Haz 10 2018

'Erdoğan toplum mühendisliğinde sanıldığı kadar başarılı olamadı'

İstanbul merkezli yazar ve editör William Armstrong, World Politics Review için kaleme aldığı makalesinde Taksim’de inşa edilmekte olan camii ışığında AKP’nin toplumu şekillendirme çabasını yazdı.

“Toplum mühendisliği girişimi Atatürk’ten beri sınırlı bir etkiye sahip oldu” diyen Armstrong “AKP’nin göklere çıkarılan toplumsal devrimi, ülke içindeki ve dışındaki gözlemcilerin sandığı kadar derin değil” değerlendirmesi yaptı.

Armstrong'un yazısının satırbaşları şöyle:

Geleneksel Osmanlı tarzında yeni bir cami Taksim Meydanı’nın ortasında inşa ediliyor. Bu yıl sonu tamamlanması beklenen cami, Türkiye’de inşaatı süren binlerce camiden sadece biri. Ama Taksim’deki inşaatın sembolik bir anlamı var: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyaset alanını ve Türk toplumunu kendi arzuları doğrultusunda yeniden şekillendirme emelinin açık bir işareti. Erdoğan seçim kampanyasını yürütüyor.

Şaşırtıcı bir şekilde enerji dolu ilerleyen muhalefet kampanyasına rağmen Erdoğan hala önde. Ama yüzeyin altında işler o kadar da basit değil. Türk toplumu bugün sadece bir adam tarafından şekillendirilemeyecek kadar sofistike. Erdoğan ve partisinin dindar-milliyetçi programını modern İslami muhafazakarlıkla birleştirip Osmanlı nostaljisi üzerinden popülist bir rüzgar yakalarken, çoğu kişinin tahmininin aksine Türkiye’nin  illaki muhafazakar bir yöne ilerlemeyeceğini gösteren gittikçe artan işaretler var.

Taksim bunun nedenini gösteren işaretlerden biri. 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun modernizasyonundan beri bir sahne haline gelen Taksim’i farklı ideolojideki nesiller, dünya görüşleriyle paralel olarak değiştirmeye çalıştı.

Türkiye’nin kuruluşundan beş yıl sonra, 1928’de, kurucu Mustafa Kemal Atatürk’ün milliyetçiliğini temsil eden Cumhuriyet Anıtı inşa edildi. 1930 ve ‘40’larda Fransız şehir plancısı Henri Prost, Kemalist laik ruhu yansıtan caddeler, parklar, gezinti yerleri ve modernist yapılar tasarladı. Taksim Dayanışma Platformu’ndan mimar Mücella Yapıcı “Taksim liberal alan ve sekülerizmi temsil ediyor” diyor.

Taksim ayrıca büyük dindar muhafazakar gruplarla da doldu. 2013’te Gezi Parkı protestoları, Erdoğan’ın parkı yıkıp yerine Osmanlı dönemindeki kışlanın yeniden yapılması planının ardından başladı. Kışla, 1909’da 2. Meşrutiyet’e karşı isyancıların yeri olduğu için özellikle sembolikti.

İTÜ profesörlerinden Murat Gül İstanbul’un kent tarihini anlattığı kitabında dini grupların “1950’lerden beri alana bir cami yapılması için yorulmaksızın çalıştıklarını” söylüyor. İnşaatı süren cami de Erdoğan’ın, Türk İslamcılarının uzun süredir devam eden arzusunu yerine getirdiğini gösteriyor.

Meydanın karşı tarafında hükümet, ikonik bir Cumhuriyet dönemi operası olan Atatürk Kültür Merkezi'nin yıkılmasını ve yeniden inşasını denetliyor. Birkaç gün önce Cumhurbaşkanı, cami inşaatını ve yıkılan AKM’yi gözlemlemek için gece yarısı bir ziyarette bulundu.

AKP’nin başlattığı, yere göğe sığdırılamayan toplumsal devrim, gözlemcilerin yaygın olarak kabul ettiği kadar derin değil. Sadece İstanbul’da değil, Erdoğan, ülkedeki tüm yaşam alanları üzerinde kuleler yapıyor.

Devlet kurumları, Erdoğan'ın iradesine tabi kılınmış durumda. Erdoğan neredeyse sürekli televizyonda, OHAL kapsamında, kanunun tam gücünü veren kararnamelerle ülkeyi yönetiyor. Destekçileri ona “reis” diyor.

Hükümetin, Türk toplumunu AKP'nin ideallerine göre şekillendirme girişimleri son yıllarda eğitim, aile ve kültür politikasına da yayıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 4 milyar TL’lik bütçesi diğer bakanlıkları geride bırakıyor. Erdoğan, meşhur “dindar nesiller yetiştirme” amacını ilan etti. 

Ancak AKP, iktidarının zirvesinde olmasına rağmen, uzun vadeli eğilimler Türk toplumunun belki de homojen İslamcı bir yolda ilerlemeyeceğini gösteriyor. Türkiye'nin muhafazakâr medyasında, muhafazakâr gençlerin geleneksel İslami inançtan uzaklaşmalarıyla ilgili yoğun tartışmalar yer aldı.

Tartışma Nisan ayı başlarında Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün hazırladığı bir rapor üzerinde odaklanıyordu. İmam Hatip Liseleri’nde yapılan anket, “gençlerin deizme kaydığı” konusunda uyarıda bulunuyordu. 

“Deizm” fenomeni abartılmış olabilir, ancak bu türden endişelerin ortaya çıkması, Türkiye'de İslamcılar arasında büyük bir güvensizliğe işaret ediyor. Cömert fon ve teşviklere rağmen, yeni açılan din okulları geleneksel, dinî olmayan okullara kıyasla yetersiz performans gösteriyor. Türkiye’nin doğum oranı, Erdoğan’ın kadınların “en az üç çocuğa sahip olma” yönündeki kişisel telkinine rağmen, sürekli düşüyor.

Boşanma oranları, Avrupa ortalamasına göre hala çok düşük olsa da, her yıl yükseliyor.  Amerikan İlerleme Merkezi ile Metropoll’ün yakın tarihli araştırmasına göre AKP destekçileri de dahil olmak üzere daha genç Türkler, hayatlarının ve “Türklük” anlayışlarının merkezinde İslam’ın olduğunu söylemeleri daha az olası.

Hükümet sürekli “yerli ve milli” üretimin önemini vurgulasa da Türkiye'nin ekonomisi yabancı sermaye girişlerine büyük ölçüde bağımlı ve bu da sürekli yüksek bir cari açığa neden oluyor. Türk tarihi boyunca, ideolojik idealler Erdoğan ve AKP yönetiminde gerçekliğin duvarına tosladı. 

Erdoğan son derece popüler olmaya devam ediyor ve rekabet beklenenden çok daha sıkı olsa da yaklaşan seçimlerdeCumhurbaşkanlığını koruyacak gibi görünüyor. Devletin tam gücüyle desteklenen dindar-milliyetçi muhafazakarlık markası, öngörülebilir gelecekte Türkiye siyasetine hükmedecek gibi görünüyor. Ancak AKP’nin göklere çıkarılan toplumsal devrimi, ülke içindeki ve dışındaki gözlemcilerin sandığı kadar derin değil. 

Hiçbir hükümet Taksim Meydanı'nı istediği gibi yeniden tam anlamıyla şekillendiremediğinden, Türk toplumu mühendisliği girişimi, Atatürk'ten beri sadece sınırlı bir etkiye sahip oldu. Mevcut hükümetin muhafazakâr sosyal projesinin sınırlarının tam olarak anlaşılması yıllar alabilir, ancak işaretler ortaya çıkmaya başladı.