Erdoğan'a karşı yarışan adayların acilen yapması gereken şey...

Baskın seçim ilan edileliberi, hatta daha öncelerinden beri Ahval'e analiz yazmadım.

Sebep açıktı: Medyanın kalan son yarı bağımsız parçalarının da en son DMG operasyonuyla iyice bitirildiği süreç ardından geriye kalan bir avuç gerçek haber platformunun üzerine binen sorumluluk yükü defalarca katlanmış durumda. Ortalık toz duman, ve üretilen 'çakma haber' / 'dolgu yorum' dalgası gözlemleri iyice bulandırıyor.

Böyle dönemlerde gaza gelmemek, hakikatleri sadece İstanbul'un bazı semtlerindeki duruma bakarak değil tüm Anadolu'ya göz atmaya çalışarak büyük önem taşır.

İşimiz siyah-beyazcılık da değil, hayal tacirliği de.

Gerçekleri yakaladığımız ve olduğu gibi aktardığımız ölçüde işimizi iyi yapıyoruz demektir.

Bu da siyasi kişiliklere odaklı analizlerle değil, sistemi tüm çürümüşlüğüyle kavramaya çalışan değerlendirmelerle mümkün.

O yüzden Ahval'de kaç zamandır merceklerimiz ekonomiye odaklı.

Çünkü Erdoğan'ın, eğer varsa, gerçek anlamda tek bir muhalifi var:

Ekonomi.

Bunu yönettiği ölçüde iktidarını 'tek adam' formatına çevirecek.

Çerçeve bu olunca, muhalefet - belli ölçülerde Kürt muhalefeti de dahil - bu kıyasıya iktidar kapışmasında ikincil rol oynuyor.

Çünkü onların, ekonominin yerel ve küresel dinamiklerine bir katkıları yok.

Çünkü, Erdoğan iş dünyasının ne denli kıkırdak bir omurgaya sahip olduğunu çoktan kavramış durumda. Hiçbir sermaye grubu bugün bir muhalefet partisini destekleyecek medeni cesarete sahip değil, bırakın onu, bir alternatif medya grubu bile kuramadılar.

Geçelim.

Kamusal tartışma zaten asgariye inmiş durumda, ve bu ortamda kitlesel algıyı negatif etkileyen bir unsur daha var.

Seçmen araştırmalarında yaşanan kirlilik ve enflasyon.

Bu alan denetim dışı ve gayrışeffaf. Hangi kuruluş hangi araştırmayı nasıl yaptı, yaptı mı gerçekten, ve hangi parasal kaynak ve müşteri ilişkileri içinde bunu yaptı, tam bilemiyoruz. Ve adeta el yordamıyla bunlara bakarak, ihtiyat payı bırakarak bunları yayınlıyoruz. Ne denli sorumlu davranıyoruz, bu konuda tedirginim.

Değerli ekonomi gözlemcisi Atilla Yeşilada'nın Ahval'de yayınlanan uyarı niteliğindeki analizi bu yüzden önemli. Künyesini ve yöntemini açıklıkla yazmayan, ayrıca partilerin kendilerinin ısmarladığı anketlere itibar edilmemesi gerektiğini belirten Yeşilada, haklı. Dolayısıyla siz okurlar da, bu tür anketlere rastlarsanız, lütfen azami tenzilatla okuyun.

Bir kolaylık daha. Ekibiyle şu ana kadarki araştırmaları inceleyen Yeşilada, yazısında vardıkları şu sonuçlara da dikkat çekiyor:

  • Başkanlık seçimi ilk turda bitmez.

  • İkinci turda Erdoğan birkaç puan farkla önde.

  • Ancak, çok sayıda kararsız var, bunları adaylara göre oransal dağıtmak hatalı sonuçlar verebilir. Kararsızların gizli AKP karşıtı ve HDP seçmeni olması ihtimali Erdoğan için risk.

  • Genel seçimde bir ay önce Cumhur İttifakı ortalamada %52 alıyordu, Cuma itibarıyla %48’e geriledi.

  • HDP ortalamada %9.5 oy alıyor.

  • HDP’nin barajı geçtiği senaryoda, Millet İttifakı ve HDP TBMM’de az farkla çoğunluğu kazanır.

  • HDP baraj altında kalırsa, Cumhur İttifakı oldukça yüksek bir farkla TBMM’ni de kazanır.

 Şimdi gelelim sizinle paylaşacağım son püf noktasına.

Türkiye'de rejimin kimliğini ve toplumun kaderini nihai olarak belirleyecek seçimlere bir aydan daha kısa bir süre kala, Erdoğan ve partisi AKP'nin asıl odaklanacağı konu artık açık ve net.

HDP'nin TBMM'ye girişinin her ne pahasına olursa olsun engellenmesi.

Erdoğan'ın hafızası kuvvetli. Onu ceberrut devletin ayakta kalmış güçleriyle milliyetçi-muhafazakar ittifaka sürükleyen temel unsur, 7 Haziran 2015'te HDP'nin 80 (yazıyla, seksen) milletvekiliyle Meclis'e girmesi olmuştu. HDP'yi Meclis'te üçüncü güç, ve ana barış müzakerecisi kılan o seçimdi, Erdoğan'ı apar topar barış masasını son derece şaibeli bir 'terör eylemi'ni bahane ederek bizzat devirmeye zorlayan.

Erdoğan, bir Haziran kabusu daha yaşamak istemiyor. Ve elbette ki, bu kez yaşanacak bir kabusun öncekini aratacağını da biliyor.

Seçimlere kısa süre kala HDP'lileri hedefleyen operasyonlardaki artışın sebebi buydu. Şimdi bunlara, valiliklerin (güdümlü?) başvurusu nedeniyle 18 ilde sandıkların birleştirilip taşınması kararı da eklendi. HDP milletvekili Mithat Sancar, ' “Bu sandıkların seçmen sayısı 270 bin. Bu durumda, net olmamakla birlikte yaklaşık 250 bin seçmen bulundukları yerlerde oy kullanamayacak” diyor.

Bu ve benzeri 'tedbir'lerin yoğunlaşacağına kuşku duymamak gerekir. HDP dışlanırsa, Erdoğan en azından (iyimser tahminlerle) beş yıl daha mutlak bir iktidar kurmuş olacaktır. Denklem budur.

O tarafı öyle, ama acaba bu 'proje'ye Millet Cephesi ne diyor?

'Evet HDP girmezse onlara ait sandalyelerin aslan payı AKP'ye gitse bile bazıları da bize düşer' hesapları yapılıyor olabilir mi?

Bu konuda CHP, İYİ Parti ve SP'den net bir açıklama yok. Oysa, gerekir. Çünkü HDP Meclis dışı kaldığı anda, AKP iktidarı pekişmiş olacak ve zaten yetkileri budanmış olan TBMM artık bir Saray bürosuna dönüşmüş olacak, Millet Cephesi milletvekillerine sadece maaşlarını alıp müsaade edildiği kadar söylenme süresi hakkı tanınacaktır.

Ama, eğer samimi iseler ve tersini düşünüyorlarsa yapılacak bir şey var.

Yeni sistemin fırsatlarını akıllıca kullanıp demokratikleşmenin kapısı az da olsa aralanabilir mi?

Cumhurbaşkanı adayları kadar, seçecekleri Cumhurbaşkanı Yardımcılarının kimler olduğu, toplumun hangi kesimlerini temsil ettikleri önemlidir.

Başka bir deyişle, her cumhurbaşkanı adayı şimdiden yardımcılarını aday olarak açıklayabilir.

Böyle yapıldığında, adayların kimliği ve vasıfları, seçmene net bir mesaj olacaktır.

Malum, yeni sistem yardımcı sayısını ucu açık bırakıyor.

Erdoğan malum, ustadır. ters köşe yapıverir.

Peki, Muharrem İnce, Meral Akşener, Selahattin Demirtaş ve Temel Karamollaoğlu yardımcı adaylarını şimiden açıklayacaklar mı?

Neyi bekliyorlar?

Neden korkuyorlar?

Seçmeni, yapacakları konusunda neden muallakta bırakıyorlar?

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.