Oca 21 2019

Erdoğan: Menbiç'i alacağız ve...

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Menbiç'i alacaklarını ve sahiplerine teslim edeceklerini söyledi.

Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'a atıfla: "İşte sayın Trump ile de görüştüğümüz gibi; 20 mil sınırlarımızın ötesinde, yaklaşık 30-32 km. Yarın inşallah Pazartesi Çarşamba Rusya seyahatimiz var. Sayın Putin ile bölgedeki gelişmeleri ele alacağız. Terörden arındırılmış bu bölgelerde Suriye halkının, oralardaki kardeşlerimizin huzurunu sağlama ahdimiz var. İdlib'de biz olmasaydık yüz binlerce insanın ölüm haberlerini alacaktık. Ama orada attığımız adımlar bir sulh zeminini sağladık" diye konuştu.

"Cin şişeden çıktı... Türkiye kat ettiği mesafe sayesinde gerçek gücünün farkına vardı. Her kim ki bu ülkeyi yarım asır öncesine dönüştürmeyi hedeflerse karşısında önce milletimizi bulur. Bundan bir yıl önce, birilerinin neler söylediğini, işi hangi tehditlere vardırdığını hatırlıyorsunuz değil mi? Meğer bizi bir süre daha Afrin'den uzak tutup yapılan hazırlıkların tamamlanmasını istiyorlarmış... Daha önce Fırat Kalkanı'nda da aynı durumu yaşadık" iddiasında bulunan Erdoğan, Menbiç'i alacaklarını söyledi.

TOBB Ekonomi Şurası'nda konuşan Erdoğan, ekonomik sıkıntıların aşılması için iş dünyasıyla birlikte tedbirleri yürürlüğe koyduklarını söyledi. Erdoğan. 17. ve 18. yüzyıl Osmanlı'sının iş hayatından örnekler verdi ve Fransız bir iş adamının duyduğu hayranlığı anlattı. 

Türkiye'nin en büyük sorununun dışarıda rekabet ettiği güçler değil, kendi içindeki bir takım kifayetsizler olduğunu savunan Erdoğan, "Bunlar kendi insanlarına güvenmedikleri için hep birilerinin gölgesi altında, birilerinin emrinde hareket etmişlerdir" dedi.

Ekonomi dünyasındaki güncel sorunlara, Osmanlı örnekleri üzerinden yaklaşan Erdoğan'ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

"Herhalde bunlar sanıyorlar ki Türkiye Cumhuriyeti gökten zembille indi. İçerideki insanları ve imkanları da bir kaya kovuğundan çıktı... Bunlar böyle zannediyor. Biz ülke ve millet olarak çok güçlü bir müktesebata sahibiz. Bu konuda çok önemli çalışmalar yapmış bilim insanlarımız bulunuyor. 2019'u Prof. Dr. Fuat Sezgin yılı ilan ettik. Osmanlı'yı ve daha önceki ecdadı Avrupa kapitalizmiyle değerlendirmeye kalkanlar orada aradıklarını bulamıyorlar. Dönemin şartları gereği iktisadi sistemin omurgasını oluşturan Osmanlı toprak sistemi başlı başına bir dünyadır.

Mesela 17'nci ve 18'inci yüzyıllarda kuyumculuk, boyacılık, deri ve dokuma işleri aynı zamanda ülkenin ciddi ihracat kaynağı haline dönüşecek şekilde ilerlemişti. Fransız konsolosunun hayretle ülkesine bildirdiğini görüyoruz. Fransız iş adamı, Osmanlı'da üretilen gümüş tellerin daha kaliteli oluşundan hayranlıkla söz ediyor. Kumaş boyada öyle ileriye gitmişti ki Avrupa'daki birçok firma ipliklerini İzmir'e getirip boyatıp sonra ihraç ediyordu. Bu dönemde İstanbul'daki boya, ayakkabı imalatı, bakır kalayı gibi alanlardaki başarılı ustalardan bazılarının çok cazip imkanlarla Avrupa'ya transfer edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bizim ecdadımız bırakın geri olmayı, Avrupa'nın önünde yer alıyordu. Elbette hakkın ve halkın yanında olmanın bir bedeli vardı.

Avrupa'nın kitlesel sanayi üretimine başlamasının ardından Osmanlı da boş durmamış, kendi ihtiyacını karşılamaya yönelik birtakım hamleler yapmıştır. Bu dönemdeki reformların her biri, iktisadi reformlarla da desteklenmeye çalışılmıştır.

Ülkemizde halen faaliyet gösteren pek çok kurumun 150 yıllık, 200 yıllık geçmişi vardır. Biz de 2 bin 200 yıllık devlet geleneğimizin günümüz ihtiyaçlarına uygun yeni bir aşaması olarak gördüğüm Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile geleceğe büyük bir miras bıraktığımıza inanıyorum. 

Dikkat ederseniz biraz önce iktisadi sistemi adalet temelinde kurduğunu söyledim. Kur faiz enflasyon üçgenindeki dalgalanmada maalesef bazı kesimler iyi bir imtihan veremedi. Dalgalanmayla asla orantılı olmayan fiyat artışlarıyla ilgili örnekler her gün karşımıza geliyor. Mal ve hizmet fiyatlarında bu akıl ve ahlak dışı artışların sebebi üzerinde hep birlikte düşünmeliyiz. Devlet, teşviklerle, indirimlerle, yapılandırmalarla, bu süreçte reel sektörümüzün ve milletin üzerindeki yükleri azaltmak için elinden geleni fazlasıyla yapmıştır. Buna karşılık birileri piyasanın şartları kılıfıyla fırsatçılığa yönelmesi üzüntü vericidir. 

Madem ki biz "komşusu açken tok yatan bizden değildir" diyen medeniyetin mensubuyuz; öyleyse son dönemde yaşanan hadiseler karşısında kendimizi sorguya çekmek zorundayız. Şüphesiz kimseye zararına iş yap demiyoruz. Ancak faiz oranları düşmüş, enflasyon belli oranda düşmüş. Bakıyorsunuz marketlerle hala sebze meyve vesaire fiyatlar düşmüyor, onlar hala yükseliyor. Bunu ne ile izah edeceğiz? Öyleyse bize düşen nedir? Bu marketlerde eğer kalkıp benim halkımı sömürge mücadelesini devam ettirenler varsa, bunun hesabını sorma görevi bizimdir ve hesabını sorarız. Her şey ortada, rakamlar ortada, üreticiden çıkışı ortada. Ama bakıyorsunuz bunlarda en ufak bir oynama düşüş söz konusu değil. Hala vatandaşımı nasıl sömürürüm... Herkesi ben bu konuda vicdana, insafa ve hepsinden önemlisi ahlaka davet etme görevliliği noktasındayım. Şikayetleri kulak arkası edemeyiz. 

Krizi fırsata çevirme... Yanlış anlayanlara doğruyu anlatmamız lazım. Halbuki bu sözle kast edilen, elindeki mala olması gerekenden fazla fiyat istemek değil. Boşlukları görerek yeni atılımlara girmektir. İhracat ne demek istediğimi çok iyi anlarlar. İhracatta Rusya pazarında sorun çıktı, Avrupa pazarı sıkıntıya girdi. Güney komşularımıza ulaşmakta zorluk çektik. İhracatçılarımız ne yaptı? Afrika'ya gitti, Asya'ya yüklendi, diğer coğrafyaları araştırdı. "

Haberin tamamını buradan okuyabilirsiniz