıp daha düşük borçlanma maliyetleri talep eden bir Cumhurbaşkanı ile baş etmeye çabalıyor. Bununla birlikte ekonomiye bu yıl 200 milyar Türk lirasından (51 milyar dolar) fazla kredi garantisi teşviki sağlayan hükümet, ekonomik büyümeyi artırmanın yollarını tüketiyor.  Hükümetin istediği son şey ise Merkez Bankası tarafından faiz oranı tedbiri uygulanması.

Erdoğan tarafından göreve özenle seçilerek getirilmiş olan eski İslami bankacı Çetinkaya,   haftalık repo faiz oranı göstergelerini , Türk lirasındaki düşüşü durdurma çabasıyla  %0.5 oranında artırıma gittiği geçen Kasım’dan bu yana, %8’de tuttu.

 O tarihten itibaren göstergeler yerine ‘geç likidite penceresi’ne odaklandı ve Nisan’da son bulan üç ay içerisinde oranı %12.25’e yükseltti.

Türkiye’de ekonomi alanında önde gelen köşe yazarı Uğur Gürses’in Hürriyet Gazetesi’nde 2 Kasım tarihli yazısında belirttiği gibi:

‘’Türkiye’ye dışarıdan bakan biri; %5 hedefi olan bir Merkez Bankası’nın, koyduğu tahminlerle, önümüzdeki iki yıldan uzun bir zaman diliminde hedefi tutturamayacağını açıklamasını, olsa olsa ‘hedefi tutturmaya niyetim yok’ olarak okurdu.’’

Milliyet Gazetesi köşe yazarı Servet Yıldırım bu haftaki yazısında enflasyon konusunda piyasa beklentilerinin kötüleştiğini, bu eğilimin devam etmesi durumunda merkez bankasının durumu tamir etmesinin biraz zaman alabileceğini söyledi.

Fakat faiz oranlarının, (bu sene bankaların daha fazla borç almaya zorlandığı) geç likidite penceresi için bile yükseltilmesi, Erdoğan’ın istekleriyle çelişirdi.

Bu arada Türk lirasının değer kaybetmesi (geçen ayda %8.5 oranında değer kaybetti), para biriminin zayıflığının ithal mallar için yüksek fiyatlar anlamına geliyor olmasından ötürü, enflasyonun yavaşlamadan önce hızlanacağını gösteriyor.

FED tarafından gerçekleştirilen ve halihazırda, gelişen pazar ekonomilerinin para birimleri ve tahvillerine baskı kuran faiz artırımları, eli kulağında ve uzağa da gitmeyecek. Bununla birlikte Erdoğan tarafından ekonomiyi teşvik çabaları –hükümetin kredi garantilerini birkaç ay için uzatacağına dair şimdiden  ifadeler var-  sürebilir ve bu teşvik belki de tartışmalara yol açan Varlık Fonu ile finanse edilebilir.

Dolayısıyla Türkiye’nin enflasyon problemi gün geçtikçe daha ciddi bir hal alıyor. Zaman zaman gerçekleşen bir iki ufak müdahale  haricinde merkez bankasının harekete geçmesinin ufukta görülmemesi Türk lirasını oldukça ciddi hamlelere zorlayacak bir büyük vuruşa yol açacak. Öyle ki bu ciddi hamleler dahi durumu kurtarmayabilir.