Yavuz Baydar
May 19 2018

Ahmet Sever: 'Artık motor kaportayı çekmiyor...'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın selefi ve AKP kurucu üyesi Abdullah Gül'ün basın eski başdanışmanı, gazeteci Ahmet Sever'in yeni kitabı, “Kapalı Kapılar Ardındaki Siyasi Sırlar – İçimde Kalmasın - Tanıklığımdır” (Destek Yayınları), seçim yarışının iyice kızıştığı Türkiye'nin gündemine hayli gürültü kopararak iniş yaptı birkaç gün önce. 

2003 - 2014 arasında Gül’ün en yakın çevresinde yer alan Sever, görevden ayrıldıktan sonra kaleme aldığı “Abdullah Gül ile 12 Yıl” başlıklı kitabında da tanıklıklarına geniş yer vermiş, bir 'kapalı kutu' olarak bilinen AKP yönetim katmanlarının kuytu köşelerine ışık tutmuştu.

Gül'ün cumhurbaşkanı seçildiği süreçten, Köşk-Konut ilişkilerinde giderek artan gerilimin ayrıntılarına uzanan bir dönemi çarpıcı anekdotlarla anlatan kitabıyla ilgili olarak Sever'le kısa bir sohbet yaptık.

Bu kitap, öncekinin bıraktığı yerden konuya giriyor, ve ilerliyor...

2015 yılında yayınlanan “Abdullah Gül ile 12 Yıl” kitabında bazı şeyler eksik kalmıştı, tamamlamak lazımdı. İkincisi, ilk kitaba iktidar cenahından çok ağır saldırı, tepki ve eleştiriler oldu. Bunları cevapsız, ortada bırakmak da olmazdı. Ve nihayet 2015 yılından bu yana yaşanan gelişmeleri de eklemek gerekiyordu. Bir de bazı gerçekler ısrarla o kadar farklı ve yanlış yansıtılıyordu ki, işin doğrusunu hatırlatmak bir görev gibi geldi bana.

'Neden daha önce yazılmadı bu kitap' diye soranlar var.

Gündem, her şey o kadar hızlı gelişiyor ki ülkemizde, sürekli güncellemek gerekiyor. Bu da biraz geciktirdi...

Peki, neden şimdi, tam da seçimlerden önce...

Ben zaten kitabı bu ay içinde çıkarmayı planlıyordum. Bitirdim, ve tam yayınevine göndermeye hazırlanırken, erken seçim kararı alındı. Seçimlerin bu kadar erkene alınması hiç beklenmiyordu. Üstelik Cumhurbaşkanı Erdoğan sürekli seçimlerin zamanında yapılacağını tekrarlayıp duruyordu. Yani, kitabın seçim kampanyalarına denk düşmesi benim tasarladığım bir şey kesinlikle değil.

Ama yine de birileri 'zamanlama manidar' diyecek ve türlü senaryolar yazılacak, spekülasyonlar gelecek, gelmekte bile...

İlk kitap 7 Haziran seçimlerinden önce basıldı ve dağıtıma hazırdı. Abdullah Gül'ün, özellikle seçimleri etkilemek için bu kitabın çıkarıldığına dair 'spekülasyonlar yapılabilir' demesi üzerine seçim sonrasına bırakmıştım. Ama hiçbir şey değişmedi. Yine zamanlama manidar denildi. Bu ülkede manidar olmayan bir zaman yok.

Kitabın özüne bakıldığında, aslında derin hüzün ve hüsran dolu bir hikaye...

Doğru yolda başlayan bir yolculuğun adım adım çıkmaz sokağa girişinin hikayesi diyebiliriz. Bunu, somut ve çarpıcı örneklerle anlatmaya çalıştım. AKP’nin ilk dönemi ile bugününü kıyasladım. İlk dönemde biriktirilen kredi ve sermayenin, bir kişinin doymak bilmeyen güç ve yetki açlığına nasıl kurban edildiğini göstermeye çabaladım. Başta, destek veren liberal ve sol kesimin bugün yaşadığı hüsran, hayal kırıklığı ve yanılmışlık psikolojisini yansıttım.

İlk dönemde Batı ile İslam dünyası arasında bir heyecan ve umut uyandıran Türkiye’nin, bugün her iki dünyanın gözünde ne kadar sıradanlaştığına, artı değerlerini kaybettiğine dikkat çekmeye çalıştım. Kısacası bugün Erdoğan’ın tıkandığını ve tükendiğini yazdım.

ahmet sever

“Aile içi sır”lar da kitapta önemli bir yer tutuyor...

Evet. AKP cenahında, “Kol kırılır yen içinde kalır” anlayışı egemen. “Aman içimizdeki hataları, skandalları kimse duymasın, yoksa aleyhimizde kullanılır, Erdoğan’ı yıpratmaya malzeme olur” saplantısı var. Ben örtüyü kaldırmaya çabaladım biraz. Mesela, 'Gül’ü Erdoğan Cumhurbaşkanı yaptı' algısı çok yaygın. 2007 yılındaki o sürecin ilk elden tanığı olduğum için, işin iç yüzünü anlattım: Gül, Erdoğan’a rağmen Cumhurbaşkanı oldu.

Evet, başta, “Kardeşim Abdullah Gül” diyerek ilan etti. Ama sonraki süreçte, darbe ve gerilim olabileceği endişesiyle vazgeçti. Eşinin başı açık bir aday arayışına girdi. Gül, adaylığını ilan ederek senaryoyu bozdu. Bunun perde arkasını anlattım.

Bir de Erdoğan’ın yanında durmayanlara yöneltilen hain suçlamasına geniş yer ayırdım: Gül örneğinde, 2007’de askerden korkup Cumhurbaşkanlığı adaylığını desteklemekten vazgeçiyorsunuz, 2012’de bir daha seçilemez diye yasak koyuyorsunuz, 2014’te AKP kongresini Gül’ün görev süresinin bitiminden bir gün önce toplayıp, onu otomatik olarak devre dışı bırakıyorsunuz, Ak trolleri, yandaş medyayı üstüne saldırtıyorsunuz, sonra dönüp neden partiye dönmedi, niçin Erdoğan’ın yanında durmuyor diye suçluyorsunuz.

Üstelik uyguladığınız politikalarla asla hem fikir olmayan birisini suçluyorsunuz.

Kitapta Cumhuriyet gazetesine verdiğin röportajdan sonra Saray’dan açılan davalara da girmişsin...

Evet. Erdoğan’ın başdanışmanı Mustafa Varank’ın açtığı hakaret ve tazminat davaları. İkisinde de haksız bir şekilde mahkum oldum. Tazminat davasında benden 50 bin tl talep etmişti. Hakim 5 bin liraya mahkum etti. Bu az diyerek itiraz etti hemen.

Ben de buradan yola çıkarak mal varlığımı açıkladım. Daha doğrusu Gül’ün yanında göreve başladığımda sahip olduğum mal varlığımı ilan ettim ve bugün hiçbir malımın, mülkümün olmadığını, 12 yılda devletin zirvesinden fakirleşerek ayrıldığımı vurguladım. Ve Varank ile Saray’daki 36 başdanışmana “Hadi şimdi de siz açıklayın” çağrısı yaptım.

Cevap alamayacağım elbette, ama içimde kalmasın dedim.

Erdoğan’ın 'tıkanışını, tükenişini' yazan bir kitap diyorsun. Öyleyse bu seçimler, Erdoğan’ın 'mutlak güç' projesi ve AKP iktidarı açısından sonun başlangıcı mı?

Bence öyle. Sermaye tükendi. İleriye dönük bir vizyon, söylem kalmadı. Hep geçmişten, bayatlamış konulardan bahsediliyor. Yani bir tıkanmışlık söz konusu. Şimdi iktidarda olması veya 24 Haziran’da seçimleri kazanma olasılığı bu gerçeği kesinlikle değiştirmiyor.

Artık motor kaportayı çekmiyor. Motor inleyerek bağırıyor, ama kasayı yerinden oynatamıyor. Bunun devam etmesi mümkün değil.

Bundan sonrası muhalefet partilerinin tavrına, sorunları çözme beceri ve kapasitesine bağlı.