eylem yılmaz
Haz 08 2018

İki ittifak arasındaki rekabet Bursa'da seçmene gerginlik olarak yansımış

24 Haziran genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine 15 gün kala Tekirdağ ve Kocaeli’nin ardından üçüncü durağımız Bursa.

Bursa’da diğer iki kente göre farklı bir durum söz konusu; Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı arasında süren sıkı bir rekabet ve seçmende gözle görülür bir gerginlik var.

Gencinden yaşlı ve orta yaş grubuna kadar, yanına gittiğim hemen herkes bazen hiç yüzüme bakmadan, bazen de kaşlarını çatıp, “Başka yere” diyerek karşılık veriyor. Yine de küçük bir ‘azınlık’ fotoğraf çekimi olmaması şartıyla yanıtlıyor sorularımı.

Sokaklardaki yürüme maratonundan önce 2 Haziran tarihinde İYİ Parti’ye yapılan saldırı nedeniyle İYİ Parti’nin, sonrasında Saadet Partisi’nin kapısını çaldım.

İşte Bursa’da ‘Seçimin Nabzı’:

bursa

İYİ Parti İl Başkanlığı’na giderken binanın hemen önündeki bir cafede görüyorum partilileri. Bir gece önceki yaşadıklarını anlatıyorlar, “İlk darbeyi başkanımız aldı.” MHP’lilerin sorumlu tutulmaması gerektiğini belirterek, “AK Parti’ye yakın bir takım çevreler düzenliyor” diyorlar. Bir süre sonra partinin İl Başkanı Bayram Kazancı geliyor ve benzer şeyleri o da yineliyor:

“Biz orada kişi olarak değil aile olarak bulunuyorduk. Milletvekili adaylarımızın da katıldığı, eşlerimiz çocuklarımızla bir sahur yapmak üzere oradaydık. Ama ne yazık ki, bu Müslüman görünümlü bir takım münafıklar tarafından sabote edildi.

Siyah ve beyaz giyimli, ‘İlk Oy Hareketi’ denilen, bir grup tarafından; cam bardaklar, tabureler, tahtalar, taşlarla bizim grubumuza bu saldırı düzenlendi. Bu münferit bir olay değildir. Seçim güvenliğini etkilemek üzere yapıldığını ve kesinlikle organize olduğunu düşündüğüm bir olaydır. Organize olduğu oradaki halk tarafından bile ifade ediliyor.

Mesela, oradaki esnafa bize çay verilmemesi yönünde telkinlerde bulunulduğu, korkutulduğu yönünde bize bilgiler ulaştı. Dolayısıyla nereden, nasıl, niçin organize edildiğini bilemediğimiz ama Türkiye’de bu seçimi yaptırtmamak üzerine düzenlenen hareket olduğunu düşünüyorum. Geçmişte Türkiye bu tip badireleri atlattı, şimdi bunu da atlatacağız.

Ama gözüküyor ki, tüm emniyet teşkilatının kişilere yönelik emniyet tedbiri alması lazım. Sadece oyun çalınması konusunda alınan tedbirler yetmeyecek gibi gözüküyor. Bir de işin kötü tarafı şu, bize yapılan bu saldırıları MHP’li kardeşlerimize mal ediyorlar. Bu çok yanlıştır. Bugüne kadar hiçbir MHP’linin bize saldırısı, hatta kötü bir sözü bile olmadı. Bu saldırılar tamamen hükümete yakın olduğunu düşündüğümüz çevrelerce yapılmaktadır. MHP’ye mal ediliyor olması çok manidardır.”

Yine saldırıların bir diğer hedef noktası Saadet Partisi (SP)’ gidiyorum. İl Başkanı İsmail Özdemir ile seçim güvenliğini ve partilere düzenlenen saldırıları konuşuyoruz. İYİ Partililer saldırıdan hükümeti sorumlu tutarken SP İl Başkanı Özdemir, MHP’yi işaret ediyor:

“Partilere yapılan saldırıları kınıyoruz. Bu saldırıları seçimin öncesinde başlatılan ülkemizi birbirine düşürmenin bir parçası olarak görüyoruz. Yukarıda bir organizasyon var. Aşağıdaki bir camianın topluca bu işin içinde olduğunu düşünüyoruz. Bu saldırıları şu an Milliyetçi Hareket Partisi’nden bazı gruplar yapıyor.

Biliyorsunuz, MHP bir cumhurbaşkanı adayı çıkartmadı ve Sayın Bahçeli adayımız Erdoğan’dır diye ilan edince, Tayyip Bey’in daha önce ülkücü camia ile ilgili sözleri nedeniyle ülkücü camia bunu içine sindiremedi. Ülkücü camia, liderimiz Temel Karamollaoğlu’nu destekleme kararında olduklarını bize yaptıkları filli ziyaretlerle söylüyorlar.

Bizim kanaatimiz seçim öncesinde ülkücü camia ile Milli Görüş tabanını karşı karşıya getirip, cumhurbaşkanı adayımıza olan bu teveccühü engellemektir. Biz bu oyuna gelmeyeceğiz. Sandık güvenliğinin sağlanması için tüm partilerle işbirliği yapabiliriz, buna açığız.”

Prof. Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan’ın adaylığını konuşuyoruz, “Bizden bir çivi bile alamaz” diyor:

“Milli görüş hareketi iktidara alternatif olmaya başladığında bir bakıyorsunuz içerisinden bölünme yaşıyor. Refah Partisi’nin iktidar olduğu günlerde yayınlanan TÜSİAD raporlarında, ‘Eğer Refah Partisi’nden durdurmazsak ilk seçimde yüzde 40, bir sonraki seçimde yüzde 65 oy alacak ve bir daha Refah Partisi’nden kurtulamayız’ yazıyordu.

Yine rahmetli Erbakan hocamızın paylaştığı, ABD Dış İşleri’nden buradaki büyükelçiliğe gelen bir gizli belge var. Orada hükümetimizin nasıl düşürüleceği, partimizin kapatılması ve bölünmesi, içerisinden gençlik hareketinin çıkarılması yazıyordu. İşte AK Parti bu çerçevede kurulmuştur. Arkasından HAS Parti ile Numan Kurtulmuş olayı çıktı. Anlıyoruz ki, bunlar Milli Görüş Hareketi’ni bölmek için yapılmış. Fatih Bey de şu anda temennimiz vazgeçmesidir ama kendisinin bileceği iştir. Ama tabanımızdan tek bir çivi sökemez.”

Her iki Başkan da, Demirtaş’ın hükmü olmadığını belirterek, cezaevinde olmaması gerektiğini söylüyor. Eşit bir seçim kampanyası ancak böyle yürütülür diyorlar.

Yanlarından ayrılıyor, Ulu Camii’nin hemen arkasına düşen Heykel olarak anılan meydanda parti stantlarını geziyorum. İYİ Parti ve HDP hariç, hem meydan da hem de bir alttaki caddenin merkez noktasında tüm partilerin stantları kurulu. Çalışmalarını gençlerin ve kadınların yürüttüğü CHP’liler konuşuyor yalnızca, onlar da “Can güvenliğimiz yok” diyorlar.

Söz önce 60 yaşındaki CHP Osmangazi Belediye Meclis Üyesi Ayşe Orakçı’da:

“AKP’nin kalesi olarak görülen Bursa’yı yıktık. Muharrem İnce’nin mitingi muazzam ötesiydi. Demek ki, 16 yıldır bu iktidarın yalanlarından, kendi kendilerinin muhalefetiymiş gibi konuşmalarından bu halk artık bıkmış durumda. Artık TAMAM!”

Sözü, aileden CHP’li ve Kadın Kolları’nda gönüllü çalışan Yasemin Namdar alıyor:

“Gülbahçe mahallesinde dün akşam ev ziyaretleri yaptık. O mahalle bugüne kadar AKP’nin kalesi olarak bilinirdi. Şu an o mahallede AKP’ye oy verecek yalnızca iki tane aile var. İnsanların tercihlerinde en çok ekonomi etkili oluyor; ‘Bizi perişan etti’ diyorlar.”

Demirtaş’ın tutukluluğunu soruyorum:

“Eğer Demirtaş suçluysa bir yılı aşkındır cezaevinde, suçu sabitlenebilirdi ama olmadı. Eğer suçsuzsa niye hâlâ içeride, yok suçluysa YSK niye adaylığını onayladı? Biz hak, hukuk ve adaletten yanayız. Suçu sabitlemeden bu kadar zaman içeride olması haksızlıktır. Adil değil, HDP barajı aşsın isteriz.”

CHP’nin eski delegesi, şimdi gönüllü olarak ziyaretlerine gelen 74 yaşındaki Gülsen Çalışır giriyor araya:

“Asıl söylenecek söz şu; Türkiye, AKP hükümeti tarafından işgal altındadır. Adalet diye bir şey kalmadı. En büyük sorunumuz adalet. Kardeşi, kardeşle düşman ettiler.”

Yasemin ekliyor:

“Sandığı bırakın, stantlarda güvenliğimiz yok. İyi Parti’ye saldırı yapıldı, daha önce Saadet Partisi’ne yapıldı. Bizim can güvenliğimiz yok. Sürekli sözlü saldırıya uğruyoruz. Ama korkmuyoruz, yeter ki sandık güvenliğimize bir şey olmasın! Herkesin korkusu bu.

 

bursa

 

Partilerin bulunduğu meydandan ayrılıp, yürüyorum. Esnafla konuşmayı düşünürken bir GSM mağazasına iş başvurusu yapan resim öğretmenliği okuyan 20 yaşındaki Leyla Boztarla ile tekstil tasarım okuyan 20 yaşındaki İrem Levent çıkıyor karşıma. Hemen konuşmak istiyorlar, şaşırıyor ve hiç bölmüyorum:

Leyla Boztarla: “Eğitimin artık çok kötüleştiğini düşünüyorum. Nitelikli üniversite çok az. Daha kaliteli bir eğitim istiyorum. Türkiye’de eğitim verenlerin boş değil, dolu olmasını istiyorum. Bizim üniversitede olmadı ama sırf farklı düşüncede olduğu için akademisyenlerin ihraç edilmesini doğru bulmuyorum. Şu an bizim üniversitemiz dâhil hiçbir üniversitede bahar şenliği yapılmıyor, kaldırıldı. Çünkü kızlarla erkeklerin yan yana bulunmalarını istemiyorlar. Uludağ Üniversitesi gibi köklü bir üniversite de bile!”

İrem Levent:  “Akademisyen ihracı da yanlış ya… Türkiye’de eğitim diye bir şey kalmadı.  Güzel sanatlar akademisinde okuyan bir öğrenci olarak sanata değer verildiğini de düşünmüyorum. Kazanacak liderden en temel talebim, sanata ve sanatçıya değer verilsin. Türkiye’nin de buna gerçekten çok ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.”

İrem, Muharrem İnce’den, Leyla ise hem İnce’den hem de Meral Akşener’den yana. Fakat Leyla, “Sonucun yine değişmeyeceğini ve Recep Tayyip Erdoğan’ın kazanacağını düşünüyorum” diyerek ifade ediyor seçim tahminini.

Bir başka yerde, üç genç adam çıkıyor karşıma. İçlerinden biri, 24 yaşındaki Barış Aygün, ülkenin kanayan yaralarından biri olan üniversiteli işsizlerden.

Barış Aygün: “İktidar partisi başarısız, çünkü genç işsiz oranı yüksek. Ben de onlardan biriyim. Tarih mezunuyum ama iki yıldır iş bulamıyorum. Şu an KPSS’ye hazırlanıyorum.”

Lise mezunu 26 yaşındaki Harun Aygün’e dönüyorum, işsiz olmadığını söylüyor ama işinden memnun değil: “Ben de iş talep etmek istiyorum da arkadaşım üniversite mezunu ve işsiz, o yüzden susuyorum. Hayat gerçekten çok pahalı, biraz ucuzlamasını istiyorum”

Siyaset Bilimi okuyan 20 yaşındaki Muhammet Yeter devam ediyor: “Liderlerden eğitim sistemini iyice geliştirilmesini istiyorum. Çünkü gerçekten aksaklıklar var. Mesela, Türkiye’de bilim adamı yetişmiyor. Bu bile bir göstergedir.”

Hangi adayın onlara umut verdiğini soruyorum yanıtlar ortak: Muharrem İnce. Barış, Meral Akşener’i de favori gördüğünü söylüyor ve ekliyor; “Hangisi kazanırsa kazansız ilk önce işsizlik sorununu çözsünler, bir de şu her yerdeki parti bayraklarını kaldırsınlar. Göz yoruyor”

Kapalı Çarşı’da yürümeye devam. Karşıma bu kez bir kaldırımda oturmuş, dertleri yine eğitim sistemi olan 18 yaşındaki Melih Şen ve 17 yaşındaki Aylin Okumuş çıkıyor. Aylin, önce konuşmaktan çekindiği için söz önce lisede kendisine radyo ve tiyatroyu uğraş edinmiş Melih’te:

“Eğitim sistemi gerçekten iğrenç. Sınavlar sürekli değişiyor, yakında üniversiteye, ‘Şuraya kadar koşun, kazanları alacağız’ diyecekler ve öyle gideceğiz. Bursa’nın ulaşımının pahalılığı da sorun, ulaşımı en pahalı şehir.

Aylin: Benim de tek talebim eğitim ve ulaşım. Her sene neredeyse sınavlar değişiyor, birine alışmışken bir den değiştiriliyor. Ve ulaşım çok pahalı, bunun değiştirilmesini istiyorum.

Melih ekliyor: “Liderlerden en temel beklentim; çok konuşmamaları. Muhalefet konuşmak için konuşuyor. İktidara gelince, hiçbirimiz unutmadık ayakkabı kutularından çıkan paraları. MHP zaten 90'lar’n MHP’si değil, o yüzden Cem Uzan gelsin. (gülüyor) Meral Akşener’in de başarılı olacağını düşünmüyorum. Selahattin Demirtaş’ın da teröristlerle fotoğrafları var, o cezaevinde olmalı. Seçimde İnce ile Erdoğan yarışır ama yine zannedersem AK Parti kazanacak.”

Yürümeye devam, bir mağaza önünde üç kadın ellerinde poşetler otuyor. Hepsi başörtülü, hepsi başörtüsünü serbestleştiren iktidardan şikâyetçi, hepsi değişim istiyor. Fakat içlerinden bir tek bir fabrikanın çay ocağında çalışan 45 yaşındaki Nurten Okumuş konuşmaya razı:

“Ben üç yıl bir partide, kadın kolları başkan yardımcılığı yaptım. Neyin ne olduğunu görünce kendimi geri çektim, şimdi evime, çocuklarıma ekmek parası götürmeye çalışıyorum. Liderlerden, gerçekten kadınlara değer vermelerini ve asgari ücretin yükseltilmesini isterim.”

Daha sonra bir giyim mağazasına arkadaşına yardım için gelmiş 41 yaşındaki tekstil işçisi Bayram Güneş’le konuşuyoruz, “Ben AK Parti destekçisiyim” diyor ama eleştirileri de var:

“Muhalefet liderlerinin eşit seçim çalışması yürütülmediği, medyada eşit yer alınmadığı konusunda haklılığı olduğunu düşünüyorum. Bazı medya kanallarında yer alıyorlar ama TRT eşit davranmıyor. Oyumu değiştirmem, çünkü bugüne kadar ki eski başbakanlardan, cumhurbaşkanlarından çok iyi şeyler görmedik, neler yaşadık… Bir de biraz, denize düşen yılana sarılır derler ya, öyle. Erdoğan, tekrar kazanırsa ekonomiyi canlandıracak önlemleri bir an önce almasını isterim. Yurt dışındaki ülkelerle aramızı iyileştirmeli. Kim gelecek olursa olsun, ilk yapmaları gereken bu.”

 

bursa

 

Ve son sözü 25 yaşındaki atanamayan öğretmen Sibel El’e bırakalım:

“En çok değiştirilmesi gereken şey; eğitim, eğitim, eğitim! Bir ülkenin kalkınması için en önemli şey eğitimdir. Bizim en büyük eksiğimiz eğitim düzeyinin kötü olmasıdır. Bunun için yapılan çalışmaları kesinlikle yetersiz buluyorum. Biliyorsunuz, ben de dâhil bir sürü atanamayan öğretmen var. İntihar edenler var. Eğitim gerçekten en önemli sorun… Akademisyenlerin ihracını da herhalde olumlu bulacak hiçbir öğretmen yoktur. Keşke önüne geçilebilse… Seçim ikinci tura kalabilir ama bir ay içerisinde çok beklenmedik şeyler de olabilir. Sayın Bahçeli’nin af çıkışı önemli bir etken, gidişatı değiştirebilir. Sandık güvenliğine de, ikinci turda oylamaya da yansır.”

Bursa’nın 2015 yılından referanduma seçim tercihleri:

7 Haziran seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)yüzde 43,86, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yüzde 27,95, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) yüzde 17,68, Halkların Demokratik Partisi (HDP) yüzde 5,51, Saadet Partisi (SP) 3,21 oy almış. 1 Kasım seçimlerinde ise arttıran tek parti yüzde 54,0 oranla AKP olmuş.

Diğer partiler ise, CHP yüzde 26,7, MHP yüzde12,4, HDP yüzde 4,1, SP 1,0 oy almış. 16 Nisan referandumunda ise oylar yüzde 53,21 ‘Evet’e, yüzde 46,79’la Hayır’a verilmiş.