Ertuğrul Günay
May 09 2018

Seçim ortada

İşlerin iyi gittiği, her şeyin olağan, halkın mutlu olduğu bir ortamda hiçbir iktidar, durduk yerde erken seçim kararı almaz. Almışsa, bu karar, gelecekle ilgili bir kaygının işaretidir. Ancak yorgun, yıpranmış iktidarların süresini uzatan da kendileri değil, muhalefetin daha iyi bir gelecek vaadine toplumu inandırıp inandıramamış olmasıdır.

***

Türkiye, çok partili sisteme geçtiğimiz 1946'dan bu yana, 70 yılı aşkın süredir seçim yapıyor. Önümüzdeki Haziran'da (24 haziran 2018'de), bu sistem içinde 21.kez milletvekili seçimi için sandık başına gideceğiz.

70 Yıllık çok partili (çoğulcu değil!) demokrasi deneyiminde 20 kez sandık başına gitmek, -darbe ve müdahale süreçlerine karşın- halka başvurmanın kesintisiz hale gelmiş olması açısından, bir sağlık işareti sayılabilir.

Ancak, son birkaç yıl içinde bu sağlıklı yöntem sanki hoyrat kullanılmış, millet neredeyse 'söylev-vaad-sandık-seçim' vurgunu yemiş gibi görünüyor.

Son dört yılda bu 6. seçim:
2014 Mart Yerel / 2014 Ağustos Cumhurbaşkanı Seçimi,
2015 Haziran / 2015 Kasım Genel Seçimi,
2017 Nisan Anayasa Değişiklikleri Referandumu
ve şimdi yeniden 2018 Haziran Genel Seçimi..
Sanki Türkiye, bitmeyen bir seçim kampanyasında, bir meydandan ötekine sürükleniyor gibi..

Oysa bizde seçimler genel olarak hep 4 yıl aralığında yapıldı.

Böyle 4 yılda 6 seçim hemen hiç yaşanmadı.

Üç yıl civarında yapılan sadece iki seçim (1957 ve 2002) var.

İkisinde de erken seçim kararı verenler için iyi sonuçlar çıkmadı.

Çıkmaması da doğaldır; çünkü işlerin iyi gittiği, her şeyin olağan, başarılı, halkın mutlu olduğu ortamda, durduk yerde hiçbir iktidar, erken seçim kararı alarak süresini kısaltmaya kalkmaz.

Erken seçim kararı almışsa, bu karar, ya anlık bir başarının oya çevrilme niyetinin ya da gelecekle ilgili bir kaygının işaretidir.

Ortada oya çevrilecek bir başarı olmadığına göre, erken seçim kararını dayatan nedenin, daha sıkıntılı bir gelecek kaygısı olduğu akla geliyor.

Dış politikada tıkanma ve yalnızlaşma, hukuk devletinden uzaklaşmanın içerde ve dışarda yarattığı sorunlar, ekonominin daralması, hayat pahalılığı, varsıllığın tekelleşmesi, yoksulluğun kitleselleşmesi, artan gelir dağılımı adaletsizliği daha fazla beklemeden erken seçim kararı alınmasını zorlamış görünüyor.

Bir de buna, Türkiye'nin 70 yıldır, darbe ve müdahalelere rağmen ayakta tutmaya çalıştığı, kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasinin tümüyle ortadan kalkması anlamına gelen 'yeni rejim' dayatmasının yarattığı sorun ve sıkıntıları eklemek gerekiyor.

Türkiye bu ortamda seçime gidiyor.

15 Yılını doldurmuş bir iktidar ve üç yıldan bu yana, Türkiye'nin ihtiyacı olan  'birleştiriciliğin' tam karşısında, 'partici' bir Cumhurbaşkanı anlayış ve uygulamasının yarattığı gerginlik ortamında..

Üstelik, bunlardan birinin değil, ikisinin de seçimi yapılacak.

Çok partili sistemlerde, önünde sonunda iktidarların el değiştirmesi kaçınılmazdır. İktidar, yıpratıcı bir siyasal konumdur ve uzun süreli iktidarların yıpranması da -dünyanın her yerinde- kaçınılmaz bir siyasal gerçekliktir.

Bütün yorgunluk, yıpranma ve aşınmalara karşın, iktidarların süresini uzatan, kalıcılığını sağlayan -kendilerinden daha çok- karşılarındaki muhalefetin tutukluğu, öngörüsüzlüğü ve ufuksuzluğudur. İktidarın yıpranmışlığına karşın, muhalefetin daha iyi ve inandırıcı bir gelecek vaadinin, 'yönetebilirlik' iddia, görünüm ve içtenliğinin yeterli olmadığı ortamlarda iktidar değişmez, hiçbir şey değişmez.

Türkiye bu gerçeğin çarpıcı sonuçlarını birkaç kez yaşadı; 2014'den bu yana da sürekli yaşıyor. 2014, 2015, 2017 böyle geçip gitti.

Şimdi yeni ve ülke için yaşamsal önemde bir seçime gidiyoruz.

Partici Cumhurbaşkanının karşısına, bütün müktesebatı ile, hukuk devleti ve çoğulcu demokrasi konusunda güven veren, bilgili, birikimli bir -veya birkaç- adayla çıkmak varken, bütün muhalefetin -kuşkusuz her biri değerli, ancak- 'partici' adaylarla yarışması, sanki yine iktidarın istediği alanda topa girmek gibi görünüyor.

Umarım, hemen her partinin, kuşkusuz kendilerince önemli, ama nihayet en büyük vasıfları particilikleri olan adaylarla yarışa girmesi, en büyük partinin adayına karşı yöneltilebilecek en haklı eleştirinin (particilik eleştirisinin) boşluğa düşmesine yol açmaz.

Bakalım bu kez muhalefet, uzunca bir süredir gidici görünen bu yorgun iktidarı göndermeyi, ülkenin önüne yeni ve daha umutlu bir yol açmayı başarabilecek mi?