Ergenekon ile son peşrev

Memleketteki yüksek siyasi gerilimin en önemli sebebi, Erdoğan-Ergenekon memnu aşkının çocuğu olan Cumhur koalisyonunun çatırdamaya başlamasıdır. MHP bu aşkın hazzını zirvede yaşarken AKP, MHP’ye yaşattığı zevkin bedelini ödüyor. MHP ile ortaklık AKP’yi kendi doğasına yabancılaştırdı ve geri dönüşü olmayan bir erimeye sebep oldu ve AKP hâlâ erimeye devam ediyor.

Bu durumun farkında olan Erdoğan, gelecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, koltuğunu korumasına yardımcı olacak, MHP yerine, geçici de olsa, yeni bir koalisyon ortağı bulma arayışına girdi. Bunun için Milli Görüş oylarına göz dikti. AKP’nin MHP ile yollarını ayırması ise MHP’nin felaketi olabilir. Böylece MHP baraj altında kalabilir ve MHP’nin baraj altında kalan oylarının aslan payı, tıpkı 2002 seçimlerinde olduğu gibi, AKP’ye gidecektir. Üzerine Saadet Partisi’nin yüzde bir veya iki oyu ile MHP ile ortaklıktan dolayı kaçan yüzde bir veya iki oranında oyun geri gelmesi eklenince, MHP ile koalisyonu bozmak AKP’de herhangi ciddi bir kayba sebep olmayacaktı.

Bu ve benzeri hesaplardan dolayı yeni bir partner arayan Erdoğan, Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu’nun AKP ile koalisyona yanaşmaması üzerine, Oğuzhan Asiltürk üzerinden operasyona başladı. Saadet Partisi lideri koalisyona yanaşmasa da AKP il ve ilçe teşkilatları Saadet Partisi il ve ilçe teşkilatlarını yutmaya başladı bile. Yakında Sayın Karamollaoğlu’nun yöneteceği bir parti teşkilatı kalmayabilir.

Erdoğan’ın Milli Görüş gömleğini tekrar giymeye karar vermesi sadece oy kaybı ile ilgili değildir. ABD’nin geri dönüşü (America is back) Erdoğan’ı, Ergenekon ile yaptığı ortaklığı da bozmaya zorluyor. Erdoğan, Trump döneminde Putin üzerinden kurduğu denge siyasetini, Biden döneminde Avrupa Birliği üzerinden kurmak istiyor. Bundan dolayı Erdoğan içeride Ergenekon ile dışarıda Rusya ile yaptığı ortaklığı bozmak zorunda. Ergenekon ile ittifak döneminde üretilen Doğu Akdeniz, Mavi Vatan ve S-400 gibi sorunları çözebilmek için mezkur ittifakı sonlandırma ihtiyacı hissediyor Erdoğan. Farklı zamanlarda yaptığım değerlendirmelerde bu konuların Türkiye’nin eksenini değiştirmek için kurulan tuzaklar olduğunu ifade etmiştim.   

Ergenekon da homojen bir yapı değil artık. Bir kısmı her geçen günün, Ergenekon aleyhine Erdoğan lehine olduğunu düşünüp, zaman kaybetmeden Erdoğan’ın düşürülmesi gerektiğini savunuyor. Diğer kısmı ise Kürtler ve Fethullahçılarla mücadelede Erdoğan’a ihtiyaçları olduğunu, Erdoğan’ın yanında durup bu mücadelenin hem devam ettirilmesi hem de AKP’yi ve devlet kadrolarını içeriden ele geçirmenin mantıklı olduğunu düşünüyor. Hedeflerine ulaştıktan sonra Erdoğan’ın icabına bakmanın daha doğru olacağını savunuyor. Ergenekon’daki fikir ayrılıkları günün sonunda Erdoğan’a yaradı ve Erdoğan onlarla mücadelesinde ciddi mevziler kazandı. Artık Ergenekon eski Ergenekon değildir.

Ergenekon ve onların Erdoğan’ın yanında kalarak içeriden mücadeleyi sürdürmeyi tercih eden kolunun tezahürü olan MHP’nin, Erdoğan’ın yeni partner arayışlarını ve daha fazlasını bildiklerinden emin olabilirsiniz. Onların da boş durmayıp karşı hamleler yaptığına şahit oluyoruz. Bir yönüyle Erdoğan ile Ergenekon’un birbirlerine peşrev çektiklerine şahit oluyoruz.

Erdoğan’ın Saadet Partisi ile ittifak yapabilmek için İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi üzerine AKP teşkilatlarındaki kokuşmayı gösteren görüntüler servis edildi. Kokain çeken AKP’li, balya balya Avro rüşvet alan AKP’li, kumar oynayan AKP’li görüntüleri ve haberleri servis edildi. Kaynaklarıma göre Süleyman Soylu ekibi, ki bu Ergenekon demektir, tarafından servis edilen görüntülerle iki şey hedeflenmektedir. Evvela bu görüntüler, AKP’nin Saadet ile kuracağı ittifakı engellemeye yöneliktir. Saadetlilere ‘kiminle ortaklık kurduğunuzu bilin’ mesajı veriliyor.

Sonra AKP’de başka kimler bu ve benzeri illetlere bulaşmış ise onlara da ciddi ciddi şantaj yapılıyor. Muhtemelen AKP’nin tepesinde de uyuşturucu, seks ve kumar gibi illetlerin müptelaları olmalı ki, kokaine pudra şekeri diyen AKP’li evine gönderildi. Şu soruyu soruyorum: Acaba Kürşat Ayvatoğlu bir kurye veya tepeye ( ve/veya tepedekilerin çocuklarına ve akrabalarına) kokain temin eden bir satıcı mı idi? Yoksa yaşadığı lüks hayatın kaynağını nasıl başka izah edeceğiz? O düzeyde birine verilen rüşvetin buna yeteceğini sanmıyorum. AKP’deki telaşa bakınca Ergenekon’un AKP’yi nasıl kuşattığı daha iyi anlaşılıyor. Eğer bazı düğümler çözülebilirse, (belki de çözülmüştür) bunun 17/25 operasyonlarından daha etkili sonuçları olabileceği dahi düşünülebilir.  

 İsmi geçtiği için Süleyman Soylu’nun durumu ile ilgili bir açıklama zarureti hasıl oldu. Soylu, Ergenekon’un "Truva Atı" olup, Erdoğan sonrası AKP liderliğine oynadığı için, ikinci bir Davutoğlu vakası yaşamak istemeyen AKP teşkilatlarında, Soylu aleyhinde propagandalar başlatılmış bulunmaktadır. Berat Albayrak tarafından yürütülen bu kampanyaya Erdoğan da destek vermektedir. Soylu AKP’den kendisine çevrilen okları durdurmak için Erdoğan’dan sonra siyaseti bırakacağını söyledi. Ama nafile Soylu’nun yaptıkları Erdoğan tarafından da bilinmektedir. Erdoğan’ın Ergenekon’a karşı en önemli hamlesinin Soylu üzerinden gerçekleşmesini bekliyorum.

MHP’nin istediği HDP’ye açılan kapatma davasının, AKP’ye de bir tuzak olduğunu gören Erdoğan, dava dosyasının Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından Yargıtay’a iadesini sağladı. Eşzamanlı olarak sarıklı cübbeli general görüntüleri servis edildi. Bahçeli bir taraftan Erdoğan’ın kontrolündeki AYM’nin kapatılmasını talep ederken, diğer taraftan AKP’ye “israf ekonomisi” eleştirisi getirdi. Misalleri çoğaltabiliriz. Ama bütün bu karşılıklı peşrev çekmeler, bir savaşın da fitilini ateşlemiş bulunuyor: Ergenekon ile Erdoğan’ın yarım kalmış savaşı.

4 Nisan 2021’de internette yayınlanan ve çok tartışılan “Montrö Bildirisi”, Erdoğan’ın Ergenekon ile mücadelesinde son hamle olarak tarihe geçti. Bildirinin bir intizamdan uzak olması, aceleye getirilmiş bir metin oluğu hissini beraberinde getiriyor. Hükümetin her daim propagandasını yaptığı "Kanal İstanbul" ile konuya giriş yapmaları bildirinin hazırlanmasında hükümetin parmağı olduğunu düşünmemize sebep oluyor.

Bildiri ile ilgili çok şey söyleniyor. Ama benim anladığıma göre bu bildiri, Erdoğan’a angaje olmuş bazı emekli amirallerin müdahalesi ile, tıpkı 15 Temmuz’u erkene alan Hulusi Akar gibi, hariçten bir zorlama ile prematüre doğmuş bir beyanname. Bildiri muhtemelen TSK içindeki Ergenekoncu başka bir tezgahı, planlanandan önce ifşa ettiği için olsa gerek, en çok Ergenekoncuların tepkilerini çekiyor. Bahçeli’nin tepkilerine bakın misal. Nasıl da canı yanmış.

Erdoğan geçen yaz YAŞ Kararnamesi’nde 600’den ziyade Albay’ı tasfiye ederek Ergenekon’a büyük bir darbe vurmuştu. Hatırlayınız, RAND’in raporunda "Erdoğan’dan rahatsız orta sınıf subaylar" diye geçmişti bunlar. Şimdi de Erdoğan’ın, Ergenekon’a son öldürücü darbeyi vurmak için binlerce subayı tasfiye etmek istediği gelen duyumlar arasında. Bu hazırlıklar ben duyarım da, Ergenekon duymaz mı?

15 Temmuz’dan önce de benzer tasfiye haberleri çıkıyordu ve bu haberler bir teşebbüsü doğurmuştu. Prematüre ve kontrollü ölü bir doğumu. Şimdi de benzer bir oyun sahneye sürülüyor. Bu sefer hedefte Ergenekon var. Erdoğan NATO’cuları Ergenekon ile ittifak sayesinde tasfiye etmişti. Şimdi ise Ergenekoncuları tasfiye etmek istiyor. Bunu da Ergenekon içinde Erdoğan ile yola devam etmek isteyenlerin nahif tavrına dayanarak yapıyor. Atatürk de İzmir Suikastı vesilesi ile İttihatçıların, Kara Vasıf ve Kara Kemal gibi liderlerini tasfiye etmiş ve kalan İttihatçı bakiyelerini kontrolüne alarak iktidarını tahkim etmişti. Görünen o ki benzer bir plan tıkır tıkır işliyor.

Emekli amirallerin bildirisini bu tasfiyenin bir başka peşrevi olarak değerlendiriyorum. Erdoğan’ın peşrev çekmesidir bu, yanlış anlaşılmasın. Peşrev faslı bitince güreşin başladığını hepimiz biliyoruz. Gözaltılar da başladı halihazırda.

Sahi!.. Şamil Tayyar da AKP MKYK listesine girdi, değil mi?


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.