May 09 2018

'Durum I. Dünya Savaşı arifesinde Osmanlı gibi'

Türkiye'nin önünde zorlu bir seçim süreci bulunuyor. Kutuplaştırma, ayrıştırma, ötekileştirme ve dışlama, AKP iktidarına yönelen eleştirilerin başında geliyor. 

İçte açmaza giren Kürt sorunu, sivil gruplara yönelik baskılar, medyayı hedef alan kapatma ve gözaltı dalgaları ile 24 Haziran'a doğru yol alınırken, dışta ise giderek gerilen ve ABD başta olmak üzere büyük güçlerin birbirlerine pazularını gösterdiği süreçten geçiliyor. 

Son olarak, ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin İran ile nükleer anlaşmadan çekildiğini duyurdu.

Bu gelişmeleri yakından izleyen gazeteci-yazar Fehmi Koru, Türkiye'nin kendi iç gündeminden başını kaldırıp dünyada olup bitenlere de bir göz atması gerektiği görüşünde. 

Tükiye'nin, seçimi müteakiben daha bütüncül ve birleştirici politikalar izlemesi gerektiğine değinen Koru, uluslararası durumun, "Birinci Dünya Savaşı’na gidilirken Osmanlı’nın durumu gibi" tanımladı.

"Dünyamızın şartları, her geçen gün biraz daha fazla olmak üzere, Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı öncesinde karşı karşıya kaldığı şartlara benzemeye başladı" yorumunu yapan Koru, içe kapanma politikasının yanlışlığını şu sözlerle anlattı:

"Beka sorunumuz var' diye içimize kapandıkça, daha gerçek 'beka' sorunlarını göğüslemek zorunda kalmamız kaçınılmaz.

Dünyamızın şartları, her geçen gün biraz daha fazla olmak üzere, Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı öncesinde karşı karşıya kaldığı şartlara benzemeye başladı.

ABD’nin Barack Obama döneminde İran’ı nükleer silahlara sahip olmaktan uzak tutmak amacıyla kotardığı anlaşma, Donald Trump tarafından dün rafa kaldırıldı. Anlaşmayı gönülleri bu işe pek yatmayan müttefiklerine kabul ettirmek için özel çabalar göstermesi gerekmişti ABD’nin; aynı ABD şimdi de müttefiklerinin kuvvetli itirazlarına rağmen, nükleer anlaşmayı tek taraflı olarak fesh edebildi.

Evrensel bir kural sanılan “Devlette devamlılık esastır” kuralını tek bir hamleyle geçersiz kılıverdi Trump.

Kuzey Kore ile de İran’la varılan anlaşmaya benzer bir çerçeve kotarma peşinde görüntüsü veriyordu oysa Trump; acaba herhangi bir ülke –adı Kuzey Kore olan da dahil- ‘kalıcı’ olmayabileceğini göre göre, ABD ile anlaşmaya yanaşır mı bundan böyle?"

Trump'ın, Almanya, İngiltere ve Fransa'nın tüm ikna çabalarına rağmen İran ile nükleer anlaşmayı tek taraflı iptal ettiğine işaret eden Koru, Fransa'nın, "Anlaşmanın iptali savaşı getirir" sözlerin bile kulak tıkandığını hatırlattı. 

Müttefiklerin girişimlerinin başarısız olması nedeniyle büyük bir hayalkırıklığı yaşandığına işaret eden Koru, yazısını şöyle sürdürdü:

"Trump Amerikası’nın tek bir müttefiki olduğunu artık Fransızlar da, Almanlar da, hatta Atlantik ötesinde yaşayanlara ‘kuzen’ gözüyle bakan İngilizler de anlamış olmalı.

O tek müttefik İsrail’dir.

Bütün dünyanın muhtemel tehlikeli sonuçları yüzünden uzak durduğu İsrail tarafından başkent ilan edilmiş Kudüs’e büyükelçiliğini taşıma kararında da ısrarlı Trump.

Kararını tek başına aldı ve gelen bütün itirazlara rağmen üç gün sonra muhtemelen İsrail’e kadar da giderek, Kudüs’ü başkent olarak tanıma kararını bizzat hayata geçirecek.

ABD’deki bu yeni havadan cesaret alan İsrail de, işgal ettiği Filistin toprakları üzerindeki baskılarını artırdı, Mart ayında başlatılan ‘Büyük Dönüş Yürüyüşü’ne daha önce pek görülmemiş şiddet yöntemleri uygulayarak mukabele edildi; olaylarda hayatını kaybeden Filistinli sayısı 50’ye yaklaşıyor.

Müttefikleri “ABD olmadan da devam edeceğiz” diyorlar, ancak nükleer anlaşmanın sağlıklı işleyebilmesi ABD’siz neredeyse imkansız.

Washington’un tek taraflı ilan edeceği yeni yaptırımlarla konu daha da içinden çıkılmaz hale geleceği gibi, şimdi “Geri kalanlarla yola devam ederim” mesajları veren İran yönetimi de, bunun işlemeyeceğini görünce, farklı tavır alabilecek.

Suriye denklemini de değiştirecek bir adım Trump’ın kararı.

Kararla, Trump, İran’da bir halk ayaklanmasını ve rejim değişikliğini zorlamayı da amaçlıyor; ancak İran’ın İsrail’e veya İsrail’in İran’a, ya da her ikisinin diğer taraf adına savaşan üçüncü güçlere saldırma ihtimali hiç de küçük değil.

Her iki ülke, İsrail de İran da, ‘kıyamet savaşı’ senaryolarının hesaba katılmasını gerektiren keskin inançlara sahip kadrolar tarafından yönetiliyorlar çünkü.

Türkiye böyle bir ortamda seçime gidiyor.

Sandıktan çıkacak sonuç bu bakımdan da önemli."

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz