Erdoğan’ın akbabaları

Yine, siyasi partilerin “hangimiz daha milliyetçiyiz” yarışına girdiği bir seçim sürecindeyiz. Erdoğan’ın tarif ettiği “milli ve yerli” sıfatını hak edebilmek için sadece AKP değil, tüm partiler büyük bir çaba içerisinde. “Milli ve yerli” olabilmenin kriterleri tam belli olmadığından bu süreç hem iktidar hem muhalefet için ahlaksızlık ve ilkesizlik üzerinden devam edecek gibi duruyor.

Milli ve yerli olmamakla suçlanan herhangi bir siyasetçi, ışık görmüş tavşan gibi paniklemeye başlıyor. Muktedire hain olmadığını ispatlamak için anında canavarlaşıyor. Hele bu siyasetçiler Meral Akşener, Ümit Özdağ, Mansur Yavaş gibi medeni bir ülkede “marjinal milliyetçi” sayılabilecek isimler ise olay daha da çirkefleşiveriyor.

Mesela Meral Akşener, mitingi esnasında kızdığı bir emniyet müdürüne “Son zamanlarda özellikle benim programlarına yönelik, devlet bürokrasisinden son derece çirkin hadiselerle karşı karşıyayız. Öncelikle şunu söyleyeyim; Aksaray Valisi’ni buradan uyarıyorum, bir polis müdürü Meral Akşener’i HDP ile yan yana koyamaz. Böyle bir terbiyesizliğe izin veremem. Ben bu ülkenin eski içişleri bakanıyım. Bu hadsiz müdürü hiç unutmayacağım” diyerek tepki veriyor.

Mansur Yavaş, hiç utanmadan HDP seçmenini “rehabilite” etmekten, topluma kazandırmaktan bahsedebiliyor. Kılıçdaroğlu, Suriye politikasında hepimizi felakete sürükleyen eli kanlı Reis’ine durmadan savaş tezkeresi veriyor. Demirtaş’ın tutuklanmasına destek oluyor. Savaşı ve baskıyı sürdürülebilir kılıyor.

Hainlik sadece Kürtler üzerinden tarif edilmiyor elbette.

Muhalefet bir iki büyük şehir kazanmasın diye ülkenin yarısı “hain, FETÖ’cü, Asalacı, ezan ıslıklayan kadın, Haçlı, Yunan tohumu vs.” gibi ırkçı kavramlarla kategorize ediliyor.

Sonrası, suçlanan siyasetçinin tavşanlaşması işte…

Niye hain olmadıklarını ispatlamak için Ermeni’ye, Kürde, solcuya, kadına, işçiye, LGBT-İ’ye nefret saçan, aşağılayan muhalefet tipleriyle doluyor ortalık.

İktidar, onun küçük kardeşi MHP, onun dayısının kızı İYİ Parti, kurucu unsur milli ve yerlisi CHP, onun üvey kardeşi DSP derken, önüne gelen mağdura vurmaya başlıyor.

Ne kadar alçakça değil mi?

Abdullah Gül’ün, annesinin Ermeni olmadığını ispatlamaya çalışması gibi.

O “mağdur” kimliği sahiplenerek “bugün Kürt katliamları yaşanırken elbette yerim onların yanında durmaktır” diyebilecek bir tane insan evladı çıkmadı hiçbirinden.

Tam tersine çakallardan arda kalan cesedi didiklemeye çalışan akbabalar gibiler.

Erdoğan artık bir toplumsal kesimi hedef gösterince, Sedat Peker’den önce muhalefetin büyükşehir belediye başkan adaylarına saldırı başlıyor.

Mesela ben, günlerdir CHP İzmir Büyükşehir adayı Tunç Soyer’i anlatan bir yazı yazmak istiyorum. Onu çok seviyorum ve kazanmasını istiyorum. Mesela bu yazı, İzmir’de HDP’ye oy vermiş seçmeni azıcık da olsa etkileyebilir diyelim. Bu yazıyı yazmaktan imtina ediyorum. Tunç Soyer’e “Ermenice” bir destek verirsem zararına olabilir diye korkuyorum.

Peki, bir Ermeni, ya da sıradan bir Ermeni ailesi nasıl hayatına devam edebilir böyle bir ortamda? Hangi partiye sığınır HDP’den başka?

Bu sefer de cevap net. “HDP, PKK, Ermeni” aynı şeye tekabül ediyor zaten…

Ezcümle, Erdoğan bu ülkenin tek hâkim ideolojisini bir mıh gibi çaktı anlımızın ortasına.

Mezhepçi, milliyetçi, gaspçı, talancı bir modeli yeni “milli” değerlerimiz olarak koydu meydana işte.

Buna teslim olan her siyasetçi alçaktır ve akbabadır diyeyim de, yazı içimizi soğutsun bari son cümlede…

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.