Yavuz Baydar
Haz 07 2018

Bu işin şakası yok

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce Isparta'da konuşuyor:

"Merkez Bankası bir ay içinde 2 kez faiz artırdı. Politika faizi yüzde 25’e geldi. Erdoğan bir kez daha seçilirse dolar 8-10 lira olacak Türkiye batacak... Bir de şimdi yazlık saray yapıyor 300 odalı. Seçilirsem o yazlık sarayı engelli ailelerine vereceğim..."

Devam ediyor:

"Gençler, 19 Mayıs'ta 29 Ekim'de biri gençlik burasu diğeri cumhuriyet bursu iki tane burs alacaksınız. İki sene içinde sizleri tarikat yurtlarına mecbur etmeyeceğiz. Sizinle birlikte marka yaratacağız."

İyi Parti adayı Meral Akşener Yalova'da konuşuyor:

"Bir ülkenin kalkınması için gençlerin iş bulması lazım. Devlet eğer gencine iş bulamıyorsa onun ayıbıdır. O yüzden ‘biz gençlere iş bulana kadar 500 lira vereceğiz' diyoruz. Buna çok bozuldular ‘o parayı nereden bulacaksın' dediler. Sizin paranızla keyif çatan bakanlara, bakan çocuklarına ‘inin o arabadan aşağı' diyeceğim, para çıkacak. Yine söylüyorum YÖK'ü kapatacağım, TRT'yi satacağım."

Ardından dış siyasete giriyor:

Sosyal medyaya bakılırsa bir heyecan, bir heyecan.

Gitti gidiyor!

İnce'ye de Akşener'e de kulak verince, memleketin ne kadar batakta olduğunu anlatmaya çalıştıklarını anlıyorsunuz.

Tablo kabus.

Manzara tasvirleri gayet anlaşılır.

Peki ya ne öneriyor, ne anlatıyorlar?

Saray boşaltılacak ve engellilere verilecek, bakan arabaları ellerinden alınacak, TRT satılacak.

Vesaire.

Ve bunlarla Türkiye düze çıkacak.

Bayılan bayılana.

'Ay ne hazırcevap!'

'Ne güzel veriyor cevabını!'

'Tam dengini buldu, bu iş bitti tamamdır!'

Peki...

Heyecanlandınız.

Ama...

Türkiye ne olacak?

Cevap hazır:

'Abi bi gitsin de, gerisi kolay!'

Mı acaba?

Bakın...

Bir kez daha yazık oluyor bu seçmene.

Baskın seçim kampanyasının özeti şudur:

Popülizm ve onun 'karşı ikizi' olmaya çabalayan karşı popülizm.

Mevcut iktidar kaç yıldır bu memleketin temel kaynaklarını ucu bucağı belirsiz bir silahlanmaya, savaşa, ölüme, askeri yayılmacılığa harcarken, Akşener de şunu söylüyor Yalova'da:

"Kıbrıs’ı sorup duruyorum. Kardeşim ikide bir İngiltere’ye gidip duruyorsun. Sattın mı? Satmadın mı? Elbette bu satışa engel olacağız. Çünkü Kıbrıs bizim için yavru vatan değil kalbimizdir… kalbimiz. 18 adayı kaptırdın. Söyleyip duruyoruz çıt yok.

İlk defa Yalova’dan Gökçedereli Makbule Akşener’in torununun eşi olarak sesleniyorum ilk kez…

Cumhurbaşkanı seçilirsem ilk ziyaretimi o Cumhurbaşkanı seçilirsem ilk ziyaretimi o 18 adalardan birine yapacağım."

Ne demek oluyor şimdi bu?

'Bi gitsin de tamam abi' diyenlerin 'aman bi gelsin de tamam abi!' diye heyecanla beklediklerinden bir 'alternatif' işte bu.

Sen popülistsen ben on popülistim.

Sen militaristsen, ben yirmi defa daha militaristim.

Meselenin püf noktası tam da şuradadır:

Durumun vahametini tasvir etmekte gayet mahir olan muhalefet cephesi, kör iktidar hevesi yüzünden bir türlü huzur yüzü görmeyen seçmene 'doğrusu budur' diye ne anlatabiliyor?

Ortalık enkaz yığını.

Yargı-hukuk enkazı.

Mağdur edilmiş insanlık enkazı.

Ekonomi enkazı.

Dış politika enkazı.

Kokuşmuş bir bürokrasi.

Tepeden tırnağa çürümüş bir yönetim sistemi.

Ömrünü daha demokratik, daha huzurlu, kendisiyle daha barışık bir Türkiye umuduyla geçirmiş siyaset bilgesi Tarhan Erdem, son yazısında, o yaşını başını almışlığın doğruculuğuyla aynayı bizlere tutmaktaydı.

Seçim sonuçlarını çok etkilediği söylenen ekonomiyi biraz geriye bırakıp, toplumsal durumumuz hakkında bir iki cümle yazmak istiyorum:

  • Halk idaresinde yerinden yönetim ilkesine ve anlayışına geçilmesi gerektiği halde, merkezileşme çoğalmış ve katılaşmış, son yıllarda da otoriterleşme eğilimi nedeniyle idari sistemimiz tek adam yönetimini teşvik etmiştir.
  • Son iki yılda, tüm insan hakları ve özgürlükler kullanılabilir olmaktan çıkmıştır. Kanun Hükmünde Kararname'lerle sivil-asker, her meslekten üst-alt görevliler, şimdiye kadar görülmemiş toplu kıyıma uğramıştır.
  • Bir terör ve darbe girişiminin uzantıları hakkında soruştuma açma amacıyla, çok sayıda insan şimdiye kadar görülmemiş hak ihlallerine maruz kalmıştır.  
  • Eğitim sistemi ve kurumlarında ciddi yıkımlar yaşanmıştır.
  • Kamu ihalelerinde izlenemez çeşitlilik yaratılmış, şeffaflık ve hesap verilebilirlik kaybolmuş, ileriye dönük devlet borçları yaratılmıştır.
  • Geçmişte yapılmış sanayi ve altyapı tesisleri satılmış, bazıları altyapı tesisleri inşa halindeyken yapım karşılıkları devlet garantisi ile hesapsız borçlanılmıştır. İmar haklarının bir kısmı ve kanun hükümleri gereği ödenmesi gereken cezalar, kanunla konulan fiyat karşılığında kaldırılmıştır.
  • Kanunsuzluk ve mahkeme kararları yok sayılmış ve kanuna aykırılık cezaları parayla affedilmiştir.
  • Halkta ciddi ve çok yönlü ayrışma, kutuplaşma ve ötekileştirme yaratılmıştır.
  • Türkiye, şimdiye kadar karşılaşmadığı ekonomik sorunla karşı karşıyadır. Maliye hazinesi parça parça bölünmüştür.

Ve konunun bam teline basıyordu Tarhan Bey:

''Gerçekte bütün göstergeler, ekonomik durumumuzun, ancak bütün partilerin birlikte adım atmaları halinde düzelme yoluna girebileceğini göstermektedir.

Bu durum seçimi kazanana göre değişmez. Kim kazanırsa kazansın seçim akşamı kazanan lider, “siyasi parti liderlerinden yarın sabah için randevu istedim, onlarla birlikte karar vereceğiz”  benzeri konuşmaz ise vah Türkiye’nin haline.

Öyle bir durumla karşı karşıya kalırsak, yani seçim kazanan parti lideri, hiçbir ciddi karar almadan Temmuz ayının, Haziran’dan iyi olacağı rüyasını anlatmaya kalkarsa, o rüyaya ertesi gün kendisi de inanamaz, yatağından kalktığında hiç beklemediği sayılarla karşılaşır, masasında gereğinin yapılması zor talimatları bulur.

Hazırlanmakta olduğumuz seçimlerden sonra sahnede demokrasi oyunu gösterilip herkes evine gönderilemeyecektir.

Kazanan parti, bazı kavramların cazibesini abartmadan ne yapacağını açık açık söylemek zorundadır.

Bütün halk olarak bu manzara ile karşılaşmamıza üç haftadan az kaldı. Bu yirmi gün, seçim sonrasından daha iyidir; hepimiz için, siyasetin neresinde olursak olalım, bu günleri arayacağız.''

Tarhan Erdem'in incelikli diliyle anlatmak istediği gayet açıktır.

Mealen de şudur:

Ey muhalefet liderleri! Bu hikayeyi, kim kime nasıl laf yetiştiriyor, aman da nasıl taşı gediğine koyuyor, güreş minderinde Reis'i kim sendeletiyor hikayesine indirirseniz...

Doğruları - halkı ekonomide bekleyen acı gerçekleri - olduğu gibi, sakin bir sesle anlatmak yerine, şu an iktidarda olanlar gibi hayal tacirliğiyle kazanacağınızı ve başarılı olacağınızı sanıyorsanız...

Fena halde yanılıyorsunuz.

Sizin yanılmanız o kadar da önemli değil, asıl önemli olan halkın yanıltılmasıdır.

İşte onun sonuçları, şu anki coşkunun yerini alırsa, hayalkırıklıklarını tamir edecek kimse bulunamaz.

O yüzden diyor ki Tarhan Bey:

'Hazırlanmakta olduğumuz seçimlerden sonra sahnede demokrasi oyunu gösterilip herkes evine gönderilemeyecektir.'

Seçimlere şunun şurasında iki hafta gibi bir süre kaldı.

O nedenle, biz de, siz seçmenler de, şunları İnce'den, Akşener'den, Karamollaoğlu'dan, Demirtaş'tan talep edelim:

  • Memleket 24 Haziran sonrasında bugünleri aratacak bir ekonomi batağına saplanacak. Nedir reçeteniz? Kandırmaya sapmadan dürüstçe seçmene anlatın. Ki hazırlıklı olsun. Yanıltırsanız, emin olun, bir sonraki baskın (ve mukadder) seçimde çok fena kaybedeceksiniz.
  • Çürümüş AKP iktidarına karşı sağlıklı alternatif, tek bir kişi değil, geniş bir mutabakata dayalı kadro meselesidir. Erdoğan Türkiye'de pek çok kesimi mağdur etti, karşısına aldı, 'herkesin cumhurbaşkanı' olma fikrini ta baştan reddetti. Sizin cumhurbaşkanı yardımcılarınız, kazanırsanız kimler olacak? Sadece kendi partinizin ve ideoljinizin elemanları mı, yoksa bütün Türkiye'yi temsil eden bir 'akil cumhurbaşkanı yardımcıları' mı?
  • Cumhurbaşkanı yardımcısı adaylarını açıklamak için neyi bekliyorsunuz?