May 11 2018

'Oyları kimin sayacağını hiç düşündünüz mü?'

Yaklaşan seçimlerin ne kadar adil ve eşit bir ortamda yürütüldüğü tartışmalarının yanısıra, sonuçların kayıtlara doğru bir şekilde geçirilip geçirilmeyeceği endişesi de zihinleri kurcalıyor.

Gatestone Institute'de bu konuda bir yazı kaleme alan gazeteci Burak Bekdil, oyların sayım sürecinde yaşanabileceklere dair geçmiş örnekleri de hatırlatarak, olası tehlikelere dikkat çekiyor.

Yazının satırbaşları şöyle:

Türkler, 16 Nisan 2017 tarihinde, yüzde 51.4 oyla, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı devletin ve iktidar partisinin başına getiren anayasal değişikliği onayladıklarında, demokrasiden vazgeçtiler – hem de tek bir kalemde.

Referandumdan önce, Erdoğan’ın güçlü devlet düzeneği sistematik olarak “Hayır” kampanyasını ve destekleyenleri sustururken, “Evet” kampanyası, kamu kaynaklarını da kullanarak hükümetin tüm olası desteğinden faydalandı. Türkler seçim sandığına, Temmuz 2016’daki başarısız ihtilal girişimin ardından ilan edilmiş olan OHAL durumu altında gittiler. “Hayır” lehine çalışan Kürt yanlısı partinin eş başkanları, terör gruplarıyla bağlantıları olduğu iddiasıyla 2016 Kasım’ından beri tutuklu. Referanduma giden 15 ay boyunca polis, “Hayır” kampanyasını destekleyen 264 barışçıl gösteriyi durdurmak için şiddet kullandı.

Cadı avında, aralarında 150 gazetecinin olduğu 47.155 kişi tutuklandı; 113.260 kişi göz altına alındı; ve hükümet hizmetindeki 135.000 kişi tasfiye edildi. Tutuklanan resmi görevlilerin arasında 10.732 polis memuru, 168 ordu generali, 7.463 ordu memuru, 2.575 hakim ve savcı ve 208 adet kamu yöneticisi var.

AGİT'ten (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) gözlemciler, tüm ülkede “Hayır” kampanyasına karşı gözdağı verildiğini doğruladılar.   

Referandum gününde, adil olmayan bir seçim yarışı yapıldığının daha kötü belirtileri de vardı. Oyların sayılmasına sadece bir saat kala Yüksek Seçim Kurulu, açık bir şekilde seçim yasalarını ihlal eden bir uygulamayı, yani resmi damgası olmayan seçim kağıtlarının da geçerli olduğunu ilan etti, Muhalefet grubu, bazı şehirlerde “Hayır” yanlısı gruplardan gelen seçim gözlemcilerinin oy merkezlerinden uzaklaştırıldığını ileri sürdü.

Bir yıldan biraz daha fazla bir süre sonra Türkler, Erdoğan’a eşi benzeri olmayan yetkiler vermek için oy verdiler, şimdi, 24 Haziran’da Erdoğan ve eski düşman-yeni dostu MHP tarafından düzenlenen erken seçimlerde, yine oy verecekler. Hem cumhurbaşkanlığı hem de parlamenter seçimler için oy verilecek. Cumhurbaşkanlığı adaylarından biri % 50’den fazla oy alamazsa, 8 Temmuz’da sadece çoğunluğu dikkate alacak ikinci bir tur yapılacak.

Şüphesiz bu, Erdoğan için varoluşsal bir seçim savaşı. Gücünü pekiştirmek ve zafer şansını en üst seviyeye taşımak için elinden geleni ardına koymuyor.

Ocak’ta kuzeydoğu Suriye’yi işgal etmek üzere askeri bir harekat başlattı ve Kürt bölgesi Afrin’i ele geçirdi (hâlâ Türk ordusunun kontrolü altında), bu esas olarak milliyetçi/militarist Türk sempatisini kazanmaya yönelik bir operasyondu. Türklerin yüzde 90’ı Zeytindalı Operasyonu’nu desteklediklerini söyledi, ki bu durum Erdoğan’ın Haziran seçiminde kazanacağı sandık sayısının artma olasılığını işaret ediyor.

Nisan ayında Erdoğan hükümeti, 134 bin yeni istihdam sağlayacak yatırım projeleri için 135 milyar lira (yaklaşık 32 milyar dolar) teşvik verileceğini açıkladı. Ayrıca Nisan’da Başbakan Binali Yıldırım, 24 milyar liralık (yaklaşık 5.7 milyar dolar) vergi indirimi ve sosyal aktarım açıkladı.

Hükümetin düzenlediği anlaşılan bir organizasyonla, Türkiye’nin en büyük medya grubu Doğan Medya, ülkedeki özgür gazeteciliğin son kalesi, 890 milyon dolarlık bir anlaşmayla Erdoğan’ın yakın arkadaşına satıldı. (2014’te sızdırılan bir telefon konuşmasında, Doğan Medya’nın yeni sahibi Erdoğan Demirören’in, daha önce yine Doğan’dan satın aldığı Milliyet’te çıkan bir makale yüzünden Erdoğan’dan özür dilediği duyuluyor. Demirören ağlayarak, o günün başbakanı olan Erdoğan’a, “Seni kızdırdım mı patron?” diye soruyor, ve bahsedilen makalenin kaynağını bulacağına söz veriyor.) Doğan Medya’nın, Demirören’e geçmesiyle, Erdoğan yanlısı medyanın, Türkiye’deki tüm medyanın yüzde 90’ını oluşturduğu tahmin ediliyor.

Tüm o yapılan seçim propogandaları Erdoğan’a çift seçim zaferini yaşatmayabilir. Dört muhalefet partisi, yarışmanın ikinci turunda Erdoğan’a karşı tek aday arkasında birleşmeye söz verdi. Ayrıca parlamenter seçimlerde de, Erdoğan’ın MHP’yle kurduğu muhafazakar/milliyetçi gruba karşı ittifak kuracaklar.

Ama bir de ayın karanlık yüzü var. Mart’ta, Erdoğan’ın AK Parti’sinin ve müttefiki MHP’nin kontrolü altında olan Türkiye parlamentosu, seçim yasalarıyla ilgili, Erdoğan’ın gücünü artırmaya yönelik tasarlanmış geniş kapsamlı değişimleri onayladı.

Revizyon, siyasal partilerin diğer partilerle ittifak kurmasına izin veriyor, ki bu da küçük partilerin de yüzde 10’luk ulusal sınırı aşıp parlamentoda temsil edilebilmesi demek oluyor. Erdoğan’ın müttefiki MHP, böyle küçük bir parti. Muhalefetin dört partili bir ittifakla karşı hareketi, teoride, hükümet/muhalefet dağılımını dengeleyebilir.

Muhalefet ayrıca, 2017 referandumdaki iddiaların hatırasıyla, seçim yolsuzluğu konusunda da uyarıyor. Yeni seçim kanunları altında yetkililer, oy merkezini yönetmesi için hükümet görevlilerini atayabilir, güvenlik sebebiyle seçim merkezinin yerini değiştirebilir, polislerin oylamayı gözetlemesine izin verebilir, ve damgasız oy pusulalarının da sayılmasını onaylayabilir. Bir muhalefet hukuçusu olan Uğur Bayraktutan, bir parlamento komitesine oy merkezlerinde silahlı güçlerin bulunmasıyla ilgili, “Silahların gölgesinde bir seçim yapılması riski oy verenleri baskı altına sokabilir,” dedi. 

Londra’daki Teneo Intelligence kurucusu Wolfango Piccoli, Bloomberg’e, “Cumhurbaşkanı oylardaki ufak bir oynamanın, kaybedemeyeceği bri yarışmada yenilgi anlamına geldiğini biliyor. Sandık gününde olumlu sonuç olasılığını artırmak için daha fazla inisiyatif kullanması büyük ihtimal,” dedi.

2017 referandumunun hemen arkasından, Avrupa Konseyi’nin Avusturyalı bir üyesi, 2.5 milyon Türk oyunun değiştirilmiş olabileceğini söylemişti. O zamandan beri Erdoğan, gücünü yasalarla (yeni seçim yasalarına bakın) ve polisle (polis şiddetine bakın) daha da sağlamlaştırarak, 24 Haziran’da seçim yolsuzluğu riskini artırdı. 

Bir kez daha Türkiye’de, kimin kime oy verdiği, oyları kimin saydığından daha önemsiz.

https://www.gatestoneinstitute.org/12273/turkey-elections-referendum