Erdoğan kendisini Hafter'le masaya oturtan Putin'e kızgın

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “telefon görüşmeleri hariç” bir yılda sekiz kez Rusya devlet başkanı Putin ile yüz yüze görüşmesi yanında, Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlarıyla Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı’ndan Fidan’dan oluşan üçlü, Moskova’yı adeta “suyoluna” çevirmiş durumdalar.

Neredeyse Türkiye’de bir araya geldiklerinden daha çok Moskova’da buluşan, Rus mevkidaşlarıyla “çat kapı”  görüşen Mevlüt Çavuşoğlu, Hulusi Akar, Hakan Fidan “triosu” Libya’da ateşkes için de Putin’in kurdurduğu masada, Rusya ve Libya’da çatışan taraflarla toplandıkları 13 Ocak’ın ertesi günü şok bir sürprizle karşı karşıya kaldılar. 

Öyle ki, iktidara yakın medya organları, Türkiye destekli Trablus yönetiminin başı Fayiz el Sarrac’ın aynı gün imzaladığı mutabakatı, muhalif Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) başındaki Mareşal Halife Hafter’in de ertesi gün imzalayacağı yönünde sızdırılan istihbarata güvenerek, 14 Ocak’ta birbirinin aynısı manşetlerle çıktı; “Çözüm masası… Libya’da barışın kapısı açıldı…”

Ancak, toplantıdan “sabaha kadar düşüneceğim” diyerek ayrılan Hafter’in, gece yarısı Moskova’dan Ürdün’e, oradan Libya’ya uçtuğu ortaya çıkınca, Libya masası devrildi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Hafter’in bu tavrı sonrasında kimin barıştan kimin savaştan yana olduğunun ortaya çıktığını” ifade ederek, 19 Ocak’ta Berlin’de yapılacak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katılacağı Libya toplantısının anlamının kalmadığını öne sürdü.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Moskova’daki bu sonuç üzerine,  14 Ocak’taki AKP Meclis Grubu’nda, isyancı Mareşal Hafter’e adeta ateş püskürdü. Hafter’in önce ateşkese “evet” deyip, sonra anlaşmayı imzalamadan Moskova’dan “kaçtığını” dile getiren Erdoğan; “Darbeci Hafter, Moskova’da da yalan darbesi yaptı.

Biz görevimizi yaptık, bundan sonrası Sayın Putin ve onun ekibine ait! Biz hiçbir zaman söylediğimiz sözü inkâr etmeyiz. Hafter’in ortaya koyduğu şartlar gerçek yüzünü gösteriyor. Daha önceki anlaşmalarda sicilinin hiç de iyi olmadığını gayet iyi biliyoruz” dedi. Artık gidişattan “Putin ve ekibinin sorumlu olacağını” söyleyen Erdoğan’ın AKP grubunda alkışlanan sözleri dikkat çekiciydi. 

Bu sözler, Erdoğan’ın “terörist, isyancı, darbeci, gayrimeşru” dediği, muhalefetin Türkiye’nin Libya’da iç savaşın tarafı olmaması, arabuluculuk yapması çağrılarına karşı; “Meşru hükümet (Trablus-Sarrac) ile darbeci teröristler (Hafter) arasında arabulucu olunur mu?” yanıtını verdiği Hafter ile Türkiye’yi masaya oturtan, ateşkes çağrısına imza attıran Putin’e de kızgınlık içeriyordu.

Hafter’in saldırılara devam etmesi halinde kendisine gereken cevabın verileceğini, “Türkiye’nin Libya’daki kardeşlerine sırtını dönemeyeceğini” belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin’in isteğiyle frene basıldığı anlaşılan olası askeri operasyonun sinyalini de şu sözlerle verdi;

“Libya’da Hafter’in etnik temizliğe tabi tuttuğu Barbarosların, Turgut Reis’lerin torunları olan ve sayıları 1 milyonu aşan Osmanlı bakiyesi Köroğlu Türkleri var. Hafter onları da yok etmenin peşinde. Kuzey Afrika boyunca her yerde olduğu gibi Libya’daki ecdat torunlarına sahip çıkmak en başta gelen görevlerimizden bir tanesidir. Irak’taki ve Suriye’deki Türkmenler, Balkanlar’daki Türkler, Kırım’daki kardeşlerimiz, Kafkasya’daki Ahıskalılar neyse, Libya’daki Köroğlu Türkleri de odur.”

Libya’daki gelişmeler, önümüzdeki dönemde Türkiye açısından oldukça ciddi siyasi, askeri, ekonomik ve diplomatik sorunlara zemin yaratmaya aday görünüyor. Erdoğan’ın dünyanın dört bir yanındaki Türkleri ve Türk kökenlileri bulundukları ülkelerde boyunduruktan kurtarma söylemi, içeride milliyetçi damarları besleme ve AKP’nin hızlanan erozyonunu yavaşlatma amaçlı görülse de aynı zamanda riskli bir söylem. 

Dış politikada böyle bir yaklaşımın benimsenmesi, çok sayıda farklı etnik köken, din ve inançtan insanların, azınlıkların, toplulukların yaşadığı Türkiye açısından da karşı taraf için benzer talep ve hak iddialarını gündeme getirebilir. Osmanlı bakiyesi peşine düşülerek, Ortadoğu’dan, Kuzey Afrika’ya, Balkanlardan, Kafkaslara, Orta Asya’ya kadar hak iddiasının gündeme taşınması, örneğin Libya’da Osmanlı öncesi “Roma İmparatorluğu bakiyesi” ya da “Bizans bakiyesi” iddialarının öne sürülmesine kapı aralayabilir. 

Aynı bakış açısıyla, Kırım, Kafkaslar ve Orta Asya’da, Türk kökenlilerin yaşadığı Abhazya, Dağıstan, Yakutistan vb. Rusya’ya bağlı “özerk cumhuriyetler” için, Erdoğan’ın Putin ve Rusya ile de karşı karşıya gelmesi gerekebilir.

Hepsinden öte, açıklanan 2019 yılı Aralık ayı bütçe gerçekleşme rakamları, böylesi bir “dünya Türklerini kurtarma hamlesi”nin, ekonomik imkânının olmadığını, bütçede para kalmadığını ortaya koydu. 

Aralık’ta, sadece bir aylık açık 30,8 milyar TL (5,3 milyar dolar) ile rekor kırarken, yıllık bütçe açığı önceki yıla kıyasla yüzde 57 artarak 123,7 milyar TL oldu. 2019 bütçesindeki yılsonu açık hedefi 80,6 milyar TL idi. 

2019’da Merkez Bankası’ndan bütçeye aktarılan toplam 84 milyar TL’lik kâr ve yedek akçe ödeneği, 21 milyar TL’lik imar barışı geliri, 9 milyar TL’lik bedelli askerlik geliri ile 114 milyar TL’ye ulaşan “tek seferlik” ilave kaynaklar olmasaydı, gerçek bütçe açığı 237,7 milyar TL (41 milyar dolar) olacaktı!  

Diğer yandan Hazine nakit açığı rakamları ise bütçenin neden dikiş tutmadığını, 2020’de durumun neden daha da kötüleşeceğini gösteriyor. Yukarıda belirttiğimiz ilave kaynak aktarımlarına rağmen, 2019’da Hazine’nin nakit açığı 2018’e göre yüzde 85,5 artarak 70,3 milyardan 130.5 milyar liraya çıktı.

Faiz dışı açık, 2018’e kıyasla altı kat artış ve yüzde 493 yükselişle 6,3 milyardan 27,5 milyar liraya ulaştı. Bütçe açığının olağanüstü yükselmesi, hazine nakit açığının aşırı büyümesi, iç ve dış borçlanmayı yüksek faizlerle adeta patlattı.. 

2019’da net dış borçlanma yüzde 495 artarak 28,9 milyar TL olurken, net iç borçlanmadaki artış oranı yüzde 160,5 düzeyini, tutar ise 124,7 milyar TL’yi buldu. 

Libya ve Suriye’deki süreçler, yurt içinde ve Kuzey Irak’ta PKK’ye karşı yürütülen operasyonlar dikkate alındığında, mevcut bütçe ve hazine nakit tablosu, 2020 bütçesinde 140 milyar TL (24,1 milyar dolar) ayrılan savunma ödeneklerinin daha ilk birkaç ayda tüketileceğini, askeri operasyonların borçla yürütüleceğini işaret ediyor. 

AKP kurucularından, 2002’deki hükümetin ilk ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı, halen CHP Konya Milletvekili olan Abdüllatif Şener, İdlib’ten Libya’ya “cihatçı otobanı” kurulduğunu, binlerce Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) mensubunun dolar bazında maaş ve Türk Vatandaşlığı vaadiyle Libya’ya gönderildiğini dile getirdi. 

Muhalefet partileri Suriye Ulusal Ordusu’na (SUO) dönüştürülen ÖSO milislerine ne kadar maaş ödendiği yönündeki soru önergelerini, meclis gündemine getirdi ancak, iktidar soruları yanıtsız bıraktı. Sayılarının 100-110 bin kişi olduğu kaydedilen ÖSO-SUO mensuplarına yapılan ödemeler yanında, Libya’ya asker göndermeye başlanması durumunda da bütçe kaynakları dışında, yoğun bir hazine borçlanmasına gidilmesi kaçınılmaz görünüyor. Nitekim Hazine 14 Ocak’ta gerçekleştirdiği iki ayrı ihaleyle, bir günde piyasalardan 9,2 milyar TL yeni borçlanmaya gitti.  


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.