May 15 2018

'Erdoğan kazanabilir ama...'

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın iktidarda kalma ve tek adam olma tutkusuyla ilgili Batı medyasında yayınlanan yazılardan birinde, Erdoğan'ın kazanması halinde neler olabileceğine dair bir analiz yayınlandı.

Foreign Policy In Focus'ta Conn Hallinan tarafından kaleme alınan makalede, Erdoğan'ın kazanmasının çok da sürpriz olmayacağı belirtilirken, kazansa bile uzun vadede izlediği politikaların kendi ayağına dolanacağına dikkat çekildi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinin, olağan seçimlerden bir yıldan fazla bir süre önce, 24 Haziran günü yapılacağını açıkladığında, sonuç baştan belli gibiydi.

Ne de olsa ülkede OHAL vardı. Erdoğan 50.000’den fazla muhalifini hapse atmış, 140.000’nini işlerinden çıkarmış, bir Cumhurbaşkanı adayını tutuklatmış ve Suriyeli Kürtlere karşı, maalesef Türklerin büyük çoğunluğunun desteklediği bir askeri harekat başlatmıştı.

Ancak Erdoğan’ın ezici gibi görünen bu gücü, aslında göründüğü kadar sağlam değil ve Cumhurbaşkanı’nın önümüzdeki ay yapılacak seçimlerdeki zaferini garantilemek için yaptığı hamleler, uzun vadede bizzat onu rahatsız edecek nitelikteler.

Haziran seçimlerinde kaybedilecek çok şey var. Geçtiğimiz yıl yapılan referandum uyarınca, Türkiye parlamenter bir sistemden, güçlü bir başkanlık sistemine geçiş yapacak. Ancak Erdoğan referandumu çok az bir oy farkıyla kazanmıştı ve bu kıl payı başarısını oy sahteciliğine borçlu olduğuna ilişkin kuşkular epey yaygın.  

Türkiye’nin cumhurbaşkanı bu sefer işi sağlama almaya çalışıyor. Seçim yasası bağımsız sandık kurullarının elinden alınıp, iş güvencelerini hükümete borçlu olan bürokratlara teslim edildi. OHAL Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi ve onun müttefiği Milliyetçi Hareket Partisi dışındaki partilerin seçim kampanyası yürütmelerini zorlaştıracak.

Ancak Erdoğan erken seçim çağrısını güçlü olduğu için değil, AKP’nin geleneksel olarak en kuvvetli silahı olan ekonomi konusunda endişeli olduğu için yaptı. Ekonomi büyümeye devam ediyor, ama işsizlik %11 düzeyinde (genç nüfusta ise bu oran %21’e çıkıyor), borçlar birikmeye devam ediyor ve 2017’de %12 düzeyinde olan enflasyon, insanların yaşam standartlarını her geçen gün biraz daha bozuyor.

AKP’nin 16 yıl boyunca iktidarda kalabilmesi büyük ölçüde tüm Türklerin gelirlerini artırabilmesi sayesinde mümkün olmuştu. Ancak geçtiğimiz yıl içinde ücretler %2 azaldı, Türk Lirası da son çeyrekte %7.5 değer kaybetti ki bu da ithal ürünlerin fiyatlarına artış olarak yansıdı. Standard & Poors kısa bir süre önce Türk tahvillerinin değerini çöp statüsüne indirdi.

Hükümet şimdiye dek düşük faizli krediler vererek, ekonomiye teşvikler pompalayarak ve emeklilere ikramiye dağıtarak, insanların mutluluğunu muhafaza etmeyi başardı.  Ancak borçlar arttı ve yatırımlar, özellikle de yabancı yatırımlar bunun gerisinde kaldı. Türkiye ekonomisi tam hız uçuruma doğru koşuyor ve Erdoğan da bu düşüş gerçekleşmeden Cumhurbaşkanlığını garanti altına almak istiyor.

Seçimlerin ikinci tura kalmaması için Erdoğan’ın ilk turda oyların yüzde ellisini alması gerekiyor, ama bir çok kamuoyu araştırması, kısmen bitmek bilmeyen OHAL nedeniyle, Erdoğan’ın bu oyu bulamayacağını gösteriyor. Ancak bunda Erdoğan’ın ülke içindeki ve dışındaki Kürtlere açtığı savaşın da payı büyük.

AKP 2002 yılında iktidara geldiğinde, Türkiye’nin Kürt azınlıklarıyla uzun yıllardır süren savaşı bitirmeyi planlıyordu. Hükümet Kürt dili ve kültürü üzerindeki baskıları hafifletti ve Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) yürüttüğü askeri operasyonlarda ateşkes ilan etti.

Ama 2015 senesinde, Kürt yanlısı, solcu Halkların Demokrasi Partisi, %10’luk seçim barajını aşarak meclise girdi ve AKP’nin meclisteki mutlak çoğunluğunu kaybetmesine yol açtı. Bunun üzerine Erdoğan hiç vakit kaybetmeden Kürtlere savaş açtı. Kürt milletvekilleri hapse atıldı, Kürt belediye başkanları görevden uzaklaştırıldı, Kürtçe tabelalar kaldırıldı ve Türk ordusu Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu bir çok kent merkezini yerle bir etti.

Erdoğan ayrıca yeni bir seçim yapılmasını da zorlayarak, AKP’nin meclisteki çoğunluğunu geri kazanmasını sağladı ki bu da, yaygın bir şekilde, bir sahtekarlık olarak değerlendiriliyor.

Ankara, ayrıca, Türkiye sınırını geçen onbinlerce IŞİD ve El-Kaide savaşçısının, Esad hükümetine ve Suriye’deki Kürtlere saldırmasını da görmezden geldi. Ancak bu hamle çok kötü bir şekilde geri tepti. Amerikan hava kuvvetleri tarafından desteklenen Kürtler IŞİD’i ve El Kaide’yi yendiler ve Ruslar’da durumu Esad lehine çevirdiler.

Türkiye’in sonradan Fırak Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonları ile Suriye’yi işgal etmesinin hedefinde Suriyeli Kürtler var ve bu operasyonlar Türklerin çoğunluğu tarafından destekleniyor. Gelgelelim bu operasyonların Türkiye nüfusunun %18 - 20’si’ne tekabül eden Kürtler’i küstürmesi hiç de şaşırtıcı olmadı.

AKP geleneksel olarak Kürt oylarını, özellikle de kırsal kesimlerde yaşayan muhafazakar Kürtlerin oylarını alabilen bir parti. Ancak kamuoyu araştırmacısı Kadir Atalay, AKP’yi desteklemiş bir çok Kürdün 2015 seçimlerinden sonra “kandırılmış ve terkedilmiş” hissettiğini söylüyor. Kürtler ayrıca Erdoğan’ın aşırı sağcı, milliyetçi ve şiddetli bir Kürt düşmanı olan MHP ile yaptığı ittifak dolayısıyla da küskünler.

Atalay’a göre Kürteri küstürmek, AKP’nin %4 civarında oy kaybetmesine yol açtı. AKP’nin son seçimlerde oyların %49.5’nu aldığı düşünüldüğünde, bu hiç de azımsanacak bir oran değil.

İlerici HDP bu Kürtleri kazanmak için çok çalışıyor. HDP’nin grup başkan vekili Meral Daniş Beştaş, Al Monitor’a verdiği mülakatta “Kürtler, HDP’li olmayan Kürtler bile Afrin operasyonuna, Kürtçe tablelaların kaldırılmasına,Kürt Milletvekillerinin hapse atılmasına tepki verecektir,” diyor.

Hapisteki eski eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanı adayı olduğu HDP, faşizme karşı, solcu bir demokrasiyi savunarak, birlik çağrısı yapıyor. Risk, HDP’nin en az %10 oy almaması durumunda, meclisteki sandalyelerinin AKP’ye geçecek olması.

Erdoğan Türkiye’nin komşularını da küstürdü. Ege denizindeki minicik adalar nedeniyle Yunanistanla gergin bir restleşme içinde. Avrupa’da yaşayan Türklere yönelik seçim kampanyası yürütmesini engelleyen bir çok Avrupa Ülkesiyle kavgalı.  Ve Türkiye’ye hakaret ettiği için NATO’ya saydırıyor (ki bunda haklı olduğu bir yan yok değil. Kısa bir süre önce yapılan bir NATO tatbikatında Türkiye “düşman” olarak tanımlanmıştı.)

Ancak Erdoğan’ın NATO’ya ve Avrupa’ya yönelik saldırıları büyük ölçüde pozdan ibaret. Türk milliyetçilerinin Avrupa’ya ve NATO’ya saydırılmasından hoşlandığını biliyor ve o oyların, MHP’den koparak yeni kurulan İyi Parti’ye veya İslamcı Saadet Partisine gitmesini istemiyor.

Kimse muhalefetten bir sürpriz beklemiyor ama sağ - sol yelpazesinin merkezinde yer alan ve laikliği savunan CHP, kısa süre önce İyi Parti, Saadet Partisi ve Demokratik Parti ile bir “0 Baraj” ittifakı kurdu.

Bu ittifak solcu HDP’yi içermiyor, ama HDP’nin milletvekillerinin hapse atılmasına onay veren partilerle bir ortak zemin bulabileceği de zaten şüpheliydi. HDP’nin 59 milletvekilinden dokuzu hapiste, 11’nin de milletvekilliği düşürüldü.

Küçük bir olasılıkla da olsa, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını kazanması ama meclisteki çoğunluğunu yitirmesi de ihtimal dahilinde. Muhalefet ise, kazanması halinde yeni başkanlık sistemini çöpe atıp, meclise eski gücünü iade etmeyi vaat ediyor.

Seçim, esas olarak, sıkıyönetim altında yapılacak ve Erdoğan oyunu çoktan kendi lehine kurdu. Hileli zarlar, işaretlenmiş iskambil kağıtları, önceden kurulmuş rulet tekerleği hazır.

Ülkede bağımsız medya neredeyse kalmadı ve AKP’nin ve MHP’nin muhalifleri korkutmak için silahlı “destekçiler” istihdam etmiş olduklarına dair dedikodular ayyuka çıkmış durumda. 2016’da yapılan başarısız darbe girişiminden sonra çok sayıda silah kayboldu.

Yine de, Amerikan İlerleme Merkezi isimli düşünce kuruluşundan Max Hoffman’a göre Erdoğan için bu seçimi almak sanıldığı kadar kolay olmayabilir. Seçimin ikinci tura kalması, ekonomi dışında da önemli sorunlarla boğuşmak zorunda kalmak üzere olan Erdoğan’ı zayıflatabilir.

  • Türkiye’nin Kürtlerle savaşı artık Suriye ve Irak’a yayıldı

  • Suriye’de Esad muhtemelen ayakta kalacak ve Suriye’deki işgali sürdürmek Türkiye için daha zor ve pahalı olacak. Erdoğan ayrıca artık Türkiye’nin güneydoğsunda bulunan IŞİD ve El Kaide savaşçısıyla da uğraşmak zorunda kalacak.

  • Mısırla ilişkiler Kızıl Deniz ve Ankara’nın Sudan ile kurduğu yeni ittifak nedeniyle geriliyor. Sudan Nil Nehrinin su hakları nedeniyle Kahire ile ihtilaflı.

  • ABD ile Türkiye’nin kağıt üstünde müttefiki ve önemli bir ticaret ortağı olan İran arasında bir zıtlaşma yaşanması güçlü bir ihtimal.

  • Uzak bir ihtimal de olsa, Türkiye ile Yunanistan arasında bir patırtı yaşanabilir

  • Ve son olarak, petrol fiyatlarının sürekli yükselmesi ve bunun zaten borçu durumdaki Türk ekonomisi üzerindeki olumsuz etkisi var.

Türkiye Cumhurbaşkanı önümüzdeki ay istediği zaferi kazanabilir. Ancak sorunlar boy gösterdiğinde, sorumluluğu üzerine yıkacak kimseyi bulamayacak. Vebal, onun boynuna kalacak.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar