Bir ilk: Erdoğan'ın 'seçim kasası' Merkez Bankası!

1930 yılında kurulup, Ekim 1931’den itibaren faaliyete geçen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) kurulduğu günden bu yana Anonim Şirket Ana Sözleşmesi (Esas Mukavele) hükümleri çerçevesinde genel kurul toplantılarını her yılın Nisan ayında yapıyordu.

Merkez Bankası’nın en büyük hissedarı Hazine.  Dolayısıyla Merkez Bankası bilançosunda ortaya çıkan brüt kârdan Kurumlar Vergisi düşüldükten sonra kâr tutarı hazineye aktarılıyor. Tabii Kurumlar Vergisi de Maliye ve Hazine Bakanlığı’na aktarıldığı için gerçekte Merkez Bankası’ndan her bilanço döneminde oldukça yüklü bir tutar Hazinenin kasasına giriyor.

18 Ocak 2019’da toplanacak olağanüstü genel kurul gündeminde dikkat çeken madde; “2018 yılı dönem kârından avans dağıtımı yapılmasına karar verilmesi hususunun genel kurulun onayına arzı” şeklinde.

TCMB’nin 3 Ocak’ta yaptığı olağanüstü genel kurul çağrısının ardından, 5 Ocak’ta bu kez Ticaret Bakanlığı “Kâr Payı Avans Dağıtımı Tebliği’nde değişikliğe gidilmesine ilişkin tebliğ” düzenlemesini Resmi Gazete’de yayınladı.

Yapılan değişikliğe göre, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan şirketler, ilgili hesap döneminin bitiminden itibaren bir ay içinde yapılacak genel kurullarında alınacak karara göre, kâr payı avansı dağıtabilecek. Yani, yüzde 50’den fazla kamu hissesi bulunan kuruluşlar 31 Aralık 2018’de biten hesap dönemi sonunda bir ay içinde yani Ocak ayı içerisinde genel kurullarını toplayarak, avans şeklinde kâr payı dağıtma kararı alacaklar.

Böylece Ziraat Bankası, Halkbank, Vakıfbank, İller Bankası, Türkiye Kalkınma Bankası, Türk İhracat Kredi Bankası (Türk Eximbank), Türk Hava Yolları (THY), PTT, Devlet Demiryolları (TCDD), Çaykur, Türksat, Etibank, Eti Maden, Toprak Mahsulleri Ofisi, Et ve Süt Kurumu gibi kamu payı bulunan kuruluşlar, bilançolarının kesinleşmesini beklemeden, muhtemel kârlarını, bu ay sonuna ya da en geç Şubat başına kadar avans şeklinde Hazineye aktaracaklar.

2019 bütçesinde, Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) ve kamu bankalarından gelecek gelir kaleminde, kamu bankalarından 20 milyar ve KİT’lerden 4,3 milyar TL olmak üzere, toplam 24,3 milyar TL’nin Hazineye aktarılması öngörülüyor.

Merkez Bankası’nın 2018 bilançosu ve dönem kârının ne düzeyde olacağı henüz belli değil. Ancak, geçen yıl özellikle kurlardaki olağanüstü hareketlilik, politika faizlerinde yapılan yüklü artışlar gözönünde tutulduğunda, Merkez Bankası kârında önceki yıla göre ciddi artış olması söz konusu.

Kendisi de eski Merkez Bankacı olan ekonomist Uğur Gürses, olağanüstü genel kurul kararıyla ilgili değerlendirmesinde TCMB’nin 2018 kârının en az 35 milyar TL olmasını beklediğini bunun 5 milyar TL’si kurumlar vergisi 20 milyar TL’sinin de Hazine payı olmak üzere 25 milyar TL’sinin Hazineye aktarılmasını öngördüğünü vurguladı.

Dolayısıyla, gerek TCMB’nin olağanüstü genel kurulu ve gerekse kamu bankalarıyla KİT’lerin kârlarının, üç ay önceden avans olarak Hazineye aktarılmasıyla, bu ay sonuna kadar Hazineye toplam 50 milyar TL tutarında “taze ve nakit” kaynak girişi sağlanması hedefleniyor.

Merkez Bankası 2016 yılında 6,5 milyar TL, 2017 yılında da 12,6 milyar TL vergi sonrası kârını hazineye aktarmıştı.

Gerçekte Hazinenin kasası tamtakır. Son iki aydan bu yana piyasalarda nakit bırakmak, faizleri aşağı çekebilmek için Hazinenin bazı borçlanma ihaleleri iptal edildi. Yapılan ihalelere de kamu bankaları danışıklı-döğüşüklü  şekilde düşük faiz teklifleri vererek, kamuoyunda “faiz iniyor” algısı yaratmaya çalıştılar. Ancak bu strateji aksine TL’den kaçışı hızlandırınca, bu kez Hazine halka dolar-euro-altın tahvili satarak borçlanmak mecburiyetinde kaldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve damadı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak daha birkaç ay öncesine kadar halka yastık altındaki altın ve dövizlerini bozdurup, TL’ye geçmeleri çağrısında bulunurken, bu kez bakan Albayrak kişisel twitter hesabından “güvenli ve garantili yatırım” vaadiyle, herkesi hazinenin döviz tahvillerini almaya davet etti.

Tüm bu çabalara, yoğun reklam ve tanıtım kampanyalarına rağmen, 17-21 Aralık arasında içerde halka satılan döviz tahvili tutarı 1,1 milyar TL’de (207 milyon dolar) kaldı. Oysa aynı hafta, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) bültenine göre, tasarruf sahipleri ve şirketler 22 milyar TL’yi dövize yatırdılar. Bankalardaki döviz mevduat hesapları 14-21 Aralık arası bir haftada 4 milyar 16 milyon dolar artarak 191 milyar dolara ulaştı.

Diğer deyişle halk, Erdoğan hükümetinin yüzde 4 faizli dolar ve yüzde 2,5 faizli Euro tahvilleri yerine doğrudan, dolar-euro almayı tercih ederek 22 milyar lirayla döviz alıp, banka hesabına yatırdı. Hükümetin vaatlerine ve ekonomi politikalarına güvenmediğini açık şekilde ortaya koydu.

O yüzden de Erdoğan hükümeti, tümüyle çaresiz kalınca şimdi seçime kadar olan üç ayda Merkez Bankası, Kamu Bankaları ve KİT’lerin kârlarını avans olarak  hazineye aktararak, seçim ekonomisine, seçim vaatlerine kaynak bulmaya yönelmiş durumda.

Bir anlamda Merkez Bankası’nın zaten iyice erozyona uğrayan itibarını sıfırlayıp, siyasi talimatla olağanüstü genel kurul kararı aldırarak, TCMB’yi “seçim kasası” olarak kullanmayı hedefliyor. Bir yandan da halka dolar-euro tahvili satışlarını 7 Ocak-1 Şubat 2019 arasında yeniden devreye sokarak, hükümet eliyle halkın tasarruflarını ve ekonomiyi “dolarize” etmekten başka çözüm bulamıyor.

Bu adımın ardından, Kasım ve Aralık aylarında TOBB destekli yüzde 10 indirim kampanyalarıyla düşürülen enflasyon gerekçe gösterilerek, TCMB üzerinde seçim öncesi faiz indirimi baskısı devreye sokulacak.

CHP Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, hazinenin döviz tahvili satışına halkın ilgi göstermediğini, çünkü hükümetin kâğıt üzerinde enflasyon, kur, faiz vb. rakam oyunlarına güvenmediğini belirterek, “Erdoğan Hükümeti’nin IMF ile dirsek temasına geçtiğini, 31 Mart’tan sonra IMF ile anlaşma yapılacağını” öne sürdü:

“Türkiye hızla 1994 koşullarına dönüyor. Seçimler için yapılan her aspirin tedavisi Türkiye’yi hızla IMF kapısına doğru sürüklüyor. Zaten Saray da bu konuda sessiz kalarak, IMF ile anlaşma konusunda niyetini reddetmiyor. Şimdi akıllarına TCMB kârını seçimin finansmanı için kullanmak gelmiş. Ancak bu girişimin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bağımsızlığına vereceği hasarı hesap edememişler. Siyasilerin isteği üzerine olağanüstü genel kurul toplayan bir banka yönetiminin, yarın para politikası araçlarını siyasilerden ne kadar bağımsız kullanacağının takdirini ben kamuoyuna bırakıyorum. Bu cin fikirler geçmişte de denendi. Sonuç yüksek enflasyon, krizin daha derinleşmesi ve hüsran olmuştur.”

Merkez Bankası Eski Başkanı ve İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Yılmaz ise normal Genel Kurul yerine TCMB’nin Olağanüstü Genel Kurul’a gitmesinin sebebinin nakit/kaynak sıkışıklığı olduğunu söyledi: "TCMB dokuz aylık tutarı Hazine'ye normal zamanından üç ay önce avans olarak devredecek. Bu da işlerin ne kadar sıkışık olduğunu göstermektedir... Ekonomi politikaları kısa vadeciliğin önemli bir örneğini vermekte, seçim ekonomisi tüm hızıyla devam etmektedir."

Geçmişte de farklı iktidarlar döneminde Merkez Bankası’na karşılıksız banknot bastırılarak, emisyon yaratılarak ekonomik sıkıntılara günü birlik çözümler bulunmaya çalışıldı. Sonuç, üç haneli enflasyon ve milyon TL’lik banknotlar oldu.

Ancak TCMB’nin bağımsızlığının, kurumsal kimliği ve iradesinin böylesine yok sayıldığı, henüz kesinleşmemiş bilanço kârına, üç ay öncesinden hazine tarafından el konulması gibi bir durum yaşanmadı. Kamu bankaları ve KİT’ler için de şimdiye kadar böyle bir şey söz konusu olmadı.

Şimdi yaşananlar, TCMB’nin olağanüstü genel kurula zorlanması, Ticaret Bakanlığı’nın kâr dağıtımı tebliğindeki ivedi değişiklikler, hükümetin bir yandan çaresizlik ve panik halini, devlet çarkını döndürmek, maaş ödeyebilmek için her yolu mubah gördüğünü, diğer yandan da seçimi kazanmak için tüm kurumları ve kuralları tahrip edecek kadar gözünü kararttığını gösteriyor.   

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.