Ağu 14 2018

Alman basını: Erdoğan ‘Rambo siyaseti’ yapıyor

Türk Lirası’nın ve ekonomisinin içine düştüğü kriz, Almanya basının birinci gündemi. Gazeteler ve televizyonlar, Türk para birimindeki değer kaybının nedenleri ve geleceğini tartışıyor. Gazeteler, Türk Lirası’ndaki değer kaybını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuyla ilgili açıklamalarını son dakika olarak geçiyor. Toplu işten çıkarmaların başladığını ve krizin önlenemez bir eşiğe geldiğine dikkat çekiyorlar. Alman medyası, farklı manşetler ile okurunu bilgilendirse de, en büyük eleştiri, Erdoğan’a yönelik. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ülkeyi 16 yıl boyunca kendi malı gibi kullandığına vurgu yapılıyor. Erdoğan’ın ekonomide izlediği politikasını “vurdumduymazlık” olarak niteleyen gazeteler, Ankara’nın savaşı seçenek haline getirmek istediğini dile getiriyor.

Erdoğan’ı “paranoya” olarak nitelendiren Stern Gazetesi, ekonominin geldiği noktayı da “16 yıllık Erdoğan iktidarının bir parodisi” olarak değerlendirdi. Passauer Neue Presse Gazetesi de, Erdoğan siyasetinde mantığın yerini “Rambo siyasetine” bıraktığına dikkat çekti. Milliyetçilik üzerinde “Sultan rolünü” üstlendiğini belirtti. Der Spiegel Dergisi, Rusya, Türkiye ve ABD üçgeninde, Ankara’nın içine düştüğü politik çıkmazı sayfalarına taşıdı. “Erdoğan’ın sert çıkışı ekonomideki çöküşü daha da hızlandırdı” eleştirisini yaptı.

Sert eleştirilerden biri de Frankfurter Allgemeine Gazetesi’nden geldi. Gazete, Türkiye’deki son durum ile ilgili bir çok makale ve analiz yazısı yayınladı. “Vurdumduymaz Erdoğan” başlığındaki makalede, “Erdoğan giderek saldırganlaşan ve otokrat bir lidere dönüştü. Türkiye enflasyon, yatırımcı paniği ve borç krizinden oluşan girdaba daha da batıyor. Yapacağı tek şey IMF’ye gitmek. Ancak Erdoğan guru nedeniyle buna karşı çıkıyor” yorumu yapıldı. Gazete, Philip Plickert imzasıyla iki yazı yayınladı. Ekonomi editörü Plickert, ilk yazsında ABD ve Türkiye arasında tırmanan gerginliğe işaret ederek, “Erdoğan, sonunda  ekşi elmayı ısırmak zorunda kalacak” notunu düştü. “Türkiye’nin kurtuluşu mümkün mü?” başlığındaki ikinci yazsında ise, Ekonomi kurumlarının ve ekonomistlerin görüşlerine yer vererek, Ankara’nın ekonomik krizden çıkış yolunun olduğuna vurgu yaptı ve Erdoğan’ın buna yanaşmadığını belirtti.

Yazı söyle devam ediyor:

“Krizi tehlikeli bir şekilde tırmanıyor. Geçtiğimiz haftalar, Türkiye için çok zor bir zaman aralığıydı. Sene başından buna Türk para birimindeki değer kaybı, yüzde 45’in üzerine çıktı. Yatırımcılar panik içinde. Bankacılık hisse senetlerinde yaşanan yüzde 11’lik düşüşün ardından, Yapı Kredi, İş Bankası ve Akbank gibi büyük bankalar, teklemeye başladı. Ekonomi Araştırma Enstitüsü Müdürü Clemens Fuest, Türk Lirası’ndaki değer kaybına işaret ederek,“ Yatırımcılar, kısa vadeli paralarını çekiyorlar” diyor. Piyasaları rahatlamak amacıyla Merkez Bankası’nın pazartesi günü açıkladığı tedbirler, sadece geçici bir etkiye sahip. Bu tedbirler, ancak döviz işlemlerindeki talepleri karşılayabilir. Analistler, Merkez Bankası’nın tedbirlerinin etkili olup olmayacağı konusunda kuşkulu.  Viyana’da bulunan uluslararası “Raiffeisen Bankası”nın iktisatçılarından ve Türkiye ekonomi uzmanı Gunter Deuber “bu yetmez” diyor.  Merkez Bankası, enflasyon şokuna karşı para politikasını acil bir şekilde değiştirmek ve faizleri yükseltmek zorunda. İktisatçı Dauber, “Türk Lirası’ndaki değer kaybı nedeniyle enflasyon yüzde 20’ye çıkacak” tahmininde bulunuyor.  Sebebini ise yüzde 18’lik faiz oranın düşük olmasına bağlıyor.

Ancak Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, faizlerin yükseltilmemesi yönünde yaptığı açıklamalarıyla Türkiye’nin faiz politikası konusundaki tutumunu netleştirdi. Eski de yaptığı konuşmalarda faizlerin yükseltilmesi talebini yersiz bulmuş ve bu talepleri faiz lobilerine bağlamıştı. Son dönemlerdeki gelişmeleri değerlendiren kimi gözlemciler ise bunun bir antisemitistlerin bir oyunu olduğunu öne sürüyorlar. Bunu da Rahip Brunson ile başlayan ve Trump rejiminin Türkiye’ye karşı uyguladığı yaptırım kararlarının geldiği noktaya dayandırıyorlar.

Erdoğan, Uluslararası Para Fonu İMF ile yapılması olası bir anlaşmayı kesin bir dil ile reddetti. “Bugün bizi dolarla sınayanlara yarın alternatif finans araçlarıyla cevabımızı vereceğiz. Biz bu şifreleri çok iyi biliriz. IMF ile anlaşın diyenlerin, ülkenizin siyasi bağımsızlığından vazgeçin dediklerini çok iyi biliriz.” ifadelerini kullandı. Ancak ekonomistler, Türkiye’nin tedbir amaçlı IMF ile bir anlaşmanın yapmasından yana. Türkiye, 2009 yılındaki küresel ekonomik krizin üstesinden gelmeyi başardı. Ancak Türkiye ekonomisi şu anda büyük bir ekonomik kriz çıkmazının içine düşmüş durumda. Fiyatlar çok hızlı yükseliyor, Türk Lirası her geçen gün değer kaybediyor. İnsanlar, dolar stokluyor. Türk devletinin dış borcu, gayri safi milli gelirinin yüzde 30’una denk gelmektedir. Buna karşılık özel sektör, geçmiş yıllarda özellikle de Dolar ve Euro olarak yüksek oranda kredi borcu aldı. Sadece bankalar, 230 milyardan daha fazla borçlandı. Özel sektörün aldığı döviz kredileri 300 milyar doları buldu. Bu rakamlar, Türk Lirası’nın erimesi karşısında borcun yükünü daha da taşınmaz noktaya getirdi.

Brüksel’deki Brugel Enstitüsünden ekonomist Guntram Wolff, “Türkiye ekonomisi ve bankalar yüksek oranda dış sermaye tarafından finanse edilmesine muhtaç” vurgusunu yapıyor. Omuzlardaki yük artıyor ve bunu taşımak giderek güçleşiyor. Çünkü Türkiye piyasalarına olan güven ciddi bir şekilde sarsılmış durumda. Zor durumda olan bankaların koşullarının yeniden düzeltilmesi ihtimal dahilinde olabilir. İktisatçı Deuber, “Yaşanabilecek olası yeni olumsuz gelişmeler, devletin kendisine de dayanabilir; ki bu durum bir çok probleme yol açabilir” diyerek doların bankalarda çekilmesine sınırlamanın getirilebileceğine işaret ediyor. Şayet bu gerçekleşirse, paranın kontrol edilmesinin ilk adımı da gelmiş olur. Bir çok kişiyi korkutan senaryo, bankalara olan güvensizliği daha da derinleştiriyor. Sermaye dolaşımına tamamıyla müdahale edilmesi, iktisatçı Deuber için pek realist değil, hatta imkansız. Bu durum dış ticareti, tamamen zorlaştırır. Ekonomist, bu bağlamda Türkiye yüksek bir cari açığın yaşanabileceğine işaret ediyor ve şunları söylüyor: Sünni kredilere yaslanan ve yüksek düzeyde ısınan Türkiye ekonomisi, doğrusu bir gerileme ve acı bir durgunluk  yaşayacak. Tabii ki bu, politik olarak çetin bir iş. Çünkü Türkiye’deki ekonomik durum ortada ve işsizlik sayısı yüzde 12’nin üzerinde.”