Tem 03 2018

Erdoğan'ın baskısı artıyor

The American Interest'te Jenny White imzasıyla yayınlanan makalede seçim sonuçları değerlendirildi. Yazıda 24 Haziran seçimlerinde elde ettiği çifte zaferle Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yeni tasarlanmış güçlü bir Cumhurbaşkanlığı kazandığı, partisi AKP'nin de mecliste aşırı sağcı MHP ile ittifak kurarak çoğunluğu elde etmeyi başardığı ifade ediliyor.

Jenny White'ın yazısı şöyle:

Yeni sistemin riskleri saymakla bitmiyor, daha önce denenmemiş yeni hükümet sisteminde artık Başbakanlık makamı yok ve Erdoğan kabineyi atayabiliyor, yardımcılarını, kıdemli yargıçları ve yetkilileri seçebiliyor ve bunların hepsi için sadece kararname yayınlaması yeterli. Parlamento, potansiyel olarak 2028’e kadar yönetimde kalabilecek olan Erdoğan’a karşı durabilecek mi? O zamana kadar Türkiye’nin uğrunda büyük emek harcadığı demokratik sistemi geri getirmek çok zorlaşmış olacak.

AKP-MHP ortaklığına karşı birbirine çok zıt partiler tıpkı silahşörler gibi Erdoğan’ı durdurabilmek için bir araya geldi. Uzun yıllardır Kemal Kılıçdaroğlu’nın donuk yönetimi altında gelişme sağlayamayan laiklik yanlısı CHP, Erdoğan’ın yolsuzluk ve toplum üzerindeki yoğun baskısı altında geçen dönemi sona erdirmek isteyen toplum kesimini canlandırmayı başaran, önceden çok da tanınmayan bir siyasetçi olan Muharrem İnce’yi aday gösterdi.

Geçtiğimiz kısa dönemde 100.000’den fazla kişi ya işinden oldu ya da hapse atıldı. Asılsız ihbarlara dayanarak yapılan keyfi tutuklamalar toplum üzerinde boğucu bir güvensizlik ve korku ortamı yarattı.

Büyükşehirlerde kendi partisinden olan seçimle başa gelmiş düzinelerce belediye başkanını görevden alarak, sadece kendi dediklerini yapacak yönetimlerle değiştirdi. Medyanın kontrolü tamamen elinde ve okullar, mahkemeler ve ordu gibi devlete bağlı kurum kendine bağlayarak hukuka bağlı yönetimin fiili olarak sonunu getirdi. Yüzlerce sivil toplum örgütünü kapattı ya da asimile etti.

Muharrem İnce’nin otoriter rejimi sonlandırmayı vaat ettiği mitinglere milyonlar katılarak Erdoğan’ın %53’lü oyuna karşı oldukça etkileyici bir oran olan %31 almasını sağladı. İnce seçimi kaybettikten sonra yaptığı konuşmada, birçok oyun çalındığı kesin olsa da, Erdoğan’ın kesin galip olduğunu söyledi.

Ancak, seçimlerden sonra Erdoğan’ın toplum üzerindeki baskısının azalacağı yönündeki ümitler, seçimden hemen sonra devlet televizyonlarının muhalefet partileri hakkında hain ve terörist gibi kelimeler kullanması sonrasında hemen azaldı. Erdoğan da yaptığı zafer konuşmasında muhalefete, isim vermediği hainlere ve devlet düşmanlarına saldırdı.

Tüm 77 milyon Türk’e eşit davranma sözü verse de, daha hemen sonraki gün Ordu ilinden bir belediye başkanı ilçedeki semtlerin Erdoğan’a verdikleri oy oranıyla doğru oranda hizmet göreceğini söyledi. AKP’nin ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli de çeşitli gazetelerde tam sayfa yayınlattığı ilanlarda partisini eleştiren veya kötüleyen tüm gazeteci ve yazarları tek tek listeleyerek kısaca onları hedef göstermiş oldu. Bir diğer MHP milletvekili de idam cezasının bir an önce geri getirilmesi çağrısında bulundu.

Erdoğan’ın kazanmasının birden fazla nedeni var. Öncelikle AKP iktidarında refaha kavuşan toplumun dindar ve tutucu kesimi arasında devam eden popülerliği. İkinci olarak da Erdoğan seçimi kaybetmemek için gerekli önlemleri önceden aldı. Partisi seçim bölgelerini sınırladı ve zorlaştırdı, kampanyası için devlet kaynakları ve hizmetleri kullanıldı, muhalefet partilerinin televizyonlarda konuşmasına izin verilmedi ve kontrol ettiği medya kanal ve gazetelerinde onlardan bahsedilmesini engelledi.

İnce’nin mitinglerine katılan milyonlardan haberlerde neredeyse hiç bahsedilmedi. Kısaca Erdoğan muhalefeti sadece kendi destekçilerinin takip ettiği bir sosyal medya balonu içine hapsetti. Seçim gecesi gözlemcilerden seçimde usulsüzlük ve saldırılar hakkında sürekli haberler geldi. Türkiye’nin doğu bölgelerinde devlet sayısız Kürt politikacı ve sivil lider hapse attı ve ardından oy verme noktalarını “güvenlik sebepleri” gerekçesiyle değiştirdi.

Bu yüzden Kürt seçmenler giydikleri en güzel Pazar kıyafetleriyle kilometrelerce yol yürümek zorunda kaldı. Tüm bu engellemelere ve HDP Başkanı Selahattin Demirtaş’ın hapiste olmasına rağmen HDP %10’luk barajı geçmeyi başardı ve mecliste kendine yer elde etti.

AKP destekçileri de aynı zamanda kendilerine ait kontrol altındaki bilgi ve yanlış bilgi balonu içindeydiler. İnsanların patates veya soğan bile alamadığı ekonomide bir şeylerin yanlış gittiği çok açıkken ve Lira’nın değeri dibe vurmuşken, hükümet ekonomik çöküş konusunda Türkiye’yi batırmak isteyen dış güçleri suçladı.

Bunlar arasında alışılmış “kötü adamlar” olan ABD ve AB de vardı. Erdoğan eğer vatandaş kendine sadık kalırsa, ekonomiyi bizzat düzelteceğine söz verdi. Seçim posterlerinde güçlü bir Türkiye’nin güçlü bir lidere ihtiyacı olduğu vurgulanırken, iktidarı döneminde yapılan altyapı projeleri ve ekonomik yükseliş öne çıkarıldı.

Erdoğan’ın zaferi, bir kişinin etrafındakilerin hepsini kontrol ettiği ve aralarındaki illişkinin ortak bir amaçtan veya başarıdan ziyade sadakat ve itaate dayandığı ve Türk siyasetini uzun yıllardır sarmış olan hiyerarşik bir kültürün göstergesi.

Güçleri paylaştıracak, liderin temsil ettiği değer yargılarını, fikirleri, hayat tarzlarını veya kimlikleri barındırmayı sağlayacak bir mekanizma bulunmuyor. Bu seçimde olduğu gibi farklı liderler ittifak kurabiliyor ancak bunlar sadece Erdoğan’ın tek adamlığını durdurmak hedefi gibi amaçlar altında oluşan anlık birliktelikler.

Artık bu hedefe ulaşılamadığına göre , bu son derece farklı partiler ortaklık yeminlerine sadık kalabilecekler mi yoksa pastadan kendilerine düşen paya doğru geri mi çekilecekler? CHP lideri Kılıçdaroğlu şimdiden İnce’yi kazanamadığı için eleştirdi ve istifa çağrılarını reddetti. İnce kendi parti hareketini başlatma fikrini öne sürdü.

Tüm bu sorunlar iyice derinleşirken, Türkiye’nin önünde sosyal ve siyasi açıdan son derece istikrarsız bir dönem ufukta gibi görünüyor.