Eren Keskin: Erdoğan devlet oldu, derin yapıyla uzlaştı, Ergenekon davası sonlandırıldı

Ergenekon davası Türkiye gündeminde çok fazla yer alan bir davaydı. Ama 12 yıl sonra tüm sanıklar örgüt kurma ve yönetmek suçundan aklanarak beraat etti. Sadece Danıştay saldırganı Alparslan Arslan ile Cumhuriyet gazetesine bomba atanlar müebbet hapis cezası aldı. Dava açıldığında da AKP iktidardaydı, sonuçlandığında da. 2 Temmuz’da beraat kararı verildikten sonra avukat Eren Keskin sosyal medya hesabından “Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz, Sevgi Erenerol ve diğerleri.... Tertemiz insanlarmış, Derin Devlet diye bir şey yokmuş. Hatta Hrant Dink öldürülmemiş. Biz rüya görmüşüz” paylaşımında bulundu. Bu paylaşım üzerine Keskin’e yönelik sosyal medyada bir saldırı da başlatıldı.

“Yankılar” programının konuğu Türkiye’de insan hakları savunuculuğu ve mücadelesi deyince ilk akla gelen isim olan Eren Keskin’di. Keskin ile Ergenekon davasını, verilen kararı, kendisine yönelik saldırıları, Türkiye’de devler görevlilerine yönelik cezasızlığı konuştuk.

 

Öncelikle siz Ergenekon davası hakkında verilen beraat kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

1915’ten bu yana İttihatçı gelenek her zaman bir derin yapıyı var etmiştir. İster derin buna derin devlet, kontrgerilla, özel harp dairesi deyin. Ne derseniz deyin ama bir derin devlet var. Türkiye’nin iç ve dış politikasını belirleyen ve hükümetlere yön veren bir derin devletin ben her zaman varlığına iknayım.

Biz insan hakları savunucuları olarak 90’lı yılları çok ağır yaşadık. Birçok arkadaşımız öldürüldü, bizler silahlı saldırılara maruz kaldık, köyler yakıldı, insanlar gözaltında kaybedildi. Biz o zaman hükümet yetkililerine başvurduğumuzda bize hep şu denildi: “Bizim de bilgimiz yok, bizim üstümüzde bir yapı var.” Bunu bize açıkça söylerlerdi.

O dönemki hükümetin o dönem derin devletle, Avrasyacı yapıyla açık bir uzlaşması yoktu ve böyle bir dava başladı.

Şemdinli’den itibaren ve daha da geriye gider, birçok insan hakları ihlalleri, insanlık suçlarını yapmış olduğunu düşündüğümüz kişilerin de olduğu çok sayıda insan yargılanmaya başladı. Ancak bu dava bir süre sonra gerçekten belki de bugünleri düşünerek, birtakım eller tarafından sulandırılmaya başlandı.

Biz gerçekten bu davada yargılanmayı hak etmeyen insanlar olduğuna inandık.

Ben Veli Küçük ile Nedim Şener’i tabi ki ayrı tutamam. Bizim için çok değerli gazeteci Ahmet Şık da bu kapsamda yargılandı. Ama burada gerçekten insanlık suçu işleyen Veli Küçük gibi, Cemal Temizöz gibi Kemal Kerinçsiz gibi insanları çok iyi tanıyoruz. Orhan Pamuk, Hrant Dink davalarında nasıl ırkçı söylemlerle hepimize saldırdıklarını çok iyi biliyoruz. Sevgi Erenerol, İHD’yi arayarak beni tehdit etti. Bu insanları biz biliyoruz. Bu insanlarla gerçekten sonradan onlar kadar suçlu olması mümkün olmayan başka kişilerin adlarının da konulduğu bir dava haline geldi ve herkes beraat etti. Hatta bizim vergilerimizle, biz belki Cemal Temizöz'e veya Veli Küçük’e tazminat bile öder duruma geldik. Ki, beraat ettikleri için tazminatlar ödenecek.

Bu korkunç bir durum. Bu coğrafyadaki iktidar aklının ne kadar karmaşık, ne kadar seviyesiz, ne kadar kişiliksiz olduğunun bir göstergesi. Bir dönem şu an Cumhurbaşkanı olan kişi ben bu davanın savcısıyım diyordu. Şu an beraat kararlarının ne kadar doğru olduğunu hep birlikte söylüyorlar. Bizim insan hakları savunucu olarak her zaman görüşümüz aynıdır. Levent Ersöz, “Burası Türkiye cumhuriyeti değil, Şırnak Cumhuriyeti” diye yüzüme beni tehdit eden kişidir. Bu kişi şimdi beraat etti. Sizin de biraz önce bahsettiğiniz tweet’imin ardından o kadar çok saldırı aldım ki. Nedim Şener, Ahmet Yavuz ki bu bir general onlar başta olmaz üzere, eleştiri mahiyetini aşan birçok kişiden hakaretler, tehditler almaya başladım. Ben derin devletin varlığına her zaman inanıyorum. Bunun adı Ergenekon olur, başka bir şey olur ama Türkiye cumhuriyeti devleti kendi derin devletini yargılayacak demokratik anlayışta maalesef değildik. Bu dava açıldığında şaşırmıştık, beraat kararları verildiğinde de şaşırmadık açıkçası.

Bu anlamda Türkiye tarihine baktığımızda bir cezasızlık olduğunu görüyoruz. Neden?

Ben 1915'e getireceğim konuyu. 1915 soykırımın sorumlularından biri Talat. Önce idama mahkum edildi, göstermelik mahkemeyle. Yurt dışına kaçtılar. Daha sonra Talat’ın anıtı dikildi bu coğrafyada. Derin devlet, bu İttihatçı yapı hiçbir zaman kendi kendisini yargılamaz. Bu mümkün değildir. AKP iktidara geldiğinde biraz bunlarla mücadele edecekmiş gibi göründü. Ardından o da İttihatçı kimliğine büründü. Yani hiçbir farkları yok, bir birbirlerinden. Garip olan “her şey çok güzel olacak” diye tweet atanların bile beni tehdit ediyor olmaları. Çok ilginç. Ben Türkiye’de resmi ideolojinin Türkçü ve İslamcı kanadının aralarında sadece bir iktidar kavgası olduğuna inanıyorum. Gerçekten aralarında bir fark olduğunu düşünmüyorum. Kendileri dışındaki bir görüşe saygı duymuyorlar, son derece intikamcı davranıyorlar. Örneği ben, Nazlı Ilıcak’ın, -ki yaşlı ve hasta, zaten yeterince cezaevinde kaldı- tahliye edilmesi gerektiğini yazdığında, sol kesimden bana ne hakaretler geldiğini anlatamam. O nedenle demokrat olmak zordur. Demokrat olursanız görüşünüzü beğenmediğiniz bir insana yönelik bir hak ihlali olursa buna karşı çıkarsınız. Ne yazık ki ben bizler gibi düşüncelerin yüzde 10 olduğuna inanıyorum. Bu da çok acı verici.

Türkiye’nin geleceğiyle ilgili muhalefete olan bir umut söz konusu. Ama sizin anlattığınız bu örnek tam tersini gösteriyor. Yani muhalefette de bir demokratik bilincin oluşmadığını mı görüyoruz?

Ben Türkiye’de bunu her zaman söylüyorum. Kendilerini sağ da ya da solda kendilerini tanımlayanların çok büyük bir bölümü İttihatçı gelenekle beslenmiş durumdalar. Yani Soykırım kimliğiyle tanınan, Topal Osman üzerinden AKP de siyaset yaptı ama ne yazık ki “Her şey çok güzel olacak” diyen Ekrem İmamoğlu da “Ben Topal Osman’a bağlıyım” dedi, Gerçekçi olmak gerekiyor.

Türkiye’de her şeyin güzel olabilmesi için Türkiye’nin devlet olarak işlediği suçlarla yüzleşmeye başlaması gerekiyor. Bu olmadığı sürece her şeyin çok güzel olması mümkün değil.

Demokratikleşme anlamında Türkiye’de bir ilerleme değil de daha çok gerileme mi görüyoruz?

Evet. Dışta ne kadar işler bozuluyorsa içeride o kadar ırkçılık artıyor. Siyasi partiler diliyle, ırkçılık, ayrımcılık, kutuplaştırma yoğunlaştırılıyor. Kendilerini güçlendirme adına ırkçılığı güçlendiriyorlar. Ama bir şekilde bu işe yaramıyor. AKP bu kadar büyük oylar aldıktan sonra şu an zayıflamaya gidiyor. Ne yazık ki, onların yerine muhalefet olarak yükselen kesim de benzer bir dil kullanıyor. Türkiye’de gerçek bir muhalefetin oluşabilmesi için 1915’ten bu yana tüm hak ihlallerini özgürce tartışma ortamı yaratacak bir siyaset dile yaratılması gerekiyor. Bunu da ben güçlü olan siyasi partilerde görmüyorum. Yakın zamanda böyle bir umudum da yok. 

Ergenekon davasını açan AKP/Erdoğan’dı. Fırat’ın doğusuna gidilmedi, birkaç faili meçhul cinayet davası açıldı. Sizin takip ettiğiniz davalar da vardı ama bu davalarda herhangi bir sonuç görmedik. Hepsi göstermelik mi oldu?

Göstermelik oldu tabii ki. Bugüne kadar devlet güçlerinin işlediği hiçbir suç cezalandırılmadı bu coğrafyada. Büyük bir cezasızlık söz konusu. Türkiye altına imza atarak kendisini bağladığı birçok uluslararası sözleşmeyi imzalamıyor. İşkence devam ediyor. Gözaltında kayıplarla ilgili BM Sözleşmesi'ni imzalamamakta diretiyor Türkiye. ‘Aynı tas aynı hamam’ diyeyim. Hiçbir şey değişmiyor.

Ergenekon davasında AKP’nin tavrı ilginç. Davayı açtılar, savundular ama aynı zamanda beraat kararı verdiler....

Yani Erdoğan sonuçta devlet oldu. Devletle derin yapıyla uzlaştı ve bu da çok doğal olan bu sonucu getirdi. AKP resmi ideolojinin İslamcı olan kanadını temsil ediyor, CHP ve küçük bazı partiler de Türkçe kanadını temsil ediyorlar. Bunlar devletin kırmızı çizgileri konusunda kesinlikle aynı düşünüyorlar. Ermeni soykırımı, Kürt meselesi... Bu konuda AKP ile CHP arasında hiçbir fark göremezsiniz. Bunlar sadece iktidar kavgası yaparlar. Bu kavgadan da demokrasi çıkmıyor.

Devletin işlediği bu tür suçları da cezalandırabilecek yeni bir oluşuma mı ihtiyaç var?

Evet. Şu an bir tek , onların da eksikleri var ama HDP var. Kürt sivil siyasetin ya da demokratik sivil siyasetin güçlenmesi bence bu İttihatçı devletçi yapısını çok korkutuyorlar. Silahlı mücadeleden çok sivil siyasetten korkuyorlar. Bu nedenle bu gün Selahattin Demirtaş ve birçok Kürt sivil siyasetçi tutuklu durumda. Sivil siyasetin demokratikleşmesi ve güçlenmesi gerekiyor. Bunun da önüne her zaman engeller çıkarılıyor. Bizim de amacımız demokratik sivil siyasetin güçlenmesidir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.