Nurcan Baysal
May 22 2018

'Makbul Kürtler' yine devrede

Geçen hafta görüştüğüm bir yabancı misyondaki elçiler, Diyarbakır’da görüştükleri bir akademisyenin Dolmabahçe mutabakatını Erdoğan’ın değil, Demirtaş’ın rafa kaldırdığını kendilerine söylediğini ilettiler.

Oldukça şaşkındılar. Her şey bu kadar göz önünde gerçekleşmişken bir akademisyenin böylesi bir şeye nasıl inandığını hayretle bana soruyorlardı. Gülümsedim onlara ve dedim ki “Öyle bir girdabın içine girdi ki bu insanlar,  devletin zulmüne gözlerini öyle kapadılar ki, artık yalan üretip ona inanır oldular. Yoksa ruhen devam edebilmeleri mümkün değil”.

Bu akademisyen tek örnek değil elbet. Diyarbakır’da gördüğüm iş dünyasından akademisyenine AKP yanlısı birçok kişi aynı şeyleri dillerine dolamış durumdalar. Kürt toplumuna ve dışarıdan Bölgeyi ziyarete gelenlere, uluslararası kuruluşlara sürekli aynı şeyleri işlemekle meşguller:

“Her şeyin nedeni bu hendekler”.“Savaşı PKK başlattı”. “Belediyeler hendeklere hizmet etti”. “Dolmabahçe’yi Demirtaş rafa kaldırdı”. “Demirtaş’ı PKK hapse attırdı”. “Devlet Sur’u baştan inşa ediyor, o pislik kalktı, harika bir Sur geliyor”. “Kayyumdan önce doğru düzgün hizmet mi vardı?” “Terör bitti, Sur ayağa kalkıyor”…

Evet, doğru hendekler vardı. Ancak hendek meselesi ile çok farklı baş etme biçimleri bulunabilirdi. Sur'u yıkmanın gerekçesi yapıldı. Sur, Cizre, Şırnak, Yüksekova, Nusaybin, Silvan yıkıldı. Hendekler bahane edilerek, evlerimize girildi, insanlar öldürüldü, cenazeler çıplak teşhir edildi, insanlar "heval su" sesleri arasında yakıldı.

Askeri operasyonlar bittikten sonra tüm bu kentlerdeki yıkım toparlanabilecek düzeydeyken, örneğin Sur’un sadece birkaç sokağında çatışmalardan kaynaklı yıkım varken, devlet operasyonlardan sonra Sur’un yarısını yıktı, dümdüz etti. 7000 yıllık Suriçi’nin bugün yarısı yok. Şırnak’ın %70’i yok, Nusaybin’in yarısı yok. Yüz binlerce insan evsiz, oraya buraya sığınmış durumdalar.

Elbette ki bu süreçte Kürt hareketi de hatalar yaptı. Sürecin bu noktaya gelmemesi için daha güçlü mücadele edebilirdi, gerçekleri yansıtmakta daha etkin davranabilirdi. Cizre ve Sur’dan sonra, devletin ölçüsüzlüğünü ve yüzünü gördükten sonra hiç değilse Yüksekova, Şırnak ve Nusaybin’de farklı politikalar devreye sokabilirdi. Bütün bu yıkımı durdurabilir miydi bilmiyorum. Ama olmadı, olamadı.

Peki, vatandaşlık bağı ile bağlı olduğumuz bu devletin, ya da artık devletleşmiş olan AKP’nin diyelim, hendeklerle “mücadele” şekli bu mu olmalıydı!

Aylarca, yıllarca devam eden sokağa çıkma yasakları, içinde yüz binlerce insanın yaşadığı şehirleri tankla topla vurmak, insanları aç susuz bırakmak, cenazeleri aylarca yerde bırakmak, kurda kuşa yem etmek, cenazeleri teşhir etmek ve daha sayamayacağım birçok insanlık suçu…

Böylesi bir sorunla baş etmek için devletin önündeki tek seçenek ölüm, savaş ve yıkım mıydı? Değildi elbet. Devlet diğer tüm seçenekleri elinin tersiyle itti.

Ölümü seçti, savaşı seçti, yıkımı seçti.

Başka bir makbul Kürt, Metiner ise geçenlerde “İktidarda olduğumuz sürece hiçbir Kürt kardeşimize bir yanlışın yapılmasına asla izin vermeyiz,” demiş. Cizre Çocuk Mezarlığında hala isimsiz mezarlar yatarken bunu söylüyor. Feci şekilde yakıldıkları için morglarda teşhis edilemeyen onlarca cenaze varken bunu söylüyor.

Üzerinden 2,5 yıl geçmesine rağmen hala analar evlatlarından bir parça ararken bunu söylüyor. Memleketimde 2,5 yıldır sokağa çıkma yasağı devam ederken bunu söylüyor.

Utanmıyor elbette, çünkü söylediğine inanmak ve yanındakileri inandırmak dışında başka seçeneği yok. Yoksa o da biliyor, yapılan tüm bu suçların ortağı olduğunu ve bir gün yargılanacağını. Zalime benzemek onlar için artık tek kaçış yolu.

Ama kaçış yok “makbul Kürt”! Ne bunları yapanların, ne de senin gibi gerçeği çarpıtan ve halkına yapılan zulmün üstünü örtenleri affedecek değiliz. Hesabımız sadece bu zulmü yapanlarla değil, bu korkunç süreçte gerçeği çarpıtanla da.

Bugün için “beyaz adam” senin cebini dolduruyor ya da el üstünde tutuyor olabilir, ama bilesin halkının gözünde cebindeki en küçük kuruş kadar değerin yok.

Biliyorum korkuyorsun makbul Kürt! Gerçek, senin gözlerine bağ, ayaklarına köstek, ağzında tıkaç... Ama az kaldı, gerçek faş edecek, hakikat yerini bulacak.

Ben yazıyı bitirdikten sonra, gözlerinin içi gülümseyen genç bir kızın resmiyle birlikte şöyle bir haber geçiyordu Mezopotamya Ajansı’nda:

“Cizre’de sokağa çıkma yasağı döneminde mahsur kaldıkları bodrumlarda hayatını kaybedenler arasında olan 16 yaşındaki Mardin Çelebi’nin kimliği 2 yılı aşkın süre sonra belirlendi…”