Yavuz Baydar
Haz 12 2018

Kim kazanacak?

"Geçmişte yapılan yanlış tahminler, hatalı yöntem uygulamaktan ziyade araştırma sonuçlarının siyasi partilerin beklentilerine göre ayarlanmasından kaynaklanıyor.  Bu da araştırma şirketlerine itibar kaybettiriyor.”

Bu sözler, tecrübeli kamuoyu nabız yoklamacısı, Metropoll Araştırma Şirkeri sahibi Prof Özer Sencar'a ait.

Doğru tespitler, Sencar'ınki. Çok uzun bir süredir, aşağı yukarı 1990'ların ortalarından itibaren diyebiliriz, kamuoyu araştırma işi, Türkiye'de rayından çıktı, herşeyde olduğu gibi ala Turka hal aldı, kibar tabirle suyu çıktı, ve belirli çıkar odaklarının toplumu manipüle etme heveslerinin aracı haline geldi.

Şimdi bu 'suyunu çıkarma'nın zirvelerini yaşıyoruz. Tam bir 'anket enflasyonu' var. Şeffaflık namına birşey olmadığı için de, kim ne 'sallarsa', 'çakma haber' dünyasında bir nevi gerçeklik kazanıyor.

Ahval, bu haberleri verirken, diğer medyanın gözardı ettiği önemli bir işlevi üstleniyor.

Hangi anketi sunarsak sunalım, eğer o kamuoyu araştırma şirketinin bir parti veya partizan bir menfaat grubuyla organik/resmi bağı, anlaşması varsa bunu da belirtiyoruz ki, okurlar tam bilerek okusun.

'Kim kazanacak?' sorusuna yanıt ararken, gene de, bu kesif orman içinde bazı gerçekleri görebiliyoruz.

Gerek tek tükm güvenilir ve görece bağımsız araştırma şirketlerinin, gerekse yarışan partilerin temsilcileri ve gözlemcilerle son günlerde yaptığım konuşmalardan süzdüğüm şu tespitleri sizlerle paylaşmak isterim:

OHAL faktörü: 15 Temmuz sonrasında yaşanan muazzam korku ve sindirme ortamı nedeniyle seçmen en tecrübeli anket kuruluşlarını bile ihtiyata sevketmiş durumda. Verilen cevaplar, gerçek eğilimleri yansıtmıyor olabilir; bu ihtimal çok yüksek.

Tereddüt faktörü: Araştırmacı kaynaklara göre, an itibarıyla 'kararsız' görünen seçmen kitlesinin oranı yüzde 12 ile 10 arasında bir dilimde. Bu, yüksek bir oran. Yaşanan korku ve belirsizlik (adaylar arasındaki kimlik farklılıkları ve vaatlerin netleşmemesi) nedeniyle bu oranın seçime 24 saat kala en fazla 5 puan ineceği ve sandıklara gidilirken, gidenlerin yüzde 5'inin son anda karar vereceği konusunda kanaat kesin.

Genç seçmen faktörü: Bana göre en önemli unsur bu. İlk defa, veya ikinci, hadi diyelim üçüncü defa (yani 1 Kasım 2015 seçimlerinde ilk kez sandığa gidenler) oy kullanacakların toplamı 10 milyon civarında. Son önemli bir araştırmadan 'off the record' kaydıyla edindiğim bilgiye göre bu kesim, hala 'sandığa gitmeyeceğim' eğiliminde.

Dindar veya muhafazakar genç seçmeni sandığa çekmek için AKP-MHP bloğunun ne yaptığını tam anlamış değiliz, ancak bu konuda CHP'nin hareketsiz kaldığı konusunda kesin bir kanaat hakim bazı kamuoyu araştırmacılarında. 'Kazanmak isteyen, bu kesimi sandığa çekmeli' diyorlar.

Sayı faktörü: Yapılan ince matematik hesaplara göre seçim sonucu 1 milyon oyun - daha fazlasının değil içine sıkışabilir. Öylesine bışak sırtı bir durum vaKatılım faktörü: Bu da çok, hem de çok önemli bir unsur: Bu seçimde katılımın yükselmesi, AKP'ye kazandıracak görüşü, tecrübeli araştırma kuruluşlarının kapalı kapılar ardında dikkat çektiği bir konu. Neden?

Çünkü, 1 Kasım'a kadarki seçimlerde AKP'nin 'rahatlamış' seçmeninin bir kısmı, bu görüşe göre, 'nasıl olsa duruma bizim parti hakim' diyerek sandığa gitmedi. Ne zaman ki, 7 Haziran'da durum sıkıştı, o zaman katılım 1 Kasım'da bu kesimde artış gösterdi.

'Aman gitti gidiyor' refleksi galebe çalarsa, ve katılım artarsa, bu AKP kesiminden gelecektir ve mevcut iktidara yarayacaktır, denmekte. Önceki seçim analizleri bunu teyit ediyor. Bu çerçevede Sencar'ın DW'e aktardığı şu tespiti de ekleyelim:

“Türkiye’de seçim sonucunu etkileyecek oy potansiyeli AKP havuzundadır. Muhalefet partileri arasındaki oy kaymaları dengeyi değiştirmez. Şu anda hala iktidar ile muhalefet arsında yüzde 50-yüzde 50 dengesi korunuyor.”

İyi Parti faktörü: Meral Akşener'in oyları düşüşe geçmiş durumda. Ne ölçüde ve hangi hızla, bu belirsiz, ancak sahadaki gerçeklik bu.

CHP faktörü: Üretilen coşku ve mitimg manzaraları bir yana, yapılan son nesnel araştırmalar, Muharrem İnce'nin şu ana kadar özellikle Batı'da İyi Parti'ye kaçmış olan oyları sadece 'geri topladığını', ötesine (henüz?) geçmediğini gösteriyor.

HDP faktörü: An itibarıyla parti barajın az üstünde görünüyor, ama buna istikrarlı bir eğilim olarak bakılmıyor. Bu oy seviyesi, dış etmenlere aşırı bağlı ve son derece kırılgan. Farklı kaynaklardan bana gelen bu tespitin bir benzerini bugün SONAR'dan Hakan Bayrakçı'nın DW'e aktardığı görüşte de buldum:

“Şu anda HDP, Meclis’e girecek gibi gözüküyor. Ama bıçak sırtı durum devam ediyor. Artı eksi 0,5’lik bir bantta gidip geliyor.”

Lider ve ittifak faktörü: Bir araştırmacı, eldeki data'ya bakarak, muhalefet liderlerinin kopukluğunun oylara negatif etki ettiğine dikkat çekiyor, ve 'en azından üçlü bir fotoğrafın seçmende algıyı artıya çevirebileceğinin' altını çiziyor.