Ara 31 2017

2017'yi geride bırakırken: Erdoğan ve Gül arasındaki KHK atışması

15 Temmuz 2016 sonrası ilan edilen Olağanüstü Hâl kapsamında çıkarılan KHK’lerin sonuncusu, AKP kurucularından 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında ilk defa net ifadelerle, kamuoyu önünde tartışmanın kapısını da araladı.

Türkiye’nin önde gelen hukukçuları ve aydınlarının da tepki gösterdiği 656 sayılı KHK’nin 121. maddesi "Darbe ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılmasında rol alan” sivillere yargı muafiyeti getiriyordu. Yani cezadan muaf tutulacaktı bu kişiler…

Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere iktidar yetkilileri, düzenlemenin sadece 15 Temmuz’u kapsadığını söylese de kamuoyunu ikna edemedi. Öyle ki son yıllarda sessiz kalmakla eleştirilen Gül’ün dahi açıktan tepkisine neden oldu. İfadelendirmelerde muğlaklık olduğunu belirten eski cumhurbaşkanı, “Kaygı verici” diyordu. 

Twitter adresinden gelen bu tepki mesajı, Afrika turu kapsamında Tunus’a giden Erdoğan’ın da gündemindeydi. KHK’nin net olduğunu savunan Erdoğan, Gül’den bahsederken “Geçmiş cumhurbaşkanı” ifadesini kullandı ve şunları söyledi:

“Burada kalkıp maalesef bir muğlaklıktan bahsetmiş olması üzücüdür. Neye dayanarak siz böyle bir muğlaklıktan bahsediyorsunuz? Hangi madde sizi bu muğlaklığa itebiliyor? Bu üzücü olmuştur. Kendileri tarafından yapılan o açıklama, aldığı retweet’lerle süreci çok farklı bir yere doğru işletmiştir.”

Gül’den cevap ise gecikmedi. Ertesi gün cuma namazı çıkışında (29 Aralık 2017) gazetecilerin sorularını yanıtlarken:

“Ben bütün hayatımı millet ve devlete hizmet ederek geçirmiş eski bir cumhurbaşkanıyım. Önemli konularda görüşlerimi halkla paylaşma da tabii ki bir sorumluluk benim için. Bunu arkasında bir mesele aramanın da hiç anlamı olmadığı kanaatindeyim” mesajı veriyordu “geçmiş cumhurbaşkanı.”

Partinin kuruluşundan sonra siyasi yasağı nedeniyle başbakanlık koltuğunu verdiği Erdoğan ile Gül arasındaki tartışmayı çok daha farklı noktaya çekecek açıklama ise Kastamonu’daki AKP kongresinden geliyordu. Partililere seslenen Erdoğan, “Biz bir yolda aynı dava arkadaşı değil miyiz? Nasıl oluyor da bir anda affedersiniz Bay Kemal'in kayığına biniyorsunuz. Yazıklar olsun! Biz fazla bir şey söylemeyeceğiz” sözleriyle ilk defa bu kadar ağır ifadeler yöneltiyordu Gül’e.

Gül’den cevap sıcağı sıcağına geldi Erdoğan’ın sert çıkışına. Ancak bu kez adres, kurumsal hesabıydı. Kimilerine göre bu mesaj, 2019 için bir mesajdı aynı zamanda. “Partimizin kuruluş ilkelerinden biri olan düşünce ve ifade özgürlüğüne inanan birisi olarak, gerekli gördüğüm durumlarda görüşlerimi açıklamaya devam edeceğim" diyordu Gül.

Londra’daki üniversite yıllarında aynı odayı paylaşacak kadar yakın arkadaşı olan Fehmi Koru da, Gül’ün susması durumunda AKP’nin olumsuz etkileneceğini söylüyordu kişisel blog portalındaki köşe yazısında ve ekliyordu:

“Gül ile AK Parti arasındaki mesafenin açılması, açılmasa bile açılmış görüntüsü vermesi 11. Cumhurbaşkanı’na bir şey kaybettirmez, belki onu suskunluğa sevk etmekten –o da belki– başka bir işe yaramaz; ancak öyle bir görüntünün kitlelere yansıması AK Parti’yi kesinlikle olumsuz etkiler. Gül susarsa suskunluğu aleyhe çalışır.”

Erdoğan, Gül’ün bu tavrını unutacak gibi gözükmüyor. Bugün Düzce’de yaptığı konuşmada da bir defa daha gündeme getirdi bu konuyu. Bu kez, bozgunculuk göndermesi yaptı Gül’e:

“Türkiye yanarken, İslam dünyası yanarken, insanlık inim inim inlerken sesleri, solukları çıkmayan, en küçük bir aksiyonlarını, tepkilerini görmediğimiz kişiler, bir anda sahaya inmeye, olur olmaz konularda konuşmaya başladı. Hayırdır, bir anda bu iştiyak, bu heves, bu hız, bu tepkisellik nereden çıktı? Biz milletimizle olan muhabbetimizi derinleştirir, saflarımızı sıklaştırırken bu bozgunculuk merakının sebebi nedir?”