Yakartop ya da Kılıçdaroğlu'nun yalnız bırakılışı

Uzun süredir hep olağanüstü olaylara uyanıyor, olağan dışı gündemle yatağa giriyoruz. 

Erdoğan Yeni Türkiye diyor ya, bu yeni Türkiye’nin yeni olağanı böyle. Yüreği ağzında yaşamak... Sanki ‘yakartop’ oynuyoruz. Üzerimize hızla gelen bir topu savuşturur savuşturmaz, nereden geleceğini bilmediğimiz sonraki toptan kaçmaya çalışıyoruz. Eğiliyoruz, zıplıyoruz, yuvarlanıyoruz, yara bere içinde kalıyoruz ama üzerimize gelen toplardan doğru dürüst nefes alamıyoruz.

Tam, bak Albayrak gitti, galiba artık biraz olsun akıl egemen olacak, hah gördünüz mü, Erdoğan da “hukuk reformu” diyor diye sevinirken, organize suç lideri Çakıcı’nın Kılıçdaroğlu’nu yakası açılmadık ifadelerle tehdit ettiği mektupları düştü gündemimize. 

İktidar, Cumhuriyet savcıları hepsi sus pus oldu. Twitter alemi ve hâlâ eğip bükemedikleri az sayıdaki yazar dışında “heyy! ne yapmak istiyorsunuz, burası muz cumhuriyeti mi?” diyen olmadı.

Muhalefet partileri ürkekçe açıklamalar yapmakla yetindiler. Hele millet ittifakının ikinci partisi İyi Parti’nin lideri uzunca bir süre sessiz kaldı. 

Beklerdim ki, muhalefet partiler koşa koşa  CHP’ye gitsin, Kılıçdaroğlu’nun yanında “Biz buradayız ve kaba güce bu ülkeyi teslim etmeyeceğiz” desinler. Ama olmadı. Galiba bu tehdidin tek muhatabının Kılıçdaroğlu olduğunu düşünüyorlar. 

Fena halde yanılıyorlar!

Gerçekte o tehditler tüm siyasetçilere yöneliktir. Siyasi alandan geride ne kalmışsa onu silip süpürmek ve kaba güç, zorbalık ve çetelerle ülkeyi teslim almak için yapılmıştır. Siyaseti, taraftar haline getirdikleri seçmenlerine yaslanmanın konforu sananlar ne yazık ki bu gerçeği görmek istemiyorlar. Çoğunluğun duymadığı alçak sesli kınamalarla ‘kartel devletin’ inşasına hizmet ediyorlar.

Yalnızca aynı çete başının, bugün kendisini hapishaneden çıkaran ve kendisine dava arkadaşım diye kol kanat geren Bahçeli’ye 2015 yılında yazdığı mektubu okusalar, nasıl karanlık hesaplar yapıldığını ve o hesaplarda siyasetin, seçimlerin hükmünün hiç olmadığını görecekler. 

Levent Gültekin haykırıyor: “Ne seçimi, ne kamuoyu anketleri kardeşim, sandığı alıyorlar önünüzden, uyanın!”  diye… Duyan yok.

Bugün o mektubu T24’deki köşesinde sevgili Aydın Engin yazmış(*): 

“Yıllar evvel seni dövdüler. (…) Hak etmişsin ki dayağı yemişsin yürüyen Buda kılıklı teke yumurtası, olmayan efendi.” Böyle sesleniyor Bahçeli’ye. Bugün ise o Bahçeli, bu mektubu yazan kişiyi “ülke ve millet sevdalısı” dava arkadaşı ilan ediyor. Kim bilir ülkenin başına hangi çorapları örecekler?

Albayrak’ın istifa mektubunda “at izi it izine karıştı” ve “Allah sonumuzu hayr etsin”  demesinin anlamı da şimdi çok daha sarih değil mi?

Meselenin sadece faiz artırımı olmadığını, Albayrak ve Uysal’ın bunun için uzaklaştırılmadığını, kapalı kapılar ardında başka başka hesapların yapıldığını daha iyi anlatan şey ise, şu ana kadar Çakıcı ile ilgili, CHP’nin şikayeti üzerine başlatılan soruşturma hariç, resen herhangi bir soruşturma başlatılmamış olmasıdır. Zaten 20 ay önce de Kılıçdaroğlu’na yönelik linç girişimi ile ilgili tek bir tutuklunun dahi olmaması önümüzdeki günlerin çok daha sancılı olacağını söylüyor bize. Karşımızda eski karısını öldürtmüş, çocuklarına vize vermeyen İstanbul'daki ABD Başkonsolosluğu'na lav silahlı saldırı yapılması talimatını veren çete liderine dava arkadaşım diyen bir iktidar ortağı var.

Siyaseti, uzun bir süreden beri kamusal bir faaliyet olarak değil, aritmetik hesaplamalara indirgenmiş bir iş olarak gören ve siyasetin dönüştürücü gücünü yok sayan bir muhalefet için anketlerin ne söylediği, tüm bunlardan önce geliyor zaten… Haliyle radikal popülist siyasetin esasını bir kitle psikolojisi tekniği olarak propagandanın oluşturduğunu ve propagandanın hitap ettiği kitlenin de "otorite bağımlısı" olma, hatta totalitarizme kapı aralama ihtimalinin arttığını muhalefet görmezden geliyor. Ne yazık ki, bu durum siyasetin alanının iktidar dışına tamamen kapatıldığı demokrasisizlikte totaliter bir rejimle noktalandığında, karşı durmak için çoğu kez geç kalınmış oluyor. 

Öte yandan parlamenter sistemi, sık sık koalisyonlara yol açıyor, güçlü hükümete, hızlı karar almaya ve icraata  izin vermiyor diyerek, 2018’de Bahçeli’nin desteği ile Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle değiştiren Erdoğan, bu son olayda da görüldüğü gibi, çok derin bir kriz ve açmazla karşı karşıya. Kurduğu sistem, toplumu da kapsayan bir biçimde içe doğru çöküyor.  

Ekonomiden uluslararası ilişkilere, adaletten sağlığa  her geçen gün derinleşen kriz ve iç siyasette yaşanan olağan dışı olaylar,  toplumun aklını, enerjisini ve birikimini tüketen aşırı kişiselleşmiş tek adam yönetiminin attığı adımların sonuçlarını göremez hale geldiğini ve kendi geleceğinden başka bir şeyi düşünmediğini ortaya koyuyor.

Faiz sebep enflasyon sonuç ısrarı, kredi değerleme kuruluşlarının ve borç aldıkları uluslararası finans kurumlarının uyarılarını ‘vız gelir tırıs gider’ diyerek karşılamaları, sorunları çözmek yerine kredilere yüklenerek hemen herkesi borçlandırmaları, Hazine’nin, Merkez Bankası’nın kaynaklarını son kuruşuna kadar tüketmeleri, 18 yılda 1.5 trilyon dolar dış borç kullanmaları ve bu pandemi koşullarında  ülkeyi dımdızlak ortada bırakmaları bir yana, şimdi de çeteleri milletin başına bela ettiler.

Son dakikada piyasaların beklentisi doğrultusunda faiz artırarak çözüm bulduklarını sanıyorlar. Üstelik bunu Türk Lirası harap olduktan sonra ve enflasyon ivmesini de çok hafife alarak yapıyorlar. Oysa üretici fiyatları bazlı enflasyon son üç ayda yüzde 30 artmış. Yani maliyet etkisi sürüyor. Bu da kısa sürede yüzde 15’lik faizin de TL’nin değerinin düşmesini frenlemeye yetmeyeceğini söylüyor.

Bu son adım, sermaye kontrolü ilan ederek içe kapanma ya da IMF’ye gitme gibi kaçınılmaz olanı bir süre daha ertelemekten başka, umutsuzca atılmış bir adımdan ötesi değildir. Piyasaların peşine takılan bir merkez bankasından da çok şey beklenmez zaten. 

Kaldı ki, Albayrak’ın istifa biçimi ve Çakıcı-Bahçeli tehditleri karşısında Erdoğan’ın sus pus kalması bize Türkiye’nin mevcut ekonomik sorunlarının teknik bir mesele olmaktan çoktan çıktığını söylüyor. Çözüm öncelikle siyasi.  Albayrak, sıradan bir bakan değildi. Bugünkü sorunların A’dan Z’ye kaynağı olan her şeyi kontrol eden ve tüm kararları veren güçlü tek adam rejiminin medyasıyla, sivil toplumuyla, yalı grubuyla, iş dünyası ile olan ilişkileriyle ve bürokrasisiyle kuruluşunu sağlamak ve tahkim etmek için ekonomi ve maliye bakanı yapılmıştı. Ve o kendisinden isteneni harfiyen yaptı. Yani onun gidişiyle, yerine daha teknik özellikleriyle öne çıkan eski kadrolardan birilerinin gelişiyle sorunlar çözülmeyecek, sadece, tıpkı daha önce de olduğu gibi, bir süreliğine ertelenecektir. 

Ama Erdoğan’ın bu sıkışmışlığını gören Bahçeli’nin, durumdan vazife çıkararak, siyasetin temel kurumu ana muhalefet liderini tehdit ederek Erdoğan’ın otoritesine meydan okuması bu macerayı bambaşka bir yere götürme tehlikesi içermektedir. 

Asıl şimdi muhalefetin estek köstek demeden, sandık pazarlıklarının ötesinde demokratik ittifakın asgari müştereklerinde birleşip kartel devletin karşısına dikilmesi gerekiyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.