Her parti ilk tura kendi adayıyla katılmalı, çünkü...

Şöyle soralım: İkinci tura kalmak Mmuhalefet için avantaj mı?

Evet, hem de önemli bir avantaj. Bilhassa muhalefetin kampanya yapabilme imkanlarının ne kadar az olduğu düşünülürse, seçimin ikinci tura kalması muhalefet için bir avantaj, hükümet için ise bir dezavantaj.

Bir çok imkansızlık içinde muhalefet için en büyük reklam ve toplumdaki apolitik seçmen kitlelerine kendini tanıtabilme fırsatı bizzat 24 Haziran seçim gününün kendisi olacak. Eğer cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalmazsa, muhalefet o günün reklam ve görünürlüğünü artırma fırsatını asla nakde çevirememiş olacak.

Peki niçin?

Şöyle ki;

Muhalefet partileri önlerindeki iki ay boyunca önemli bir medya desteği ve finansal güç olmadan kampanya yürütmek zorunda. Kampanya yapmanın elbette iki önemli ayağı var: hedef kitledeki seçmene ulaşmak ve adayını seçmene tanıtıp oy vermeye ikna etmek.

Hedef kitleden kasıt nedir?

Öncelikle her parti için kendi kemikleşmiş seçmenleridir. Ondan sonra da kararsız seçmen.

Kemikleşmiş seçmene ulaşması zor değil. Zaten onlar sürekli partiyi ve verdiği kararları bir şekilde takip ediyorlar. Mesele, onları ikna edebilecek aday bulmakta ve bu şekilde onları sandığa getirmekte.

Kararsız seçmen kitlesi herhangi bir parti yada aday ile kendini özdeşleştirmemiş apolitik seçmenlerden oluşmaktadır. Bu gruba ulaşmak ise gerçekten zordur. Mitinglere gelmezler. Haberleri pek takip etmezler. Dostlarıyla siyaset konuşmazlar.

Muhalefet partileri kapı kapı dolaşsalar, ulaşabilirler bu seçmenlere. Ama buna yetecek insan güçleri olmadığı gibi vakitleri de pek yok. Bu seçmen grubunda olup kırsalda yaşayanlara ulaşmak ise çok çok daha zor.

Zaten erken secim kararının altında yatan en önemli sebep, bence, İyi Parti’yi seçime sokup sokmama meselesinden ziyade, muhalefet adaylarının apolitik seçmenlere kendini tanıtma fırsatını engellemek. Bugün bile “Meral Akşener kim?” diye sorulsa, “daha önce duymadım” diyecek milyonlar olduğuna inanıyorum.

Ekmeleddin Ihsanoğlu örneği dikkatli incelenmeli bu bağlamda. Hatırlanacağı üzere 2014 seçimlerinde kampanya suresi 11 Temmuz ile 9 Ağustos arasında sınırlandırılmıştı.

Bu vakit suresinde, muhalefet, apolitik kararsız seçmen kitlesine ulaşıp adayını tanıtma imkanı bulamadı. Diğer bir tarafta ise, hali hazırda görevde olan hükümet için her faaliyet bir kampanya hükmünde oldu. Siyaset bilimi literatüründe incumbency advantage olarak geçiyor bu mesele. AKP bu avantajı çok güzel kullandı.

Peki, medya?

En nihayetinde hükümet televizyon kanallarının ve gazetelerinin büyük çoğunluğuna hakim. Sabah aksam kanallar Erdoğan’ın konuşmalarını canlı yayınlayacak. Türkiye’de insanların haber almak için kullandığı en önemli aracın televizyon olduğu düşünülünce sorunun ciddiyeti daha da artıyor.

Sosyal medya elbette çok önemli bir mecra ve muhalefet daha avantajlı görünüyor, ak-tröllerin artan sayısına rağmen. Fakat, neticede kararsız ve apolitik seçmenin ne kadarı sosyal medya kullanıyor? Benim tahminim çok değil, bilhassa 30 yas altı seçmeni saymazsak.

Tüm bu olumsuz tablo ile beraber, seçimin ikinci tura kalması muhalefetin kampanya çalışmalarına önemli bir destek olacak.

Seçim günü muhalefet adaylarının isminin medyada en çok geçtiği, ve tanıtımının en çok yapıldığı gün olacak kampanya sürecindeki diğer tüm günlerle kıyaslarsak.

Ve en nihayetinde çok apolitik olan gruplar bile muhalefet adaylarını tanımış olacak, ve tabii ki içlerinde en yüksek oy alan adayı da. Muhalefet adayları ile ilgili minimum seviyede bilgisi olan seçmenler bile o günün yoğun atmosferi ve hararetli tartışmaları ile beraber daha yakından tanıyacak muhalefet adaylarını.

Elbette kararsız seçmene adayı tanıtmak ilk adim. Ondan sonrası onu oy vermeye ikna etmek. Eğer olurda ilk turda en yüksek oy alan muhalefet adayı, toplumun geniş kesimlerince kabullenilebilecek bir aday olur ve bu aday ilk turda kendine oy vermeyen kitleleri kendisine oy vermeye ikna edebilecek olursa, hükümetin işi ikinci turda daha zor olacaktır. Hükümet ilk turdaki apolitik seçmene medya yoluyla ulaşma avantajından çok daha az faydalanabilecektir ikinci turda.

En azından, seçimin ikinci tura kalması muhalefetin iki hafta daha kampanya yürütebilmesi demek. Yani kampanya suresini yüzde 25 artırmak demek, 2 aydan 2.5 aya çıkacağı için.

Dolayısıyla, eğer muhalefet partileri “çatı aday belirleyelim ve ilk turda kazanalım” diye bir stratejiye girmiş olsalardı (yada girerlerse) yukarıda anlattığım sebeplerle kararsız apolitik seçmene yeterince ulaşamayacak, dahası kendi tabanındaki kemikleşmiş seçmenin de bir kısmını küstürecek ve 24 Haziran günü sandığa gitmemesine sebep olacak.

En önemlisi 24 Haziran gününün muhalefete sağlayacağı avantajdan mahrum kalacak. Bu, Ekmeleddin Ihsanoğlu örneği ile tecrübe edilmiş bir hata, muhalefet için.

Bu şartlarda değil Abdullah Gül yada Meral Akşener, eğer Binali Yıldırım yarın 100 milletvekili ile istifa edip muhalefetin çatı adayı olsa, yine de kazanma şansı çok düşük, muhalefetin kararsız seçmene ulaşma gücü bu kadar az olduğu sürece.

Dolayısı ile, hükümet penceresinden  bakılacak olursa karşılaşılacak en dezavantajlı senaryo her muhalefet partisinin kendi tabanını 24 Haziran günü sandığa getirtecek kişilerden birini tercih etmesi. Elbette muhalefet partilerinin bu kişiler arasından toplumu en çok kucaklayacak adayları tercih etmesi, ikinci turda hükümetin şansını daha da zorlaştıracaktır.