Antalya 3 isim ve partiye odaklanmış vaziyette

24 Haziran genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine 11 gün kala ‘Seçimin Nabzı’ için altıncı durağımız Antalya oldu.

Diğer kentlerin aksine Antalya’da seçim heyecanı kendini daha fazla hissetiriyor. Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) adayı Selahattin Demirtaş hariç neredeyse tüm adayların afişlerini sokaklarda görmek mümkün. Parti bayrakları caddeleri boydan boya sarmış. Esnaf işlerin durgunluğundan, halk sandık güvenliğinden ve seçimin ardından yaşanabilecek bir kaostan endişeli.

Antalya, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Demirtaş ve CHP'nin adayı Muharrem İnce üzerinde yoğunlaşmış vaziyette. 

Antalya’da 24 Haziran öncesi durum ne? Partiler seçim çalışmalarını yürütürken Antalyalılar neler diyor? Beklentileri ve şikâyetleri ne? Dinin siyasetin merkezinde yer alması oy tercihlerini nasıl etkiliyor? Adayların seçim mitinglerindeki performanslarını nasıl değerlendiriyor, ne duymak istiyorlar?

İşte Antalya’da ‘Seçimin Nabzı’:

Antalya’da ilk durak Kaleiçi. Kapalı Yol olarak bilenen caddeden hareketle Işıklar Caddesi’ne yürüyorum. Yol boyunca ağaç gölgelerinde emeklilerin tavla yarışlarına ya da bankalarda ikili sohbetlerine sıklıkla denk geliyorum. Çok azı konuşuyor. “Biz siyasetten de emekliyiz” diyorlar. Bazısı maaştan yakınıyor, “Yükseltilsin istiyorum” diyor, ama konuşmaya yanaşmıyor.

Caddede yürümeyi sürdürürken bu kez genç bir çift görüyorum. Yanlarına gittiğimde, “Biz seçimle ilgili konuşmama kararı aldık” diyorlar. Neden diyorum, “Dün konuştuk ve kavga ettik, bugün de dün akşamı toparlamaya çalışıyoruz” diyorlar. Biri MHP, diğeri CHP taraftarıymış meğer. “Zor toparlarız zaten, en iyisi bu konuyu hiç konuşmamak” diyorlar.

Biraz sonra bir banka tek başına oturan 60 yaşındaki emekli memur Turan Topaloğlu konuşmaya razı oluyor:

“İktidar devletin gücünü kullanarak seçim yarışını yürütüyor ama Muharrem İnce’ye insanlar bağış yapıyor da seçim yarışını sürdürüyor. İnce’nin durumu bir Kuvayı Milliye hareketine döndü. Çok da beğeniyorum çalışmasını, insanlara umut veriyor. Türkiye’de bir feodalizm sorunu var. Ağalıktır, aşirettir, bunlar tasfiye olmadan, Türkiye’de toplumun geleceğinin önünü açamazsınız. Biz hep birlikte Türkiye’yiz. Bu heyelan olacak bir bölgede dozerle heyelan bölgesinin altını kazmaya benziyor. O çöktüğü zaman hepimiz altında kalacağız. HDP’nin de ya da ayrılıkçı hareketin yaptığı budur.”

Turan Topaloğlu, seçimin ardından ya da öncesinden olabileceklerle ilgili bir kaygısını da ekliyor:

“Cumhurbaşkanı kaybettiğinde yargılanacağı düşüncesiyle iktidarı bırakmak istemeyecektir. Bir kargaşa, bir iç savaş bekliyor olabilir bizi. Seçim günü bile başlayabilir… Cumhurbaşkanı da meydanlarda, “ölmeye hazır mısınız” diye açık açık söylüyor.”

Işıklar Caddesi’ne doğru esnafın kapısını çalıyorum. Antalyalı esnafın tercih kefesinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ağır basıyor izlenemi ediniyorum. Türkiye’de Erdoğan’a bir alternatif yok onlara göre ve eğer seçimi kaybederse ülkenin 100 yıl geriye gideceğini düşünüyorlar. Döviz artışı ise onlara göre, dış güçlerin Türkiye’yi çökertmek için bir oyunu.

30 yıllık esnaf 45 yaşındaki Nurettin Yıldırım tezinde ısrarlı:

"Dış güçlerin oyunudur. Ekonomi şu anda normal. 16 yıldır hep Erdoğan’a oy veriyorum. Dediğini yapan, istikrar getiren bir lider. Onun dışında başka bir alternatif yok. İnce’nin Demirtaş’ı ziyaret etmesi, terörle ilgili, ekonomiyle ilgili bir projesinin olmaması, sarayı yıkacağım gibi söylemleri beni çok rahatsız ediyor. Cumhurbaşkanı ne yapıyorsa ben daha iyisini yapacağım dese, yıkacağım demese daha iyi olur. Diğer ülkelerin saraylarına bakın. Bizim neden olmasın. Ülkenin büyüklüğü sarayından, yolundan belli olur."

20 yıllık esnaf 45 yaşındaki Bedrettin Özgün de 'dış güçler' tezini hararetle destekleyenlerden:

"Döviz artışı işleri özellikle küçük esnafı mağdur etti. Ama bu böyle oldu diye devleti eleştirmek gerekmiyor. Bu ülkede kaç tane devalüasyon gördüm ama bunun gibisini ilk kez görüyorum. Hedef direk Türkiye. Başka türlü çökertemiyorlar, ekonomiden çökertmeye çalışıyorlar. Allah razı olsun, halk da buna karşı dövizlerini bozdurdu, güzelce direndi. Şimdi 4.50’ye düşütü. Allah’ın izniyle seçimden sonra 3.50’ye kadar düşer. Bu hükümet kaybederse ülke 100 yıl geriye gider."

Bir çiğ köftecide çalışan 45 yaşındaki Nevzat Karakaya alıyor sözü. AKP'nin hizmetlerinin küçümsendiği görüşünde:

"Bu iktidara, muhalefet, şunu yapmadı bunu yapmadı diyor. O kadar çok şey yapıldı ki. Bunu dememeleri lazım. Bize projelerini anlatsınlar. -Mesela Erdoğan, millet kıraathanesi yapacağım diyor, onlar da böyle projelerini anlatsın. Yapılan havaalanını kapatmak, yapılan yolu yıkmak olacak şey mi? Tayyip hırsızmış, şuymuş buymuş. Bu ülkede hepimiz hırsızız ya! Bu ülkede hırsız olmayan var mı Allah aşkına! Adam esnaf, vergisini tam ödemez, diğeri başka şekilde yapar vesaire. Bir de, sen bunu belgeleyebiliyor musun? Tayyip’in hırsızlığını belgesiyle koy ortaya, o zaman konuşalım. Kılıçdaroğlu için SSK’da yaptıklarını söylüyorlar, ama belgesini koyuyorlar. Sen bunu yapabiliyor musun? Çocuk mu kandırıyorlar."

ant

 

Seçim tahminleri de benzeşiyor konuştuğum esnafların:

"Millet, 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 seçimleri arasındaki o kargaşayı yaşamak istemeyeceği için ilk turda Erdoğan kazanacaktır. "

Cadde üzerinde bir grup genç CHP’linin stantlarını kurmaya başladığını görüyorum. Hemen gidiyorum yanlarına hepsi çok heyecanlı ve umutlu:

Aydan Enis Kızılkaya 26 yaşında ve bu seçimi son düzlük olarak görenlerden:

"Bu artık son düzlük. Bundan sonra Başkanlık sistemi geliyor. Biz bunu engellemek istiyoruz. Parlamenter sistemle devam etmek istiyoruz. HDP barajı aşar ve ben aşmasını isterim. Aynı şeyleri istiyoruz. Onlar da, sosyal demokrat bir parti, adalet ve özgürlük istiyor. Biz de aynı şeyleri istiyoruz. Kendilerini ifade etme hakları var, bu haklarını çok güzel kullanıyorlar. Selahattin Başkan da cezaevinden bu çalışmalarını yürütmek zorunda kalıyor ama onu destekleyenlerle birlikte bunu çok da güzel atlatacaktır."

İrem Örs 24 yaşında atanamayan bir felsefe öğretmeni. Atanamamaktan şikayetçi:

"Daha geçen bir öğreten pres makinasında sıkışarak hayatını kaybetti. Öğretmenleri farklı işlerde bu şekilde çalışmak zorunda bırakmaları hiç doğru değil. Boşuna üniversite okumuş gibiyiz. Ben de mesela çalışmak yerine CHP’nin standında özgürlük istiyorum. Arkadaşlarım gördüğünde, “CHP’desin bu şekilde nasıl atanacaksın, zor atanırsın sen” diyorlar. Ben de, “Özgürlüğün olmadığı yerde atansan ne olacak” diyorum. Hep birlikte bir oy vererek bu sorunu çözeceğiz inşallah. Demirtaş’ın cezaevinde olmasını hiç etik bulmuyorum. Dünya ilk, cumhuriyet tarihinde ilk oluyor bu. Ülkemiz adına hiç güzel bir durum değil. HDP’nin barajı aşmasının da hakları olduğunu düşünüyorum.”

Her ikisi de Muharrem İnce’den OHAL’i kaldırmasını istiyor.

Yürümeye devam. Demirtaş’ın adını duyuyorum sürekli. O yöne doğru gidiyorum. İnsanların havuz kenarlarını, mağazaları doldurdukları caddede karşıma HDP’nin standı çıkıyor. Az sayıda kişi Kürtçe seçim şarkısıyla stant önünde halay çekiyor. Konuşmasalar da coşkuları her hallerinden belli.

Az ileride elektrikçilik yapan bir 40 yaşındaki esnaf Mehmet Tamar değişimden yana tercihini kullanacağını söylüyor ve ekliyor:

"Bu seçimde ilk kez iktidar değişikliğinin imkânı, umudu var. Eğer iktidar değişirse Türkiye ciddi bir değişim yaşayacaktır. Sadece 16 yıllık AKP iktidarının yaptıklarıyla sınırlı değil, aslında 90 yıllık birikim AKP’de somutlaştı. Bu değişecektir. Bu seçimler bunun başlangıcı olsun. Partilerin ittifakı yok ama toplumsal bir ittifak var. CHP tabanında, HDP barajı geçsin, HDP tabanında İnce’yi destekleme refleksi oluşmuşsa bu toplumsal bir aklın oluştuğunu gösterir. Partiler bu meselelerden kaçsa bile toplum birleşiyor.”

43 yaşındaki engelli Melike Çelik'in tezgahına yaklaşıyorum. Ancak umutsuzluk her halinden belli. Konuşunca bu durum daha da net ortaya çıkıyor:

“Engellilerle ilgili göstermelik düzenleme yapılıyor. Çok sıkıntılı ve sorunlu bir durum var. Otobüslerin işleyişi, şoförlerin tutumu korkunç, felaket… Muratpaşa Belediyesi’ne doğru gidecektim, otobüs durağa yanaşmak yerine daha ileride durdu. Rampa dimdik. İnsanlara, “Şoföre söyler misiniz yanaşsın” dedim. Şoför de, “Siz yardım edin” demiş. Bizim araçların her yeri portatif. Zorlayınca kırılıyor, dökülüyor... Bindirdiler beni otobüse ve şoför bana, “Arıza” dedi. Bunu hem binerken hem de inerken söyledi. Bazıları ise, hiç almadan geçiyor… Haklarımızla ilgili değişen hiçbir şey yok! Haklarımızın geliştirilmesini istiyorum… Muharrem İnce’yi destekliyorum.”

Kürtçe seçim şarkısının ardından caddenin sonuna doğru bu kez en yüksek tondan bir başka müzik: “İzmir’in dağlarında çiçekler açar, altın güneş orda sırmalar saçar, bozuluş düşmanlar yel gibi kaçar, yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa…” Ve karşıma Vatan Partisi'nin sempatizanları çıkıyor.

Vatan Partisi Milletvekili adayı Oğuz Özyavuz, “Halkımızın yoğun ilgisi var, seçimi kazanacağız, HDP’yi kapatacağız” diyerek anlatıyor, bir yandan da yaşananlardan medyayı suçlu gördüğünü söylüyor:

“Ekranlarda boykot var. Genç adayları en çok aday olan partiyiz ama medyada hiç yer verilmedi. Toplantı düzenledik de ancak yer alabildik. Arkasını Batı’ya yaslayan sistem medyası bize yer vermemekte ısrarlı. Fakat halkımızın partimize ilgisi çok büyük...”

Işıklar Caddesi’nin iç sokaklarına geçiyorum. Haşim İşcan mahallesi en dikkat çekeni. Sokağa girince karşıma rengârenk kıyafetleriyle romanlar çıkıyor. Roman mahallesiymiş meğer. Çocuklar yalın ayak sokaklarda koşturuyor. Anneleri evlerin önlerinde oturmuş, aralarında bol kahkahalı sohbet halinde. Sohbetlerine ortak olmak istiyorum, konuşmak istemiyorlar; “Bize ne seçimlerden” diyorlar gülerek.

 

ant

 

Mahallede, küçük bir tiyatro derneği gözüme çarpıyor. Küçük camlarından yalnızca kitaplar görünüyor. Giriyorum hemen bir kapı daha açılıyor ve içinde küçük bir sahnenin de bulunduğu kocaman bir bahçe çıkıyor karşıma. Devlet tiyatrolarından emekli, eski Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi 66 yaşındaki Adem Atar’ın yarattığı bu dernekte, bir masa etrafında 1980’li yıllarda Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi Semra Temel ve bir grup öğretmen seçimi konuşmaya başlıyoruz:

Adem Atar, son 15 yılda Türkiye'nin 200 yıl geriye götürüldüğü görüşünü dillendiriyor ve eleştirilerini sıralamayı sürdürüyor:

"Bu seçimden önce Türkiye’de parlamenter sistem vardı, ama şimdi bu değiştirilerek adına başkanlık sistemi denilen, ne olduğu belli olmayan ucube, tek adam rejimini getiren bir sistem oylanacak. Türkiye ya tek adam rejimi olacak ya da parlamenter sisteme dönecek. Bu seçim bu nedenle önemlidir. Artık buna dur deme zamanı gelmiştir.

50 yaşındaki öğretmen Ali'nin kaygısı ise oyunun çalınması. AKP'nin iktidardan gitmeyeceği karamsarlığı içinde. Şu sözlerle özetliyor karamsarlığını:

"Gerçekten gitmeyecek… İlk turda hem cumhurbaşkanlığı için hem de parlamento olarak HDP’yi destekleyeceğim. İkinci tura gönlüm Demirtaş kalsın ister ama olmayacak görünüyor. Eğer ikinci tura Akşener veya Karamollaoğlu kalırsa hiç oy kullanmaya gitmem, evimde otururum. Ama İnce kalırsa, meslektaşımız da olduğu için ona oy veririm. Demirtaş keşke içeride değil de dışarıda olsaydı da, insanlara sevgiyi, barışı, partisini anlatabilseydi. Dünyada yaşanabilecek en büyük haksızlık bu…

 

ant

 

48 yaşındaki öğretmen Soner Kolluken'in endişesi ise HDP'nin barajı aşamaması halinde, AKP'nin Meclis çoğunluğunu rahatça elde edebileceği gerçeği.

Kolluken, böylesi bir tablo ile ilgili şu yorumu yapıyor:

"HDP barajı aşamazsa AKP 70-80 milletvekili kazanabilecek. Siyasal Kemalistler bile bu nedenle HDP’nin barajı aşmasından yana. Ondan sonrası İnce mi, Demirtaş mı olur, hangisi olursa destekleyeceğiz. Akşener’in kalmasını istemem. Ölümü görüp sıtmaya razı olamayız. İnce’yi destekleriz.  İmam hatip anaokulu açılacak neredeyse. Aslında şöyle bir gerçeklik de var, dine ne kadar sarılırsan deizm de o kadar artıyor... "

44 yaşındaki İngilizce öğretmeni İrfan Çetin: Bizim eğitimimiz tek kelimeyle hantal. Burada sadece iktidarı suçlamamak gerekiyor. Dini konuşuyoruz mesela, ama bunu toplum olarak biz kendimiz de eğip büküyoruz. Biraz toplumsal bir farkındalık, bilinç gerekiyor. Buna uzağız. Bu seçimde iki mesele var; Demirtaş’ı hapiste olması ve İnce gibi muktedirin ağzıyla konuşabilen, onunla kora kor mücadele edebilen bir adamın meydanlarda dolaşıyor olması. Bu ikisi üzerinden ilerliyor seçim.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar