eylem yılmaz
Haz 12 2018

İzmir Seçmeni: Deniz seviyesi yükselmiyor, batan biziz

24 Haziran genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine 14 gün kala ‘Seçimin nabzı’ için beşinci durağımız İzmir oldu.

Basmahane’den Konak Meydanı’na doğru ilerken, hemen her yerde Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin cumhurbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın ve Vatan Partisi’nin adayı Doğu Perinçek dışında tüm adayların fotoğrafları göze çarpıyor.

Yarış, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’nin adayı Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin adayı Muharrem İnce arasında geçiyor.

İzmir’de esnaf, kadınlar, gençler, emekliler hangi istek ve endişelerle sandığa gidiyor?

İşte ‘Seçimin nabzı’:

Konak Meydanı’na doğru yürürken dükkânları yan yana olan üç esnafın sohbeti gözüme çarpıyor. Hemen yanlarına gidiyorum. Gündemleri ekonomi. Hepsi tekstilci. Hepsi kumaşları dolar ve euro üzerinden aldıkları için döviz artışından şikâyetçi; “Müşteri de farkında, bir ay önce düşük olan fiyat yüksek olunca soruyor, açıklamamız da belli.” Biri CHP’li, diğeri AKP’li ve bir diğeri de oyunu açıklamamakta ısrarlı.
 

foto

 

Baba mesleğini devam ettiren, oyunu söylememekte ısrarlı olan Ejder Eren; “Dış mihrakların, Amerika ve Avrupa’nın, bu durumda etkili olduğunu düşünenlerdenim. Türkiye’de kaostan, yağmacılıktan beslenecek yüzbinlerce insan olduğunu da düşünüyorum. Erken seçimin vakti değildi. Ülkede açık olmasa da bir durgunluk vardı. Seçimin de üzerine gelmesi işleri daha da durgunlaştırdı” diyor.

25 yıllık esnaf Özgür Işık; “İnsanlar artık sıkıldı” diyerek başlıyor söze: “Tahammülsüzlük arttı. Değişim şart. Siyasetteki gerilim ister istemez bizlere yansıyor. Çok basit örnek; çalışana zam yapılacakken yapılmıyor. Çünkü ne olacak belli değil. Umarım, Muharrem İnce kazanır da artık değişir.”

Sandık güvenliği tartışmalarını soruyorum, hepsi kaygılı. Özgür Işık; “Sandık güvenliğine bütün liderler dikkat çekiyorsa, demek ki orada bir hırsız var. 16 Nisan referandumunda mühürsüz oylar geçerli sayıldı ve şimdi yasalaştırıldı. Bu, hırsızlığın kanunlaşması anlamına geliyor. Bu da insanda ister istemez endişe yaratıyor” diyor.

Sohbete Çeşme’deki dükkanından ziyaret için gelmiş yine 25 yıllık esnaf Melih Ateş de dâhil oluyor; “Maç oynanırken kural değiştirdiler” diyor. Ejder; “Kimsenin hakkı başkasına geçmesin” diye ekliyor.

Melih Ateş, bir dokun bin ah işit denilenlerden. Ekonomi ayrı, yaşam tarzı ayrı hemen her konuda dertli, endişeli, kızgın: “İstediğimiz liyakatin uygulanmasıdır. Biz esnaf olarak, insanları işe alırken tecrübesine bakarken, bizi yönetenler hayvanat bahçesi müdürünü TÜBİTAK’ın başına koyuyorsa, bu bizim aklımızla dalga geçmektir. Memleketteki herkesi ayrımcı konuşmalarıyla illallah ettirdi, bıktırdı. Bugün ben bir Aleviyle, bir Sünni’yle, bir dinsizle de hiçbir tartışmaya girmek istemiyor, konuşmak istiyorum. Bir kadının gecenin birinde bile özgürce yürümesini, gezmesini istiyorum. Çocuklarımın okula gönül rahatlığıyla gitmesini istiyorum. Herkesin dilediği gibi yaşamasını, fikirlerini dilediği gibi söylemesini istiyorum. Kimsenin hayatına müdahale edilmesini istemiyorum. Bugün bir esnaf kardeşim, bugün sevki yapabilecek miyim diye düşünüyorsa bu devletin başındakinin ayıbıdır.”

Selahattin Demirtaş’ın Cumhuriyet tarihinde ilk kez seçim çalışmalarını cezaevinden yürüten bir cumhurbaşkanı adayı olduğunu hatırlatarak soruyorum; sizce bu adil mi?

Melih Ateş: “Bir insana PKK’lı veya terörist demek ispatlanmadığı sürece geçerli değildir. Kanunlarımızda da bu böyledir. Bunu ispatlasınlar, biz de Demirtaş’ı terörist olarak kabul edelim. Böyle bir şey yapılmıyor ki. Ben askerliğimi Kuzey Irak’ta yapmıştım, bugün CHP’ye oy veriyorum diye PKK’lı diyorlar. CHP ile PKK’yı birleştiriyorlar. Karşı taraftaysan mutlaka terörist yaftası yapıştırıyorlar. Onlar, “Ne istediler de vermedik” dedikleri, FETÖ’yle el ele yürüdükleri zaman terörist olmuyorlardı, aldatılmışlar oluyorlar.

Ejder Eren devam ediyor: Gerçekten böyle davaların çok iyi incelenmesi gerekiyor. Mesela benim bir akrabamın başına geldi. Memurdu, kiracı diye kirasını Bank Asya’ya yatırmış diye işinden oldu. Böyle bir şey olur mu ya! Bu insanın ev sahibine para yatırması suç mudur? Bir insan böyle mağdur edilir mi?

Melih ekliyor; “FETÖ terör örgütü müdür, değil midir ayrı konu. Ama buna gönül vermiş olan sokaktaki insanlara terörist diyemeyiz. Aynı Selahattin Demirtaş’a gönül vermiş insanlar gibi. Ayrımcılık inanılmaz kötü bir şey. Alllah’ın izniyle artık TAMAM diyoruz. Ali Koç, nasıl ki Fenerbahçe’de bir dip dalga yarattı, Aziz Yıldırım’ı indirdik. Şimdi de Allah’ın izniyle bunu indireceğiz. İnşallah ilk turda olur. HDP’de barajı aşar, aşmalı da. Sokağa baktığınızda mutlu insan görmüyoruz, demek ki artık değişim zamanı.”

AKP’li Mevlüt Uygan, “Arkadaşlarla tamamen zıt fikirdeyim” diyerek başlıyor söze: “Erdoğan’ın da yanlışları var ama doğruları da var. Alt yapıyı geliştirdiler. Artık halka maddi destek sağlamaları lazım. Muhalefet liderleri sarayı yıkacağım, havalimanı inşaatını durduracağım diyor. Niye yapılanı yıkmak yerine, ne yapacaklarını söylemiyorlar? Halkı ikna etmek için yeni projeler üretmeleri lazım. Sadece ne yapacağını değil, nasıl yapacağını da izah etmeliler. Böyle yapsalar ve dediklerini yapabileceklerine inansam, Erdoğan babamın oğlu değil, oy vermem, değiştiririm. Saldırarak siyaset yapılmaz, öneri duymak istiyoruz. Mağdur edebiyatına kapı açıyorlar ve oyu daha artıyor.”

İkisi CHP’li, biri AKP’li, biri oyunu açıklamayan esnaf sohbetinden ayrılıyorum. Bu kez yol sonunda trafik ışıklarında karşıma beyaz eşarblı, elinde içinde sattığı giyim eşyalarıyla kocaman bir siyah poşetini kavurucu İzmir sıcağında taşımaya çalışan 65 yaşındaki Zarife Kulas çıkıyor.

 

iz

 

30 sene önce iş için İzmir’e göç etmek zorunda kalmışlar. Sıkı bir Erdoğan taraftarı; “Biz hep Erdoğan’ı tuttuk, adam gibi adam. Biz ondan memnunuz. Fakire, fukaraya hep el verdi, yol yaptı. Her şeyi yaptı” diyor. Tek isteği, Kürtçe’nin tanınması ve kendisine de emekli aylığı bağlanması:

“Eskiden Kürtçe konuşmaya korkuyorduk kızım. Şimdi konuşuyoruz, kanallarda çıkıyor. Kimse kimseye bir şey demiyor artık. Evim yok, maaşım yok, çocuklarım zor durumda, bana da bir maaş bağlansa iyi olur. Bir de ana dilimiz Kürtçe tanınsın o kadar.”

Biraz sonra kızı 38 yaşındaki Mihrican Kulas ve torunu geliyor yanımıza. O da, Erdoğan destekçisi, “IMF’nin karşısında el pençe durmuyoruz ya o bile yeter” diyor. HDP’yi eleştiriyorlar. Zarife teyze; “Doğu tarafı hep yıkıldı. Kürdü savunuyorlar madem, niye oraları yıktılar? Demiyorum Demirtaş yaptı ama PKK yaptı. Onu niye destekliyorlar?” diyor.

Mihrican devam ediyor: “Ben dilimi konuşabiliyorum, çocuğuma öğretebiliyorum, dışlanmıyorum. Burada bangır bangır Kürtçe şarkılar çalınıyor, babamlar dinleyemezdi… Bir tek, okullarda Kürtçe eğitim verilse ve anayasada eşitlik sağlansa iyi olur.”

Evde Demirtaş ile Erdoğan yarışı olduğunu söylüyor Mihrican: “Dayım bir numaralı Demirtaş, HDP hayranı. “Niye oy vermiyorsun” diyor, kavga ediyoruz. Demirtaş’ı çok seviyor. Fotoğraflarını yanından eksik etmiyor.  Ben sevmiyorum desem yalan olur, Meclis’te olmalarını isterim ama Erdoğan’ı seviyorum. Dayımla şu an tartışma halindeyiz, eşimi ikna etmiş durumda… Benle tartışmaya devam ediyor, bakalım, kısmet.”

Yürümeye devam. Yanımdan geçen arabaların birçoğunda aynı müzik, son ses: “Bozulmuş düşmanları yel gibi kaçar, yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa, adın yazılacak mücevher taşa…”

Konak Meydanı’na ulaşıyorum. Bir ağacın altında yeğeniyle oturan 68 yaşındaki Ayşe Kıncı, seçimler deyince hemen İzmir’in Belediye Başkanı’ndan yakınıyor: “Sular bulanık geliyor, günde 3 kere kesiliyor. Dolduruyoruz kabı kacağı da öyle idare ediyoruz. Belediye başkanından şikâyetçiyim” diyor. Oyunu kime vereceğini soruyorum; “Tayyip’e vereceğim oyu. İyidir Tayyip, insanlıktan anlıyor. Erkek gibi duruşu, konuşması var. Merhametli.”

Birçok gazetecinin tutuklu olduğunu, fikirlerinden dolayı cezalandırılan akademisyenlerin olduğunu hatırlatıyorum. Ayşe Teyze, merhametli olduğu konusunda ısrarlı: “Gazetecileri içeri attı. O kötü. Onu dolduruyorlar da yapıyor. Onu dolduranlara yardım ediyor böyle. Yoksa kendisi yapmaz, zannetmiyorum” diyor. Muharrem İnce’yi nasıl bulduğunu sorunca birden hiddetleniyor, bağırmaya başlıyor: “İstemem o adamı. Kuran’ı yok yaptılar. Ezanın okunmasına karıştılar. İstemem!”

Yeğeni Figen Gülen 35 yaşında, o devam ediyor: “Muharrem İnce’ye vermeyi düşünüyordum ama Demirtaş’ı dışarı çıkartmak istiyor. Sırf bu yüzden oy vermeyeceğim. Burası Türkiye, Kürt cumhurbaşkanı olur mu hiç! Olamaz! Burada Kürtler yaşayabilir, herkes yaşayabilir ama Türk bir insan cumhurbaşkanı olmalı.”

Hemen yan taraftan onların tanımadığı Hüseyin Çelik giriyor söze: “Ben Kürdüm ama Demirtaş’a oy vermem.” Karslı olduğunu söyleyen Çelik; “PKK’yla kol kola geziyor. Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz diyen de Demirtaş” diyor.

Demirtaş’a yönelik bu suçlamalara ilişkin yargılandığı dava da somut bir kanıt ortaya konulmadığını söylememe kalmadan bir hışım ayağa kalkıyor: “Ya bırakın bu işleri! Bu kadar kör olunmaz ya!

Elimden bir kaza çıkacak şimdi! Konuşmayın abla siz de!” diyerek, uzaklaşıyor.

Figen devam ediyor: “Ülkücü geldik, ülkücü gideriz, oyum MHP’ye.”

Konak’tan Alsancak’a geçiyorum. Kıbrıs Şehitleri Meydanı’nda şans biletleri satan 54 yaşındaki Aysan Cingöz çıkıyor karşıma. Ekonominin kötülüğünden yakınmanın bu kadar çok olduğu bir zamanda şans biletlerinin satışı ne durumda diye soruyorum, işlerinden memnun:“Ekonomi bozuldukça, bizim işler artıyor. Ekonominin bozulmasına üzülüyoruz ama satışlarımızın yükselmesine seviniyoruz da yani.”

Liderleri soruyorum, “Hepsi artist” diyor: “Özel uçaktan iniyor, bisiklete biniyor. Şov yapmayın ya. Emekliye zam, kredi kartı borçlarını kaldırmaktan bahsediyorlar da neyle yapacaksın, kaynak nerede? Makul sallamıyorlar. İnce’yi ve Akşener’i destekliyorum. Akşener de iyi niyetli. İpi İNCE göğüsler gibi geliyor. İnsanlardan da anladığım bu. İnce’den İnce’ye gidecek görünüyor.”

Kordon’a yakın bir cafede bir grup kadının masasına konuk oluyorum bu kez. Hepsinin derdi aynı, “Artık değişim zamanı. OHAL kalksın, adaletimiz ve eğitimimiz düzeltilsin.” Hepsi, Muharrem İnce’yi destekliyor. Hepsi, “Gerekirse sandık başında asker olacağız” diyor. Yalnızca bir tanesi hariç.

Masadaki herkesten farklı olan 56 yaşındaki Canan bir Yehova Şahidi. Cemaatinin içinde sorun olabileceğinden endişe ettiği için soyadını vermek istemiyor. Erdoğan’ın dini azınlıkların özgürlüklerini genişlettiğini söylüyor ama endişesini de ekleyerek:

“Tayyip, tüm dinlere özgürlük verdi, bizler daha özgür olduk. Dinsel inanışımız kabul edildi. AB için bu adımları attı. Ama başkanlık sisteminde ne olacak belli değil. Çünkü şu an daha çok İslamcılara yakın görünüyor. Mesela kadınları kapatması... Onun ve çevresindeki insanların bu yönde konuşmaları oluyor. Bu yüzden korkuyorum. MHP’de milliyetçilik çok fazla, onlarda yine Yehova’nın Şahitler’ini bastılar.”

kafe

 

Bir oyla her şey değişir diyorum; “Yehova Şahitleri, değişimi Tanrı’dan bekler. Oy verildiğinde Tanrı’dan değil onlardan beklemiş oluyorlar. O yüzden oy verilmiyor” diyor.

Memur, öğretmen, psikolog emeklisi diğer kadınlarla sohbete devam ediyoruz:

Nurdan Kocamaz: Kendi adayımız kazansa bile başkanlık olsun istemem. Ülkeyi bir kişinin değil birçok kişinin yönetesini istiyorum. Böyle olursa daha çok mutlu olacağız. Umudumuz ince. Bütün sülale İnce’ciyiz, ona oy atacağız. İlk turda kazanacağını umuyorum.

Bulunduğumuz cafenin işletmecisi Nurgül Aki: Sürekli cumhurbaşkanını görmekten televizyon açmıyoruz. TRT payımızı geri istiyoruz. Muharrem İnce, çok iyi bir muhalefet örneği gösterdi. Umarım istediği gibi sonuçlanır. İzmir’de biz özgür, rahat yaşamayı çok seviyoruz. İzmir’de İzmirli yaşamayacakları burada istemiyoruz. Biz burada denize gireriz, mini etek giyeriz, içki içeriz, eğleniriz, biz böyleyiz. Bizi hiçbir parti, hiçbir ideoloji değiştiremez. AK Parti’nin bunu anlaması lazım.”

Nurper Yorgancı: Sandık güvenliği konusunda kaygılıyım. Gerekirse sandık başında asker olacağız. Fakat bu defa çok gerçekten ümitliyim, artık sonuna geldiğini düşünüyorum. CHP’nin geç kalmışlığı ümitsizleştiriyordu, bu sefer doğru bir kararla Muharrem İnce aday yapıldı. Ve kazanacağını düşünüyorum. İlahi adalet de tecelli edecektir. Millet uzaya giderken, teknolojiyi geliştirirken, İslamiyet’in arkasına sığınarak bir şeylerin yaptırılmaya çalışılmasını çok yanlış buluyorum. Artık hakikatten TAMAM!

Alsancak’ta yürümeye devam. Karşıma her biri 16 yaşında bir grup genç kız çıkıyor. Onlarla da kısa bir sohbet ediyoruz. Birlikte sürekli gittikleri bir cafeye gidiyoruz. Cafenin üst katına çıkarken duvara özenle yazılmış bir yazı çıkıyor karşıma: “Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda, son balık öldüğünde, Beyaz adam, paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

Petek Taşkın, Polen Ökten, Zeynep Tetik ve adlarını vermek istemeyen kızların şikâyetleri aynı, eğitim sistemi. Yabancı ülkelerdeki gibi herkesin kendi ilgi alanlarına göre bir eğitim oturtulmalı diyorlar. Okullarında OHAL gerekçe gösterilerek bahar şenlikleri kaldırılmış. “İzmir Marşı’nı dâhi çalmamıza müdahale ediyorlar” diyorlar.  

Polen ekliyor: “Ülkemiz mutlu değil. Belli bir kesim mutlu ama herkese her şey doğru aktarılmıyor, biz mutlu değiliz. Deniz seviyesi yükselmiyor, batan biziz. Daha fazla özgür olmak istiyoruz. Gençlerle konuşabilen, tartışabilen, açık fikirli bir yönetici istiyoruz.”

Alsancak’tan tekrar Konak’a dönüyorum. Otogara gitmek için dolmuş durağına giderken kaldırıma park etmiş bir araç yüzünden isyan eden bir trafik polisine denk geliyorum. Geçemeyenlere; “Milletvekili aracıdır, şikâyet edin!” diye bağırıyor. Araca gidip, şoföre kimin aracı olduğunu soruyorum; “AK Parti’den Kerim Ali Sürekli’nin” diyor. Yavaş yavaş ilerlemeye çalışıyor. Polis; “İyi milletvekilleri yok değil, ama kaldırıma park edilir mi, geçemiyor insanlar. Bir de, ‘Acil bir iş var, insanlar geçebiliyor’ diyor. Olur mu böyle şey ya! Kültür meselesi, kültür.”

İzmir’in 2015 yılından referanduma oy tercihleri:
7 Haziran’da CHP; yüzde 45,41, AKP; yüzde 26,21, MHP; yüzde 13,71, HDP; yüzde 10,32, SP; yüzde 1,09 oy almış. 1 Kasım’da CHP yüzde 46,8, AKP ise yüzde 31,0 oy ile oylarını arttırırken, MHP; yüzde 11,4, HDP; yüzde 8,6, SP; yüzde 0,5 ile oy kaybı yaşamış. 16 Nisan referandumuna ise İzmir, yüzde 68,80 ile ‘Hayır’ demiş. ‘Evet’ yüzde 31,20 oy almış.