May 18 2018

Erdoğan, Gül ve Davutoğlu'nu 'Gülencilik'le nasıl tehdit etti?

Sekiz yıl boyunca 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün basın danışmanlığını yapan Ahmet Sever, görev süresinde yaşadıkları ve sonrası ile ilgili tarihi bilgilerin yer aldığı ikinci kitabını çıkardı.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre “Kapalı Kapılar Ardındaki Siyasi Sırlar – İçimde Kalmasın - Tanıklığımdır” isimli kitabında Sever, Gül’ün Erdoğan’ın engelleme girişimlerine rağmen 2007 yılında son dakikada yaptığı basın toplantısı ile Cumhurbaşkanı olabildiğini söylüyor.

Geçen yıl yapılan referandumdan önce İngiliz gazeteci Daved Gardner’e ‘Gül ve Davutoğlu’nu FETÖ’cülükle suçlar, hapse atarız’ diyen AKP’linin TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop olduğunu öne süren Sever, bu sözün Erdoğan’ın onayı olmadan söylenemeyeceğini savunuyor.

İktidar medyasında ve bazı muhalif basında Abdullah Gül’ün Gülen cemaatine yakın olduğuna ilişkin suçlamalara değinen Sever, Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Ergenekon davasında tutuklanmasının ardından yaşananlar ışığında bu iddiaya değiniyor.

aHMET SEVER

Haberde, kitaptan ilgili bölüm şöyle aktarılıyor:

“Şık ve Şener tutuklandıktan sonra dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Başbakanı Erdoğan’la görüşmeye gittiğinde Özel Kalem’de İstanbul İstihbarat Daire Başkanı Ali Fuat Yılmazer’i (halen FETÖ’den tutuklu) gördü. Yılmazer, Ergin’e Şık ve Şener’in tutuklanma gerekçelerini gösteren bir sayfa verdi. Kâğıdı okuyan Ergin, Yılmazer’e “Bu suçlamalarla değil tutuklamak, kimlik bile soramazsınız. Sayın Başbakan’ı da bu dayanaksız suçlamalarla yanlış yönlendirmeyin” diye uyardı. Ergin, Erdoğan’ın yanına girdiğinde tutuklamalardan duyduğu endişeyi paylaştı, 2 gazetecinin tutuklanmasını gerektirecek delil olmadığını, bunun Ergenekon ve Balyoz davalarının meşruiyetine gölge düşüreceğini söyledi. Erdoğan’ın tepkisi kısa ve sertti: “Ne yani? Yargıya müdahale etmek mi istiyorsun? Yargının işine karışma.” Sever, kitaba, bu bilgileri teyit etmek için aradığı Sadullah Ergin’in bilgi vermediğini ancak başka kaynakların doğruladığı notunu düştü.”

Ergin’in, Cemaat’in yargıda güçlenmesinden tedirgin olduğunu, şimdi firari olan Zekeriya Öz’ün başına buyruk, keyfi tavırlarından rahatsız olduğunu söylüyor Sever. Ergin’in 13 ay boyunca, Öz’ün randevu taleplerini geri çevirdiğini ve bu yüzden cemaat Ergin’in bakan olmaması için yoğun kulis yürüttüğünü kaydediyor. 

15 Temmuz’dan sonra Ergin’e FETÖ’cü etiketi yapıştırılmaya çalışıldığını belirten Sever “Oysa, yargıdaki tüm operasyonlar, Erdoğan’ın Cemaatçi istihbaratçı ve savcılarla yakın iletişimi, bilgisi ve onayı ile yürütülüyordu. Zekeriya Öz de doğrudan Erdoğan’a bağlı çalışıyordu” diye yazıyor.

Gül’ün Şık ve Şener’in tutuklanmaları ile ilgili kaygı duyduğunu belirten açıklamasının ardından Savcı Öz’ün Gül’ü doğrudan hedef alarak “Hiçbir makam ve merci bize talimat veremez” diye karşı açıklama yaptığını anımsatan Sever, bu olayın da Gül’ün Cemaat’e karşı koyduğu ilk açık tavır ve yaşanan ilk gerilim olduğu görüşünü dile getiriyor.

“Erdoğan’a kalsa, 2007’de Gül cumhurbaşkanı seçilemeyecekti” diyen Sever, o dönem yaşananları ise şöyle anlatıyor:

“27 Nisan e-muhtırası ve Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararından sonra Gül’ün aday olduğu Cumhurbaşkanlığı seçimi iptal edildi. Bunun üzerine hükümet erken seçim kararı aldı. Seçimden AKP’nin galip çıkmasına rağmen askerler başta bazı çevrelerin Gül’ün adaylığına karşı çıkmaya devam etti. Kitapta, Gül’ü adaylıktan vazgeçirmek için inanılmaz bir kulis başlatıldığı anlatılarak ‘Gül direnirse gerilim artar, darbe olur’ tehdidinin dolaşıma sokulduğu belirtildi: “Erdoğan’a yakın isimler, Yalçın Akdoğan, Akif Beki gibi danışmanlar, Ethem Sancak, rahmetli Hasan Doğan gibi işadamları medyayı dolaşıyor ve Gül’ü adaylıktan caydırmaya dönük yayın yapılmasını telkin ediyorlardı. Bu görüşleri iletirken başına ‘Sayın Başbakan’ın görüşü böyle’ ibaresi düşmeyi de ihmal etmiyorlardı.”

Erdoğan’ın eşi başı açık olan Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün aday gösterilmesini istediğini belirten Sever, Gül’ün bütün bu olanlardan canının sıkıldığını ve vazgeçmesi halinde seçmenin kendisini korkmakla itham edeceğini söylediğini anlatarak şöyle devam ediyor:

“O zor günlerden birinde, kendisine bir öneride bulundum: ‘Efendim görüyorsunuz sizi adaylıktan vazgeçirmek için her yolu deniyorlar. Her gün daha fazla mesafe alıyorlar. Bu oyunu bozmanın bir tek yolu var. Bir basın toplantısı düzenleyin, tüm kanallar canlı yayındayken adaylığınızı açıklayın; bitsin bu iş.’ Kısa bir tereddütten sonra kararını verdi. Dışişleri Bakanlığı’nın basın toplantısı salonunda saat 14.00’te adaylığını açıklayacaktı. Makam aracıyla bakanlığın önüne geldiğimizde, Gül durdu ve şunları söyledi: ‘Başbakan’a basın toplantısı hakkında bilgi vereyim. Kararımı televizyonlardan öğrenmesi ayıp olur.’ Erdoğan, Gül’ün adaylığını açıklayacağını bilmiyordu. Koruma Müdürü Osman Çangal Başbakan’ı aradı ve telefonu Gül’e uzattı. Biz arabadan indik. Görüşme çok kısa sürdü. Ardından Gül basın toplantısında adaylığını açıkladı, Cumhurbaşkanlığına giden yol bu basın toplantısından sonra nihayet açıldı. … Zaten, Abdullah Gül de cumhurbaşkanı seçildikten bir süre sonra makamında Büyükelçi Gürcan Türkoğlu ve benim yanımda, ‘O gün o basın toplantısını yapıp adaylığımı açıklamasaymışım bugün cumhurbaşkanı ben olmayacakmışım’ diyecekti.”

Sever’in kitabında, eski Başbakan Davutoğlu ile Gül arasında yaşanan “Davutoğlu’nun Fethullah Gülen ile görüşmesi” polemiğine ilişkin bilgiler de yer alıyor.

Davutoğlu, 2013 Eylül’ünde Dışişleri Bakanı iken, Gül ve Erdoğan’ın bilgisi dahilinde Gülen ile görüştüğünü ileri sürmüş, Gül ise görüşmeyi sonradan öğrendiğini açıklamıştı. 

Sever kitabında bu polemiğe ilişkin olarak Cumhurbaşkanı’nın heyetindeki tek tanığı olan Büyükelçi Gürcan Balık’ın (Halen FETÖ’den tutuklu) kendisine anlattıklarını şöyle aktarıyor:

“(Balık) Maalesef Sayın Ahmet Davutoğlu doğruyu söylemiyor’ diye söze girdi ve devam etti: Ahmet ‘Sayın Davutoğlu, Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantıları sürerken, Fethullah Gülen ile görüşmeye gitmek istediğini söyledi. Ben de Sayın Cumhurbaşkanı Gül’ü bilgilendirip izin almasının doğru olacağını söyledim. ‘Benim konuşmama gerek yok. Sen bilgi ver’ karşılığını verdi. Ben ikisinin arasında ve çok zor durumda kaldım. Sayın Cumhurbaşkanı, bu görüşmeden Türkiye’ye döndükten sonra bilgi sahibi oldu.” Sever, Davutoğlu’nun, Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra, kırgın ve kızgın olduğu günlerde Abdullah Gül’den 4 kez randevu istediğini ve alamadığını belirtti.”

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/978021/_Aile_sirlari__sacildi.html