Cengiz Aktar
Haz 01 2018

Gidiyor……mu?

 

Sosyal medya gezegenine bakarsak gitti bile.  

Yine de Erdoğan ve cemaatinin muradına ermesi için düşünülmüş “seçimin” mühendisliği, seçimin sonuçları ve esas seçim sonrası mühendislik üzerine birkaç varsayım.

Konuyla ilgili ilk yazıyı seçim kararı alınmadan 13 Ocak’ta, ikincisini 26 Mart’ta kaleme aldım. O yazılardaki bazı öngörüler gerçekleşmekte.

Seçim mühendisliğine göz atalım

İktidar cephesinde bütün hızıyla ve dört koldan sürüyor.

Muhalefetin görünürlüğünün olabilecek her biçimde engellenmesi, YSK’nın tam kontrolü, sandıkların tam kontrolü, seçmen sayısının on katı pusula, mühürsüz oy, %10 baraj, OHAL, medyanın tam kontrolü, sadaka, ulufe, ihale pastası, Kredi Garanti Fonu, vergi ve SGK alacakları erteleme, ucuz gayrimenkul faizi, emeklilik ikramiyesi, yaşlılık aylığı zammı, genel af, imar affı, üniversiteli affı, çay alım fiyatı, indirimli benzin, UBER’in yasaklanması, dışarıyla husumet, milliyetçi hamaset, hile hurda ve şiddet… Her şey gayet organize şekilde dayatılıyor.   

Ama mühendisliğin en hayatî boyutu HDP’nin seçim öncesi ve sonrasında cebren ve akla hayale sığmayacak envaı çeşit hileyle baraj altında kalmasının sağlanması ve bu sayede mutlak çoğunluğu elde etme azmi.

Hâsıl-ı kelâm bu bir seçim değil, tek bir kişi için dizayn edilmiş bir seçimsizlik.

İktidarın programı ise tam bir zırva, “fake news” tadında bir deli saçması, sanki kendi seçmeninin okumayacağını bilerek kopyala-yapıştır sistemiyle yazılmış. Üstünde durmak gereksiz.

Muhalefet cephesine dönelim. İttifak ile HDP oyunu iktidarın koyduğu kurallara göre oynamak durumunda. Unutmayalım ki söz konusu olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen hukukî/siyasî ucubenin, tamamen işlevsizleştirilmiş yasamanın ve seneye merkezin tam vesayeti altına alınan yerel yönetimin seçimleri.

Muhalefetin hazırlıkları ve kampanyaları imkânlar el verdiği ölçüde sürüyor. Sürecin âdil ve özgür olmaması muhalefetin elini kolunu bağlıyor, elinden geldiğince manevraları bertaraf etmeye çalışıyor. Cuma günü yayımlanan “Adil Seçim Platformu” çağrısı partilerüstü çok değerli bir girişim olsa da iktidarın çizdiği sınırların dokunaklı bir sonucu. Her şeyi bırakın OHAL’de yapılan bir seçim adil olabilir mi?  

Ve muhalefet iktidarın izin verdiği ölçüde meramını anlatmaya çalışıyor.

Ne var ki o meramın içeriği de iktidarın icraatıyla belirleniyor. 16 senelik bir iktidarın icraatı öylesine yoğun ki muhalefet partileri ister istemez iktidarın tam aksi yönünde icraat vaadinde bulunup AKP öncesi dönemi yâd eden söylemde takılıp kalıyorlar. Hiçbiri AKP öncesinde dahî kör topal yürüyen memleketin başta Kürd meselesi, kronik meselelerine çare çözüm önerisinde bulunmuyor. HDP dışında yeni ve farklı bir şey söyleyeni yok.

Memleketin şu sıra en kritik iki meselesi ekonomi ve dış politikada HDP dışında kalan muhalefetten somut ve farklı öneri yok denecek kadar az. Hele dış politikada reisten reisçi bir söylem hâkim. Yunanistan’da ada, Suriye’de “terörist” ve “şehit” peşindeler…

Sonuçta Millet İttifakının söylemi, Muharrem İnce’nin kulağa hoş gelen birkaç önerisinin dışında bu “devlet partilerinin” devletin itibarını yeniden tesis ederek, bekasını güvenceye alma gibi geliyor kulağa. Adına Millet yerine Devlet İttifakı demek daha doğru.

Geçenlerde Abdüllatif Şener’in Duvar haber sitesine verdiği mülakatta dediği gibi “Devlet Erdoğan’sız bir seçeneği hasretle bekliyor”.  

Gelelim olası sonuçlara

Cumhurbaşkanlığı seçiminin şu aşamada ikinci tura kalması büyük olasılık.

Müstakbel meclis aritmetiği ise barajı rahatlıkla geçecek gibi görünen HDP’yi (yine de rehavete kapılmamak gerek) hileyle baraj altına itme operasyonunun muvaffak olup olmayacağına bağlı.

8 Temmuz’da ise Tayyip Erdoğan’ın muradına ermesine kesin gözüyle bakılıyor.

Şunu daima hatırda tutmak faydalı olabilir: AKP seçimle geldi, rejim maalesef seçimle gitmeyecek. Giderse başta muktedir olmak üzere tüm yetkililer Yüce Divanlık olur, bu kadar net. Üstelik Suriye içsavaşındaki rolleri nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi yargısı her zaman diri bir ihtimal olarak tepelerinde duracaktır.

Şu sırada yapılan ve yukarıda sıraladığım bütün operasyonlar yetersiz kalırsa daha önceki seçimlerde alenen yapıldığı gibi yaygın hileye, o da yetmezse rejimin gayriresmî kolluk kuvvetlerine başvurulabilir.   

Ve bütün bu organize işlere rağmen yine de seçimin kaybedilmesi hissiyatı oluşursa rejim uyduruk bir darbe, terör saldırısı, savaş vs. bir bahane üreterek bunları yaptırmaz ve memleketi hâlihazırda olduğu gibi yönetmeye devam eder.

Rejimden kurtulmanın ne kadar zor olduğunu hatırlatanlara “öğrenilmiş çaresizlik” gibi fiyakalı ithâl lâflarla tweeter’da cevap yetiştirmeye kalkıp, “yes we can” diye bulundukları yerde tepinip duranların haberi olsun.

Ve gelelim seçim sonrası mühendisliğe

Rejim aslında çoktan kaybetti, muhtemelen 2013’ten itibaren. Bugün geldiği yerde, günün birinde vermek zorunda olduğu devasa hesaplardan ötürü panik içerisinde olduğu aşikâr. Bu, sadece rejim değil rejimin muazzam taraftar kitlesi için de geçerli. Rejimin fıtratında var bu suç ortaklığı. Haksız elde ettikleri kazançlar, kullukla geldikleri mevkiler, insana, doğaya ve kente verdikleri kalıcı zararların hesabını vermek durumundalar.

Aynı minvalde siyasî İslam ve taraftar kitlesi iktidardan düştüğünde bir daha asla geri gelemeyeceğinin de farkında.

İş bu noktada çok kritik hâle geliyor zira bu kitle kendini ölümüne savunmak durumunda.

Diğer yanda unutmayalım ki muktedirin siyasî tahayyülünde seçim, sadece kendisi (ve atadığı seçilecekler) tarafından kazanılırsa meşrudur. 7 Haziran 2015 bunun mühürlü tescilidir.

24 Haziran’dan istenen sonuç elde edilemediğinde tıpkı 1 Kasım 2015’ten önce olduğu gibi seçimi kazanana kadar her yola başvurmaya hazırdır. Ama bundan önce eğer HDP’ye çekilen operasyon başarısız olursa AKP’nin İYİ Parti, hatta Saadet ile koalisyon seçeneği daima masada duracaktır.

Hâsılı, alana ve ölene kadar…

Devlet İttifakı’nın Erdoğan karşıtlığından ibaret programı bir hükümet programı değil.  

Birincisi her ne kadar cephe görüntüsü verse de İttifakın dört partisi arasında yine de önemli görüş ayrılıkları var. Eskiyi yeniden canlandırmaya çalışmaktan başka bir şey yapmaları zor gözüküyor.  

İlkiyle bağlantılı olarak ikincisi, iktidar olurlarsa eskiyi canlandırmak için devletin enkazını kaldırmaları hiç kolay olmadığı gibi ekonominin de üstüne bineceği bu devasa enkazın altında kalmaları büyük olasılık.

Üçüncüsü, epeyidir dile getirdiğim gibi Türkiye’de artık sade Erdoğan yok, O’nun klonu olan milyonlar var. “Hele bi gitsin, gerisi kolay” kolaycılığı büyük hüsranlara gebe.

Son olarak bakalım Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin hayata geçmesine

Rejim bu sisteme sihirli değnek gözüyle bakıyor. Kararların çok dar bir kadro tarafından hızla Sarayda alındığı, meclisin noterliğe indirgendiği, işbitiriciliğin her türlü denge, denetleme ve danışma ilkesinin önüne geçtiği keyfî bir düzen. Şimdikinin şeddelisi…

Çok yönlü bir krizin patlak vermesi öncesinde uzatmaları oynayan memleketin bu sayede krizi bertaraf edip eskisi gibi olacağı hayalini kuruyorlar. Ne ki içeride ve dışarıda ekonomik ve siyasî aktörler ve gözlemciler arasında bu masala paye veren kimse yok.

Dolayısıyla yıllardır biriken enkazın altında kalınması, kim yönetirse yönetsin, mukadder.

Ekonomik cenahta İMF’nin dahî bu enkazı kaldırmaya yeterli kaynağı olmayabilir. İMF ile gelecek korkunç kemer sıkma politikalarının toplumsal bedelinden hiç bahsetmiyorum. Toplumun hatırı sayılır bir bölümü şimdiden açlık sınırındayken.

Sonuçta yeni sistem yıllardır yaşanan zulmün katmerlisi demek. Zulmün artsın ki, tez zeval bulasın!

Türkiye’de, burjuvazinin de ister istemez katılacağı, gerçek, kalıcı anti-faşist ve özgürlükçü siyasetin ancak bu arınma süreciyle başlayabileceğini düşünüyorum.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar