Erken seçim hayalleri

2020'de bir erken seçim ihtimali mi belirdi ufukta? Son günlerde ortaya atılan bazı yorumlara bakılırsa, bu sorunun cevabı evet.

Ama acaba öyle mi?

Son haftalarda netleşen Davutoğlu ve Babacan çıkışlarının ürettiği hafif ölçekli çırpıntıların heyecanı ile beslendiği anlaşılan bu tezlerde makul noktalar hiç yok değil; ancak derinlemesine bakıldığında, bu tip değerlendirmelerin iç ve dış konjonktürün tümüne dayandırılmış olduğu da pek söylenemez.

Tersi bir bakışla erken seçimin mevcut şartlarda söz konusu olmadığı, olamayacağı da aynı netlikle öne sürülebilir. 

Aslına bakılırsa ülkeyi erken seçime götürmenin Erdoğan'ın gündemine girdiğine dair bir işaret yok.

"Erken seçim 2020'de mecburi olacak" tezine destek alınan temel argümanlara bakıldığında iki başlık öne çıkıyor. 

Birincisi, Türkiye'nin ekonomik ve sistemsel krizinin derinleşmesindeki kaçınılmazlığa ve 2020'nin ilk yarısına kadar, Erdoğan'ın MHP ile kurduğu koalisyona 'baskın seçim' için açtığı söylenen 'fırsat penceresi'ne vurgu yapıyor, o fırsat kaçtığı anda Erdoğan'ın 2023'e kalacak bir olacak seçimde kaybedeceği öne sürülüyor. 

İkincisi, AKP'deki iç sıkıntının Davutoğlu ve Babacan'a doğru yönelecek bir akımla, iktidar partisinde doğuracağı varsayılan erimeyi bir an önce önleyecek bir hamlenin Erdoğan için 'baskın seçimle' kendi lehine döneceği görüşü üzerine şekilleniyor. 

Türkiye'nin daraltılmış siyaset sahasında bu iki faktörün varlığı yadsınamaz tabii, ancak dikkat edilirse bunların arzu edilen geçerliliği bizatihi belirleyici olmalarını değil, karar verici olarak Erdoğan'ın muhakeme ve yetki kullanımının 'öz dinamiğini' ön kabul olarak bize sunuyor. 

Başka bir deyişle, erken seçimin zorunluluğunu savunanlar, Erdoğan'ın başka bir karar veremeyeceğini, sıkışmış olduğunu, hatta elindeki çarelerin tükenme noktasına geldiğini ima ediyorlar.

Söz konusu olan Erdoğan'ın siyasette iktidar bekası, zora ve hukuk dışı güce de dayalı, Makyavelist oyun kurgusu ve dünya algısı ise, erken seçim savunusundaki temel yanılgı da burada başlamış oluyor. 

Cumhurbaşkanı'nın yolun sonuna geldiğini bundan önceki her kritik dönemeçte iştahla savunanlar her seferinde yanıldılar. (Bunun en son örneğini yerel seçimler öncesi ve sonrasında hemen tümü hüsnü kuruntuya veya yüzeysel analizlere dayalı, aşırı heyecanlı, duygusal, 'aceleci' ve diğer merkez muhalefet oyuncularının solgun-kaypak gündemlerini görmezden gelen yorumlarda  yaşadık.) 

Belki de en sağlıklısı önceki yanılgılardan ders alıp telaşa ve heyecana kapılmadan birbiriyle çatışıyor olsa da farklı faktörleri de ele alabilmek. Aksi halde kamuoyunun da yanıltılması ile kalmıyor mesele; seçmendeki hüsran bir anti-siyaset bezginliğine ve bunun sonucu olarak da radikalleşmeye doğru sürüklüyor toplumu.

Tersten bakıldığında erken seçimin söz konusu olmayacağını gösteren, bazı kalıcı başlıklar var.

Birinci karşı-argüman iç siyasi gündemin çıplak ve basit gerçekleri ile ilgili. 

Her ne kadar Davutoğlu ve Babacan'ın 'kar toplayan' ama Meclis dışında gelişen hareketlerinin muhafazakar-dindar tabanda bir somut karşılığı olsa da, Meclis içindeki muhalefetin - HDP hariç - erken seçim konusunda istekli olduğuna dair hiçbir emare yok. CHP birkaç kez üst düzeyden bunu dile getirdi. 

Kaldı ki, rakip siyasi aktörlerin zaaf ve algılarını oldum olası bir röntgen makinesi gibi izleyen - ve maalesef muhalif kanaat önderleri tarafından bu melekeleri hala hafife alınan - Erdoğan, kriz ve savaş siyasetindeki usta mühendisliği sayesinde milliyetçilik ve Kürt aleyhtarlığı ekseninde ulusal mutabakatı iyice pişirmiş ve istediği kalıba dökmüş bulunuyor. 

Suriye'ye sınır ötesi harekat ve en son Libya protokolü konusundaki Meclis içi 'yerli ve milli blok' destek bunun en somut göstergesi. Bu hamur ona siyaset yönetimini 2023'e kadar dilediği gibi yoğurma imkanını sunmuş durumda. 

Erdoğan ayrıca Türk siyaset masasının her tarafında asli 'ikna' unsurunun rant, ikbal ve imtiyaz olduğunu da gayet iyi biliyor: 

Erken seçim demek, seçilmek için kesenin ağzını açmış ve seçmen talepleri yerine liderlere kapılanmış Nasyonel-İslamist iktidar ve merkez muhalefet milletvekilleri için bu şartlarda ağır risk, lüzumsuz bir macera demek.

Kaldı ki, siyasette kilit hali sürmekte. KONDA, Metropoll ve Genar'ın medyaya yansıyan son yoklamaları tam da bunu işaret ediyor. Abdülkadir Selvi'nin KONDA'ya atfederek aktardığı sonuçlara göre ''Kararsızlar dağıtıldığında AK Parti yüzde 40, CHP yüzde 23.1, HDP 13.6, MHP 12.9, İYİ Parti 9.0, diğer 1.4 çıkıyor. Bu durumda Cumhur İttifakı yüzde 52.9’a ulaşırken, Millet İttifakı diğer partilerle birlikte 47.1 oluyor." 

Yine Selvi'nin aktardığına göre, Genar'ın Ekim ayı anketinde AKP yüzde 40, CHP yüzde 26, MHP yüzde 11.5, HDP yüzde 11, İYİ Parti yüzde 7.5 çıkıyor. İktidar bloku yüzde 51.5 düzeyinde. 

Metropoll'ün Kasım ayı nabzına göre ise AKP (yüzde 42) + MHP (yüzde 11) ve toplamda Cumhur'un desteği yüzde 53. Millet İttifakı yüzde 33.6 seviyesinde. 

Her üç ankette de İyi Parti, Erdoğan'ın 12 Eylül'den memnuniyetle devraldığı yüzde 10 barajının altında kalmakta. Yani erken seçim lafı oralarda hiç yankılanmaz. 

HDP'nin her üç ankette yüzde 13.6 ile 11 bandına yükselmesi ilginç; bu CHP'nin statik kalmasını açıklıyor ama asıl önemlisi, HDP'nin yükselişidir: İşte size 7 Haziran'da 'sütten ağzı fena yanan', demokrasi yerine eski devlete yanaşan Erdoğan'ın erken seçime gidip başına bir yeni bela açmaması için bir başka gerekçe. AKP-MHP ekseninde oluşmuş güvenlik devleti yapısının HDP'yi imha etmek için daha yola yeni koyulduğunu, sıfır müsamaha göstereceğini de bilmekteyiz. 

Neresinden bakarsanız bakın krize rağmen kimliklere kilitlenmiş olan bu parti topoğrafyasından HDP hariç hiçbir erken seçim çağrısı-baskısı beklenmemeli, çünkü gelmeyecektir. 

Merkez muhalefeti de yayılmacı Türk milliyetçiliği ile savaşçı çizgiden mürekkep yeni siyaset kültürüne entegre etmeyi başaran Erdoğan'ın iktidarda kendi boyutlarını fersah fersah aşan güvenlikçi devlet yapısında tayin edici paydaş haline gelen MHP'yi erken seçime ikna etmesi de herhangi bir şekilde istese de söz konusu olmayacaktır. MHP iktidara kancayı takmıştır, bırakması mantıklı değildir.

Devam edelim: Erken seçim deyince bu fotoğrafın yanı sıra, Anayasa'yı ve Meclis aritmetiğini de hesaba katmak gerekiyor. 

Ne diyor Anayasa'nın 116'ncı maddesi?

"Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu halde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı  seçimi birlikte yapılır. Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.

Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir."

Siyaset ustası Erdoğan'ın bu maddeye bakışında erken seçim nereye oturuyor acaba? 

Mevcut Meclis aritmetiğinde, az önce sıraladığım şartlar içinde, Meclis'in erken seçim lehinde 360 milletvekilini Erdoğan istese dahi bulması mümkün değil. Dedim ya, buna en başta MHP karşı çıkar.

Erken seçim tezini ortaya atanların, artık hiçbir çıkış stratejisi olmayan, 'gemileri yakmış bulunan' Cumhurbaşkanı'nın iktidar takviminde 2033'e kadar - yani neredeyse 80 yaşına kadar - Saray'da oturma kararlılığını hiç hesaba katmadığını sanıyorum. 

Erdoğan, ortada bu niyet varken 2023 seçimlerine kadar bir 'baskın sandık hadisesi' düşünüyorsa, biz onu hala tanımamışız demektir. 

Onun hesabı 2023'te yeniden seçilip, 2028 seçimlerine kısa bir süre kala da ne yapıp edip 360 oyu - işte o zaman - bulup erken seçime giderek bir beş yılı daha denemektir. 2020 bu planları bozar.

Kısacası asıl varsaymamız gereken, Erdoğan'ın bu planı dayatmak için bundan sonra neler yapacağını analiz edebilmektir. 

2020'de erken seçim tahminlerinin bu yüzden şu anda bir geçerliliği yoktur.

Şu itirazları duyar gibiyim: Evet ama, ya kriz hızla derinleşir ve Babacan ile Davutoğlu çıkışları karşılık bulursa, o zaman tahminler tutmaz mı? 

Ben Erdoğan'ın krizi 2020 ve 21'de ağır çekime alabileceğini düşünüyorum. Bu arada, şimdiden (ikna hamleleriyle) gördüğümüz gibi, elindeki her türlü yumuşak ve akabinde sert iktidar araçlarını kullanarak o iki ismin hamlelerini çürütme veya boşa çıkarma imkanına da sahip Erdoğan.

Dikkate alınmayan iki dış siyaset faktörü de var: İngiltere ve ABD seçimleri. Erdoğan, İngiltere seçimlerinden Brexit yanlısı Muhafazakarların galip çıkmasını dört gözle bekliyor, emin olabilirsiniz. Sert veya yumuşak bir İngiltere - AB kopuşunun, İngiltere ile Türkiye'yi, Türk ekonomisini bataktan çıkaracak bir ekonomik stratejik ortaklığa götürme planları tasarladığını hissetmek zor değil. 

Erdoğan tüm yumurtaları Trump'ın sepetine toplamakla yanlış yaptı diyenler de ters köşe olabilirler: Çünkü azil süreci Demokratların elinde patlayacak ve müthiş bir başarı gösteren ekonomik politikalarının ateşiyle Trump çok büyük olasılıkla - Erdoğan'ın da kendi çapında açık desteğiyle - ikinci kez başkan seçilecektir. 

Bu iki senaryo Erdoğan'ın neden erken seçim diyenlere içinden kıs kıs güldüğünü tahmin ettirecek derecede kuvvetli ihtimallerdir. 

Son olarak şunu da belirtmek gerek: Krizin derinleşmesi üzerine öngörüler Erdoğan gerçekliğiyle çelişkileri de barındırıyor. Siyaset kurgusunu ne pahasına olursa olsun iktidardan gitmeme üzerine örmüş bulunan Cumhurbaşkanı, bugünlere kesintisiz bir kriz üretimi ve ürettiği çoklu krizleri yöneterek yükselme yöntemiyle geldi. 

Krizin olmadığı bir yerde Erdoğan olamaz. Yerel seçim sonrasının Suriye istilası da, Ege'den Libya'ya kadar uzanan yayılmacı milliyetçilik dalgası da, hukuk enkazı da, Kürtlerin siyaseten paryalaştırılması da bu katmanların daha da çoğalacağını gösteriyor. 

Erken seçim bir normalleşme ışıltısı umududur, ama o kadar. 

Elbette bu dönem bir şekilde bitecektir, ama krizlere Erdoğan'ın beklemediği ve yönetemeyeceği yerlerden daha sert krizler üreterek cevap veremeyen bir 'büzülmüş merkez muhalefet hali' sürdüğü sürece, uzatmalar da sürecektir. 

Sorun Erdoğan'ın 'hemen, bir an evvel' gitmesini temenni etmekle ortadan kalkmış olmayacaktır. 

Muhalefetin, onun 'sürekli kriz siyaseti' sayesinde inşa ettiği ceberrut sistemi demokratik kılacak, sisteme üşüşmüş talancı asalakları devre dışı bırakacak cesur bir tasarımı, vaadi, planı var mı?

 

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.