21'inci yüzyıl Türkiye'sinde yeni kölelik yasası: AKP'nin İstihdam Paketi

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca COVID19 salgınının çok tehlikeli bir boyuta ilerlediğini, özellikle ülke genelinde vakaların yüzde 40’ının tek başına İstanbul’da yayıldığını duyurdu. İstanbul Valisi, Emniyet Müdürü, hastanelerin başhekimleri ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı birimlerin yöneticilerinin İstanbul’da acil durum ve alarm uygulamalarını ele almak için bir araya geldiği yaklaşık 50 kişilik toplantıya başkanlık eden Bakan Koca’nın bu toplantıya CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu davet etmemesi iktidar-muhalefet gerginliğini de ateşledi.

Kendisi de Erdoğan tarafından ‘atanmış’ konumda olan Sağlık Bakanı ve diğer atanmış iktidar memuru bürokratlarla yapılan toplantıya 16 milyonluk metropolün geçen yıl iki kez sandıktan çıkan ‘seçilmiş’ başkanının çağrılmaması Erdoğan’ın ve iktidarın hâlâ seçim kaybetmeyi hazmedemediği, İmamoğlu ve diğer muhalif belediye başkanlarına ‘siyasi kin ve husumet’ duyduğu şeklinde yorumlandı.

Oysa toplu ulaşım, kentin temizliği, çöplerin toplanması, yoksul mahallelerin hijyen koşullarının sağlanmasına destek başta olmak üzere salgının önlenmesinde en kilit kurum.

Sağlık Bakanı Koca’yı istifaya davet eden çağrılar ve tepkiler sosyal medyada iktidar aleyhine siyasi kampanyaya dönüşürken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla Meclis’e gönderilen 43 maddelik İstihdam Paketi Torba Yasası iktidarın salgından bir başka fırsat çıkartmayı hedeflediğini açığa çıkarttı.

Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda AKP+MHP oylarıyla 30 maddesi süratle geçirilen torba yasanın ismi istihdam paketi olmasına karşılık çok sayıda farklı yasada yapılacak değişikliklerde teklifin içine atılmış ve tam bir ‘çorba yasaya’ dönüşmüş durumda. 

Bunlar arasında servet affı, Cumhurbaşkanına Kurumlar Vergisi’nde 5 puana kadar indirim yapma yetkisi, Cumhurbaşkanlığı teşkilat yapısında değişiklikler, Cumhurbaşkanlığı Raportörleri düzenlemesi vb. maddeler de yer alıyor.

Ancak asıl ağırlık, TÜİK tarafından ‘azaldığı’ yönünde yayınlanan istatistiklerin inandırıcı bulunmadığı işsizlik ve istihdama yönelik değişiklikler. Salgın nedeniyle olağanüstü boyutlara ulaşan, kapanan işyerleri, faaliyeti durdurulan işletmeler, ücretsiz izne çıkartılanlarla birlikte ana muhalefet partisi CHP’nin hesabına göre 8 milyon, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi’ne (DİSK-AR) göre ise 11 milyon dolayında işsiz var. 

Getirilen düzenlemeler işsizliğin ulaştığı bu boyutu fırsata çevirerek milyonlarca çalışanın yasal haklarını, kazanılmış güvencelerini, tazminatlarını, sosyal güvenlik kazanımlarını azaltmayı, hatta büyük ölçüde ortadan kaldırmayı hedefliyor. Buna karşılık işverenlere sağlanan istihdam desteklerini, teşvikleri, aktarılan kaynakları artırmayı, Kurumlar vergisini de düşürmeyi amaçlıyor.

Türkiye’nin önde gelen İş Hukuku ve Çalışma Ekonomisi uzmanlarından, Kocaeli Üniversitesi Öğretim üyesi Aziz Çelik Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla AK Parti milletvekilleri tarafından meclise verilen torba yasa teklifini ‘İstihdam değil, İstismar paketi’ olarak nitelendiriyor. Çalışanların yasal-anayasal haklarının ortadan kaldırılmak istendiğini ifade ediyor.

İşverenler için Cumhurbaşkanına kurumlar vergisinde indirim yetkisi verildiğini buna karşılık çalışanların gelir vergisinde indirimin söz konusu olmadığını kaydeden Çelik; “Nereden baksan hukuksuzluk, haksızlık, ayrımcılık ve keyfilik! Bu öneri Anayasa’nın sosyal devlet, eşitlik ve sosyal güvenlik hakkına ilişkin hükümlerinin ihlali anlamına gelmektedir. Yaşa bağlı olarak hiç kimse temel bir haktan yoksun bırakılamaz. Sosyal güvenlik hakkı tüm çalışanların temel, evrensel ve anayasal hakkıdır” diyor.

Kanun teklifinin gerekçesinde amacının ‘Covid-19 salgınının istihdam üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması, salgın nedeniyle işçi ve işverenler üzerinde oluşan yükün sosyal devlet ilkesi gereğince paylaşılması ve giderilmesi, istihdamda devamlılığın sağlanabilmesi için destek tedbirleri düzenlemek olduğu’ öne sürülüyor. Ancak değişikliklerle çalışanların hak ve güvenceleri ortadan kaldırılırken, art arda sıralanan maddelerle işverenlere yeni “istihdam teşvikleri, destekleri, hibeleri” getiriliyor. 

Oysa yıllardır istihdam teşvikleri adı altında İşsizlik Sigortası Fonu’ndan (İSF) işverenlere aktarılan kaynaklar katlanarak artarken yeni istihdam yaratılamadığı gibi aksine işsizlik katlanarak arttı. Bu da İSF kaynaklarının heba edildiğini, milyarlarca liralık bedava fon kaynağının muhtemelen işverenlerce başka amaçlar için kullanıldığını, kaynakların nerede kullanıldığının takip edilmediğini gösteriyor.

Sadece son üç yılda açıklanan istihdam paketleriyle istihdamın artırılması, yeni istihdam yaratılması için İSF’den, bütçeden, hazineden işverenlere aktarılan teşvik, SGK prim desteği, kısa çalışma desteği vb. ödemelerin toplamı 140 milyar TL’ye yaklaşırken aynı dönemde istihdam edilenlerin sayısı TÜİK’in resmi rakamlarıyla 2 milyon kişiden fazla azaldı.

Torba yasada çalışanların 25 yaş altı ve 50 yaş üstü olarak tasnif edilmesi, bu iki yaş grubu için işverenlere koşulsuz şekilde ‘belirli süreli çalışma sözleşmesi’ yapma, sosyal güvencesiz çalıştırma, kıdem tazminatı hakkının kısıtlanması, kayıt dışı istihdam etme imkânları sağlanıyor. İşçileri ayda 10 gün çalıştıran işverenlere sigorta primi ödememe hakkı getirilirken, bu durumda çalışanın kendi primini kendisinin ödemesi öngörülüyor. Dolayısıyla ayda 10 gün SGK primi ödenen bir çalışanın emeklilik imkânı ömür boyu olanaksız hale gelirken, sağlık, sosyal güvenlik, kıdem ve ihbar tazminatlarından mahrum bırakılıyor.

25 yaş altı ve 50 yaş üstü çalışanlar için getirilen bu düzenlemeler, anayasanın sosyal devlet ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi, çalışanlar arasında yaşa dayalı ayrımcılığın hayata geçirilerek, bu yaş gruplarındaki milyonlarca çalışanın diğer çalışanlara kıyasla yasal haklarından yoksun kılınmasına zemin yaratılıyor.

Belirli süreli iş sözleşmesi ile istihdam ortamının genişletilmesi, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmayı imkânsız hale getireceği gibi, iş güvencesi ve sosyal güvenlik haklarından da mahrum kılarak emeklilik hakkını kaybetmelerinin yolunu açıyor.

Aslında salgın sürecinde Kıdem Tazminatı Fonu kurup, milyonlarca çalışanın gelecek güvencesi olan haklarını fona aktarmayı planlayan Erdoğan yönetimi sendika ve konfederasyonlardan gelen tepkiler üzerine geri adım atmıştı. Şimdi ise İstihdam Paketi diye getirilen torba yasa değişiklikleriyle kıdem tazminatı büyük ölçüde tırpanlanıyor. Bu değişikliklerle kazanılmış hakların ortadan kaldırılmasına, çalışanların sigortasız güvencesiz çalıştırılmasına, kıdem tazminatı, emeklilik gibi yasal-anayasal hakların ve güvencelerin yok edilmesine yasal kılıf uyduruluyor.

Daha da önemlisi 11 milyona ulaşan işsizler ordusu ile aç kalmamak için her türlü koşulu kabule razı işsizlerin bu konumu 21’inci yüzyıl Türkiye’sinde ‘kölelik-paryalık’ düzeninin kurumsallaştırılması için siyasi iktidar tarafından alabildiğine istismar ediliyor. Muhalefetin ve üç büyük işçi konfederasyonu ve sendikaların bu konudaki tepkisizliği ise toplumsal sindirilmeyi ve boyun eğmeyi en somut şekilde gözler önüne seriyor.