May 13 2018

Atatürk’ten Erdoğan’a Türkiye’nin kısa tarihi

Onur Ant ve Carolina Lexander Bloomber Quicktake için kaleme aldıkları analizde Türkiye siyasi tarihindeki güç mücadelelerinin içinde Recep Tayyip Erdoğan iktidarının nasıl şekillendiğinin özet analinizi yaptı. Washington Post’ta da yayınlanan makalede yazarlar Türkiye siyasi tarihindeki güç çekişmelerinin perde arkasını ve Erdoğan’ın yükseliş nedenlerini yazdı.

Türkiye, tıpkı siyasi kimliğinin bölünmesi gibi Avrupa ve Asya arasında kalmış durumda. Modern Türkiye’nin babası Mustafa Kemal Atatürk, Batı görünümlü laik bir devlet olarak “muasır medeniyetler seviyesine” çıkmayı hayal etmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise iktidara geldiği 2002 yılından beri bu hayal yerine, Türkiye’nin İslam dünyası gücü olarak tarihi rolünü benimsemiş durumda.

Bu, demokrasinin altının oyulduğunu düşünen ordu mensuplarının Temmuz 2016’da gerçekleştirdiği başarısız darbe girişiminin ardından Erdoğan’ın güçleri elinde toplaması da dahil olmak üzere Türkiye’nin mevcut siyasi dramalarının perde arkası.

Mahkemeleri ve medyayı sıkı kontrol altında tutan Erdoğan rakiplerini kırıp geçirerek kamusal tartışmayı da boğdu. Bu durum ulusu kutuplaştırıp yatırımcıları da sarstı. Bu ayrıca, neredeyse tamam Müslüman olan 80 milyondan fazla nüfusu olan Türkiye’nin demokratik laik hükümeti İslam'la uzlaştıran bir model bularak Avrupa Birliği’ne üye olma şansını da azalttı.

Erdoğan, devlet kurumları üzerinde tam kontrol sağlamasını ve neredeyse bir asırlık parlamenter yönetimi devirmesini sağlayacak oylamanın yapılacağı 24 Haziran için erken seçim çağrısı yaptı.

250 kişinin öldüğü 2016’daki darbe girişimi bu süreci hızlandırdı, ve bu ayaklanmayı takip eden aylar içinde 150 bin asker, hakim, akademisyen ve diğer devlet görevlileri darbe sorumlularının sempatizanı olduğu iddiasıyla tutuklandı ya da açığa alındı.

Ordunun -yani Türkiye’nin laik sisteminin geleneksel koruyucusu ve 1960’dan beri üç darbenin kaynağı- siyasetteki etkisi frenlendi. Nisan 2017’de Türk seçmenler, Erdoğan’ın bir zamanlar törensel olan Cumhurbaşkanlığı görevini resmi olarak iktidarın merkezi haline getiren anayasa değişiklikleri ucu ucuna kabul etti.

Erdoğan, Türkiye’nin yavaşlayan ekonomisini canlandırmak, bir dizi terör saldırısının ardından güvenliği sağlamlaştırmak ve ülkenin en büyük etnik azınlığı olan Kürtlerin arasındaki ayrılıkçılarla mücadeleyi yoğunlaştırmak için dümende sağlam bir elin gerektiğini söylüyor.

Türkiye, komşusu Suriye’deki savaşa karışmış durumda, diğer ülkelerden çok daha fazla mülteciye evsahipliği yapıyor, AB ile 2016 yılında Avrupa'dan Türkiye'ye geçen sığınmacıların akışını engellemeyi kabul etti. Erdoğan, emelleri konusunda hiç utangaçlık yapmadı, Versailles’ın dört katı büyüklüğünde bir Cumhurbaşkanlığı sarayı inşa etti.

Alt sınıftaki İslami muhafazakarlara bir ses veren  Erdoğan, Atatürk'ün laik mirasını “dindar nesil” olarak adlandırdıkları lehine çevirdi. Ordunun siyaseti domine ettiği dönemde etkili olan başörtüsü takmak gibi dini ifadeler üzerindeki engelleri kaldırdı. Erdoğan’ın popülerliği üzerindeki çatlaklar 2013 yılında hükümet karşıtı protestolar ile ortaya çıkmaya başladı, yakın çevresini yolsuzluk iddialarından koruma için mücadele etti.

Muhaliflerini Fethullah Gülen destekçisi olmakla suçladı. İnternetin gözetimini genişleten, zaman zaman Twitter, YouTube ve Wikipedia'ya erişimi engelleyen hükümet ABD ve AB'den eleştiriler aldı. Türkiye'nin Avrupa ile ilişkileri, tarihin çeşitli noktalarında uzlaşmaz olmuştu.

Muhteşem Süleyman’nın orduları 1529’da Viyana’yı kuşatmıştı. Osmanlılar aynısını 1683’te de yaptı, Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Balkanları işgal etti. 18. yüzyılda Batı etkisinin artması, Atatürk’ün 1920’lerdeki reformlarının yolunu açtı, bunların arasında 1000 yıldır kullanılan bir Farsça-Arapça yazının da terk edilip yerine Latin alfabesine geçilmesi de vardı. 1952’den beri bir NATO üyesi olan Türkiye 1960’da AB’nin kısmi üyesi oldu.

Muhalif gruplar Erdoğan’ın tek adam rejimi kurmak niyetinde bir otokrat olmakla suçluyor. Anayasal değişiklikler, Erdoğan’ın 2029’a kadar iktidarı elinde tutabileceği anlamına geliyor, bu Atatürk’ün iktidarından 10 yıl daha fazla uzunlukta bir süre. Erdoğan’ın yaptığı kısıtlamalar AB'ye katılmanın bir ön şartı olan sivil özgürlükler açısından bir yenilgi.

Erdoğan ayrıca faiz oranlarını düşük tutması için Merkez Bankası’na da baskı yaparak, Merkez Bankası’nın bağımsızlığını da sorgulatıyor. Ancak partisinin 15 yıllık yönetimi, 1946'da çok partili sisteme geçilmesinden bu yana gerçekleşen en uzun süreli siyasi iktidar ve yaşam standardı yükselen yoksul Türkler üzerindeki popülerliğini de koruyor.

Erdoğan’ın kontrolü sırasında ülkenin yıllık ekonomik büyümesinin ortalaması yüzde 5 oldu, yabancı yatırımcıların 2006’dan bu yana Türk hisse senetleri ve devlet tahvillerine 50 milyar dolardan daha fazla para harcadı.

https://www.washingtonpost.com/business/turkeys-power-struggles-stem-from-erdogans-grip-quicktake/2018/05/11/946830ea-5530-11e8-a6d4-ca1d035642ce_story.html?utm_term=.40e7808241b1