eylem yılmaz
Haz 02 2018

Tekirdağ seçmeni: İkinci tura Erdoğan ve Muharrem İnce kalır

Siyasiler kadar seçmenin de ‘kader anı’ gibi gördüğü 24 Haziran genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine 22 gün kaldı.

Bir yandan ekonomik göstergelerde krizi işaret eden veriler, öte yanda dış politikada şaşan rota, işsizlik sarmalında kıvranan gençler ve adaletin tecellisine dair endişeler bu seçimlerde tercihleri ne ölçüde etkileyecek?

Ahval siz okuyucuları için ‘Seçimin Nabzı’ turu çerçevesinde sokağa indi ve seçmenin tercihlerini, bu tercihleri belirleyecek sebepleri sizin için araştırdı.

İlk durak Tekirdağ.

İşte Seçimin Nabzı:

Şehit babaları: Şehit maaşlarında ayrım Allahtan reva mıdır?

Tekirdağ otogarından çarşıya yürüyorum. Sokaklar, cafeler neredeyse boş. Çarşı merkezinde görece kalabalık bir çay bahçesinde karşıma iki şehit babası çıkıyor.

Bitlisli Fikret Güzelsoy 62 yaşında. Oğlunu kaybedeli 20 yıl olmuş. Erken seçim kararının muhalefete karşı alınmış doğru bir karar olduğunu söylüyor ve yıllardır AKP’ye oy verdiğini yine AKP’ye oy vereceğini söylüyor:

“Erken seçim kararı muhalefete karşı doğrudur. Muhalefet istiyordu. Şimdi de hepsi birleşti, Erdoğan’ı tek bıraktı.”

Bu sözü üzerine kendisine seçim kanununda yapılan düzenlemeyi ve Cumhur İttifakı’nı hatırlatıyorum fakat benzer ittifakın muhalefet tarafından kurulmasını yine de doğru bulmuyor:

“Muhalefetin ittifakı doğru değil. Hepsi akis yaptı, karşı geldiler. Muhalefet durmuyor. Türkiye Batı’ya gidiyordu. Türkiye Batı’ya gitmesin. Kendi yerinde kalsın. Meral Akşener’in iddiası da nafiledir. CHP de anarşiyi, HDP’yi destekliyor. Seçim ikinci tura kalır, Muharrem İnce ve Erdoğan yarışır. Ben Erdoğancıyım. Ona vereceğim. Tayyip Erdoğan alır.”

Mehmet Balım,  Fikret Güzelsoy

Mehmet Balım ve Fikret Güzelsoy
 

Oğlunu 26 yıl önce terhisine 16 gün kala kaybeden bir diğer şehit babası 79 yaşındaki Mehmet Balım ise oyunu kime vereceğini söylemiyor ama işsizliği ekliyor:

“Benim torunum Yıldız Teknik Üniversitesi’nde bankacılığı bitirdi ve işsiz. Hep bilgisayar başında iş arıyor. İki kızım var. Ufak kızımın çocuğu Isparta’da dağ komandosuydu. Allaha şükür askerliğini bitirdi, ama iş bulamıyor. Ben Hayraboluluyum.

Buraya gelmezden önce, gözlerimle görmüştüm; köyümüzdeki ağanın, 300 tane koyun vardı. Bir yakınımız üniversiteden bilgisayar mühendisi çıktı. Ama iş bulamadı ve ağanın 300 koyununu otlattı. Bir yıl boyunca o koyunları otlattı sonra da parasını aldı, gitti. Gencecik çocuktu. Bu işsizlik çok kötüdür. Bu kadar diyeyim.”

İki şehit babasına da 15 Temmuz Darbe Girişimi’nde hayatını kaybedenlere verilen şehit aylığı ile kendilerine ödenen aylık arasındaki farklı soruyorum, aldığım yanıt aynı oluyor:

Mehmet Balım:

“15 Temmuz şehitlerinde 370’er bin para verildiğini gazetelerde okuduk. Maaşını da 3600 TL’ye bağladılar. Bana bugün 1200 TL veriliyor. Ayrım yaptı. Allahtan reva mıdır bu?”

Fikret Güzelsoy:

“Bu durum bizi incitti. 15 Temmuz’da ölene daha fazla bize daha az verilmesine karşıyım. Eşit olması lazımdı.”

Yine de bu ayrım oy tercihlerini etkilememiş. Her ikisi de, “CHP, iktidara gelemez, içi anarşi dolu” diyor ve her ikisi de anarşiden HDP’yi kast ettiklerini söylüyor.

Seçim tahminlerini sorduğumda da benzer yanıt alıyorum:

“Seçim ikinci tura kalır ve Erdoğan ile İnce yarışır."

Biraz daha ileride daha kalabalık bir masa görüyorum. Hemen hepsi emekli. Koyu bir seçim sohbeti başlıyor:

Sabri Salcan işçi emeklisi ve 72 yaşında:

“Türkiye, erken seçime bu hükümetten kurtulmak için gidiyor. Krallık gibi yaşatmak istiyor. Kendi diktatörlüğünü kurmak istiyor. Ben bu hükümeti beğenmiyorum. Bu hükümet Atatürk’ün yaptıklarının hepsini yıkmaya çalışıyor. Bir tane şeker fabrikası yapsa ya! Köprü yapıyorum, yol yapıyorum. Neyle yapıyorsun? Türkiye’de satılmadık yer kalmadı kardeşim! Bu seçim kararı doğrudur. Ben hakiki Demokrat Partili ve Ecevitçiydim. Uzun zamandır da sadece CHP’ye oy veriyorum, ama oyumu hep çalıyorlar. Yine CHP’ye ve Muharrem İnce’ye oy vereceğim. Performansı da çok iyi.”

76 yaşındaki Ali Yılmazlar hemen araya giriyor:

“Muharrem İnce, açık ve net konuşuyor. Erdoğan ise, bağırmayla, korkutmayla iş bitiriyor. Çok affedersin, nerede cahil bir kadın, bir erkek var, ekseriyeti Anadolu ve Güneydoğu. Buralarda jandarmalık yaptım. Kadınların yüzde 80’i cahil mi cahil. Trakya insanını hiçbir zaman tutmaz. Tayyip, Trakya insanını hiçbir zaman kandıramaz.”

Trakya’dan her zaman yüksek oy aldığını, ikinci parti çıktığını hatırlatıyorum:

“Hayır, oy almıyor. O aldığı çalmayladır” diyor.

“Her şeyi çalmayla açıklayamazsınız. 16 senedir oy çalarak iktidarda kalınmaz” diyorum, bu kez Sabri Salcan tekrar söz alıyor:

“Ben (Erdoğan) ‘Anayasa tanımam’ dedi. Niçin dedi bunu? Bu doları bugün kim çıkarıyor. Hükümet çıkarmıyor mu? Niye anayasayı tanımıyor? Balıkesir’de bir öğrenci ona, “Sayın cumhurbaşkanım siz anayasayı tanımıyorsunuz, ben de sizin açıklamanızı tanımıyorum” dedi ve çocuğu içeri attılar.”

İyi Parti’yi nasıl bulduklarını soruyorum, Sabri Bey devam ediyor:

“Bahçeli olmasaydı, iş buralara gelmezdi.”

Ali Yılmazlar, devam ediyor:

“Tansu Çiller’in içişleri bakanıydı. Kanunu bilen insan. Çalışmaları çok doğru yürütüyor, çok beğeniyorum. Cumhuriyeti seven biridir.”

Dövizdeki atışı konuşuyoruz. “Faiz lobisi, dış güçlerin oyunu” gibi açıklamaları yeterli buluyorlar mı, neden arttığına ilişkin görüşlerini soruyorum:

Ali Yılmaz başlıyor söze:

“Ben bir kere Erdoğan’ın dediği hiçbir şeyi beğenmiyorum."

Sabri Salcan ekliyor:

“İşsizlikten geçilmiyor, fabrikaları satıyor. Bu kadar gencimiz işsizken Suriyeliler geldi, onları işe aldı. Niye onları bu ülkeye getiriyor. Bir fabrika yapsa, işsizliği önlese olmaz mıydı? Burada binlerce işsizimiz var. Emekliye gelince, yüzde 3 kaynak bulabilirsek zam verecek, bulamazsak yok. Kendi maaşlarına iş gelince anında 3-5 bin lira zam oluyor, anında kaynak bulunuyor.”

Ali Yılmazlar:

“Sonra, Tayyip sarayda, karısı sarayda, kızı sarayda, damadı sarayda vesaire. Ne bu ya! Burası babanın çiftliği mi?”

Sabri Salcan:

“Diğer sorun bu 4 artı 4 eğitim sistemidir. Benim çocuğum zaten liseye kadar aynı okulda, aynı öğretmenle devam ediyordu ve daha güzeldi. Şimdi ne oldu, 4 artı 4 farklı okullara kayıt yaptırma zorunluluğu çıktı. Bu iş böyle olmaz. Böyle öğrenim olmaz.”

ada

Fahrettin Zahum, Ali Yılmazlar, Sabri Salcan ve İbrahim Durmuş... 
 

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki Afrin’e yönelik düzenlediği ‘Zeytin Dalı Operasyonu’na tepkililer. “Bizim çocuğumuz ne arıyor Suriye topraklarında?” diyorlar:

Ali Y*ılmazlar:

“Afrin hiç olmaz. Bir siyasetçi, bir politikacı herkesle kötü olursa bu memleket sonunda ne olur, böyle olur; karışır. Politikacısın, bugüne bugün Cumhurbaşkanısın, on paralık adamlarla kavga ediyorsun. Olmaz böyle. Avrupa’yla konuşmuyor, Amerika’yla öyle. Sen Amerika’yla baş edebilir misin? Ben burada kavga etsem hepsiyle baş edebilir miyim? Edemem. Öldürüverirler beni burada. Olan biten de budur. Vallahi budur.”

Sabri Salcan:

“Afrin’de bizim ne işimiz var? Bizim çocuğumuz ne arıyor Suriye topraklarında. Türkiye’yi mi kurtarıyor. Yanlıştır, yanlış. Sadece birbirine, birilerine çatmak olmaz. Ne seçim, ne siyaset böyle olmaz ki. Siyaset insanı aydınlatmaktır. Yok Kılıçdaroğlu şunu yapmış, yok Erdoğan bunu yapmış demek siyaset değildir.”

HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde olmasını ve seçim çalışmalarını Cumhuriyet tarihinde ilk kez cezaevinden yürüten bir aday olarak bu seçime katıldığını hatırlatarak soruyorum; sizce bu doğru mu?

Yanıtları ortak: HAYIR!

Sabri Salcan:

“Bence Demirtaş’ın PKK’yla hiçbir alakası yoktur. Bir vatandaş olarak bunu söyleyebilirim. PKK’yla bir bağlantısı olsa, onları engellerdi. Benim daha fazlasına aklım ermez. PKK’nın başı bizim hükümetimizdir.”

Ali Yılmazlar:

“Yok yok, onun PKK’yla ilgisi. Demirtaş, serbest bırakılmalıdır tabi. Kötü bir insan değildir ki.”

Oğlu PKK tarafından kaçırılınca Tekirdağ’a zorunlu göç eden 55 yaşındaki Fahrettin Zamur sözü alıyor:

“Demirtaş cezaevinde kalmalıdır. O terörün başıdır. Yılanının başını baştan ezeceksin. Yanlış yerdedir. CHP’de veya İyi Parti’de olsaydı daha iyiydi. PKK’da olmasaydı.”

Kendisine Demirtaş’ın 6-7 milyonluk bir oya sahip, Türkiye’nin üçüncü büyük muhalefet partisinin adayı olduğunu ve Akşener’in İçişleri Bakanlığı döneminde işlenen faili meçhul cinayetleri hatırlatıyorum.

Zamur şöyle yanıtlıyor:

“Biliyorum, oldu. İyi Parti’de değil de benzer bir partide olaydı, CHP’de olaydı. Sadece PKK’da olmasaydı diyorum. Demirtaş’ın çıkmaması lazım diyorum. Bu adam terörist cenazesine gitmedi mi?”

“Kürt sorunu nasıl çözülür bilemem” diyen Zamur, rejim değişikliği tartışmaları üzerine ise şunları söylüyor:

“Mevcut rejimimiz iyidir, değiştirilecek de ne olacak? Neyimize lazım. Değiştirilmemeli. Ama yine Tayyip Erdoğan kazanacaktır. Çünkü onun karşısında lider yok. Muharrem İnce de olsa, yok. Onun gibi işini bilen yok.”

Afrin müdahalesine ise karşı olduğunu söylüyor:

“Bizim başımıza Suriye’deki gibi bir şey gelse hangi ülke bize bakar? Biz niye giriyoruz oraya? Suriyelilerin hepsi gelmiş buraya çalışıyorlar, gitsinler vatanlarını korusunlar.”

Muharrem İnce ve Recep Tayyip Erdoğan yarışacak

Masadaki herkese şu an medyadan doğru haber alıp alamadıklarını, tutuklu gazetecileri sorduğumda ise, hep bir ağızdan, “Suçsuz yere o insanları içeride tutuyorlar, çok yanlış, büyük haksızlık” diyorlar.

Seçim tahminleri benzer: İkinci tura kalacak ve Muharrem İnce ile Recep Tayyip Erdoğan yarışacak.

Fahrettin Zamur, seçim tahminine bir ekleme yapıyor:

“Ama ben sana diyeyim, eğer Tayyip kaybederse çok kişi ölecek. Seçimin iptal edilmesi için bomba attıracak, çok kişi ölecek. Ben diyorum, sen de bak görürsün, Tayyip kaybederse çok kişi ölecek.”

“HDP’yi baraj altında bırakacaklar, çünkü demokrasi yok”

Bir diğer masadan 60 yaşındaki taşeron işçisi, Muş’lu İbrahim Durmuş da, HDP’li olduğunu söyleyerek katılıyor sohbete. Taşeron işçi sorununun çözümü konusunda hiçbir partiyi inandırıcı bulmuyor, “Herkes kendi çıkarına bakıyor. Bütün siyasetçiler öyle. Meclise girdikten sonra vaatler unutuluyor. Hükümetin yaptığı son değişiklik de kendi çıkarı içindi. Yeterli değildir. Seçim için yapıldı” diyor.

Demirtaş tartışması üzerine konuşmak istediğini söylüyor, bölmüyorum:

“Demirtaş, şu anda tutsaktır, mahkûm değil. Bu ülkenin ayıbıdır. Onun da meydanlarda olması lazımdı. Hükümlü değildir. Cezası olsa tamam diyeceğiz ama cezası yoktur. Şu an sadece tutsaktır. Sesimiz bu şekilde kesiliyor, bunu bütün Türkiye biliyor. Sesimiz kesiktir. Bana hissettirdiği budur. Ben HDP’liyim. Vatanıma, bayrağıma canım feda. Burası benim ülkemdir.

Biz, denizin üzerinde bir gemiyiz. Allah korusun, gemi batarsa hepimiz batarız. Allah insanı vatansız koymasın. Ama bizi dışlıyorlar, hor görüyorlar, eziyorlar, ayrımcılık yapıyorlar. Ben, ne kadar Kürtsem o kadar Türküm. AK Parti’ye de CHP’ye de oy verdim.

2002 yılında o zaman ki ekonomik krizden AK Parti’ye oy vermiştim. İstikrar ve huzur olsun istedim. 2011’de hayal kırıklığına uğradık. Sonra BDP’ye oy verdim. HDP’nin oyu şu anda yüzde 16’ya yakındır. Ama bizi baraj altında bırakacaklar. Çünkü demokrasi yok. Ben daha konuşmayayım yoksa patlarım.”

Durmuş’a Kürt sorununun çözümüne ilişkin önerisini soruyorum; “Kürt sorunu ancak mecliste çözülür. Siyasetle ve masaya oturarak çözülür. Başka türlü olmaz. Ayrımcılık olmasın. Kardeşçe bir masa etrafında toplanıp, çözülür. Çözülmeyecek bir şey değildir. Her şey konuşarak anlaşılır. HDP dışında gerçekçi bir yaklaşım olduğunu sanmıyorum. Ana dilde eğitimim ülkemin zenginliğidir. Keşke ben şimdi Fransızca da, Arapça da, İngilizce de bilseydim. Bunlar zenginliktir. Memlekettin zenginliğidir” diyor ve seçim tahmini ekliyor:

“HDP’nin barajı aşacak, ikinci turda Muharrem İnce ile Erdoğan yarışacak.”

Çay bahçesinde oturan kadınlara soruyorum, konuşmak istemiyorlar. Sahile iniyorum, benzer bir durumla karşılaşıyorum. Gençler ve kadınlar konuşmaktan çekiniyorlar.

Esnafın kapısını çalıyorum. Benzer bir durum esnaf için de geçerli. Bir şarküteri sahibini ikna ediyorum. 41 yaşındaki Ertürk Karaosman’un esnaflığı aileden miras. Seçimlere ilişkin tek gündemi ekonomi değil adaletsizlik:

“Seçim kampanyaları adil yapılmıyor. Medyada eşit yer alınmıyor. Mitingler eskisi kadar önemli değil artık, önemli olan orada olmak. Adaletin olup olmadığını görmek için daha fazlasına gerek yok. İnsanların fikirlerini özgürce ifade etmesi gerekir. Bu yok. Demirtaş’ın cezaevinde olması da dediğim gibi adillik sorunudur.

Eğer Demirtaş’ın suçu olsaydı, YSK seçimlere katılmasını zaten kabul etmemeliydi. Sorun yoksa madem, içeride olmasına ne gerek var? Şu an da Türkiye’de yüzsüzlük var. Yalan söylemek gelenek haline gelmiş. Kim doğru söylüyor belli değil. Bir de gerçeğe ulaşmak kolay olmalıdır. Şimdi biri bir şey diyor öbürü başka şey. Gerçeğe ulaşım yok. Dikkat edin, ben dükkanımda televizyon bulundurmuyorum.”

Dövizdeki artışı, işsizliğin işlerine nasıl yansıdığını, oy tercihini etkileyip etkilemediğini soruyorum, “İnsanların nakit sıkıntısı çok büyük” diyerek başlıyor söze:

“En başta sigaradan örnek vereyim. Nakit olan alış veriş karta döndü. Sigara bağımlılığı gibi kart da artık bağımlılık. Nakit olmayınca karta yükleniyorlar. Bu durum bizim işimizi de kötü etkiliyor. Yolda yürürken su aldığınızı ve bunu da kartla aldığınızı düşünün. Şu anki durum bunun gibi.

Biz paramızı bir gün sonra alıyoruz, sorun bankadaki komisyon oluyor. Ama vatandaşın nakit sıkıntısı daha büyük. Üretim olmayan yerde, hazır yemek de bir yere kadar gidiyor. Faiz lobisi veya dış mihraklar açıklamaları da hiç inandırıcı değil.”

Ertürk Karaosman’a rejim değişikliği tartışmalarına ilişkin görüşünü de soruyorum:

“Eğitimde, teknolojide yapılan yatırım önemli. Sorun rejim değil samimiyettir. Parlamenter sistem daha çok paylaşıma açık, yüzde 90 katılımdır. Başkanlık ise yüzde 50. Yüzde 90 gibi bir çoğunluk temsiliyeti daha doğrudur.”

Seçimin ikinci tura kalacağını ve Erdoğan ile Akşener’in yarışacağını söyleyen Karaosman, “Akşener’i sağ seçmen olarak düşünmek gerek” diyor ve ekliyor:

“Tekirdağ, hep sol görünür ama Tansu Çiller döneminde dört tane bakan çıkarttı. Sağ belediye başkanı da oldu. Sağ seçmen olarak Akşener oy alır.”

Partilerden beklentisini ise şöyle sıralıyor:

“Partilerden seçim barajını kaldırmalarını ve ön seçim yapmalarını isterim. Bunlar tüzüklerine girmeli. Siyasi partiler üç, dört kişinin toplanma yeri değildir. Seçim büroları çalışıyor. Esnaf olarak değil insan olarak söylüyorum, insan konuşmak isteyebilir. Adayları da mesela hiç seçmeden kendileri isimleri belirledi. Böyle olmamalı.”

Kadınlar demokrasi istiyor

Ve Tekirdağ sahiline doğru yokuş inerken birbirinden renkli bir dizi takı, eşarp, ev aksesuarları satan her merdivene yan yana dizili tezgâhlar gözüme çarpıyor. Bunları satanlar da bir o kadar renkli.

En genci 41, en yaşlısı 72 yaşında olan kadınlar kendi ürettiklerini satıyorlar bu tezgâhlarda.  Önce konuşmak istemiyorlar, benzer tepkiler nedeniyle kadınların görüşünü hiç alamadığımı anlatıyorum, ikna oluveriyorlar. Tek tek geziyorum tezgâhları, biri hariç üç kadın da sözünü esirgemiyor. Ve şimdi “Kadın dayanışması” konuşuyor…

Söz önce aslında mimar olan en gencinde, 41 yaşındaki Banu Engin Atay’da:

“Erken seçim doğru bir karar oldu. Memleketin gidişatından pek çok insan gibi ben de memnun değildim. İyi oldu. Ekonomik nedenlerin yanı sıra artık hükümetin değişmesi gerektiğini düşünüyorum. 16 yıl çok uzun bir süre, artık değişmeli ve yeni birileri gelmeli.

Ekonomi, eğitim konusu ve dinin çok fazla siyasetin içinde olması hiç hoşuma gitmiyor. Dört yaşında bir oğlum var. Onun iyi bir eğitim almasını istiyorum. Din ile ilgili şeylerin benim tarafımdan ve tabi ki devlet tarafından da verilmesi gerekir, ama şu an okullara bakıyoruz çok küçük yaştaki çocuklara “değerler eğitimi” diye öğretilmemesini düşündüğüm şeyler öğretilmeye çalışıyor. Bunlar çocuklar için erken. Beni bugün en fazla rahatsız eden şey, dinin siyasetin bu kadar içinde olması ve insanların buradan bölünmüş olmasıdır.

Eskiden daha sıcak bakardık dine, farklı düşünen insanlara, ama şu an bölünmüş durumdayız. İnsanlar bugün birbirlerine başı açık-kapalı diye farklı bir gözle bakabiliyor. Farklı dinlere ve kültürlere de farklı gözle bakabiliyor. İnsanları bu şekilde bölmek ve ayrıştırmak konusunda hükümetin çok büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum.”

Bu açıdan partilerin performanslarını nasıl değerlendirdiğini soruyorum:

“Muharrem İnce’ye daha sıcak bakıyorum. Ona oy vermeyi düşünüyorum. O daha iyi geliyor. İyi Parti’nin de adı gibi iyi geleceğini düşünüyorum. İyi şeyler katacağını düşünüyorum. İttifak kurulması, farklı fikirlerin bir araya gelmesi iyi oldu. Buna çok alışkın değiliz. Daha önce herkes kendi bildiği doğrultusunda giderdi, şimdi en azından bir araya gelebildiler. Herkes artık bir şeylerin değişmesi gerektiğinin farkında ve ellerini taşın altına koymaları gerektiğini gördüler, diye düşünüyorum. Umarım biz de benzerini yaparız.”

Partilerin kadın adayları ve kadınlara ilişkin yaklaşımları üzerine ise, Meral Akşener’in adaylığının çok yerinde olduğunu söylüyor Banu ve ekliyor:

“Tabi kadınlar açısından zor zamanlardan geçiyoruz. Kadınların seslerini daha çok duyurması lazım. Haklarına daha çok sahip çıkmalı, daha çok ön planda olmaları lazım. Hayatın içinde olmaları lazım. Evde değil de, üreten, yeri geldiğinde sözünü söyleyen olmaları lazım. Kadın adayların partilerde daha fazla yer almaları ve Meral Akşener’İn aday olması bu anlamda çok iyi oldu. Bunların daha da fazla olmasını istiyoruz.”

Rejim değişikliği ve ekonomi ile ilgili “dış güçler, faiz lobileri” tartışmalarını sorunca yüzündeki gülümsemeyle: “Dış güçler, faiz lobileri gibi açıklamalar doyurucu değil. Daha çok bahaneler bunlar diyelim” diyor.

Parlamenter sisteme geri dönülmesi gerektiğini savunan Banu, Demirtaş’ın cezaevinde olmasına ise, “Herkes dışarıda mitingini yaparken Demirtaş’ın seçim çalışmalarını içeride yürütüyor olması hiç adil değil. Bunu ne kadar yürütebilir. Bunun daha adil olması için bir formül bulunabilirdi. Bu şekilde seçim çalışmalarını ne kadar yürütebilir ki?” diyerek seçim tahminini ekliyor:

“Muharrem İnce ile Recep Tayyip Erdoğan ikinci turda kalır.”

İki bir sıra sonrasın cam aksesuarlar satan 42 yaşındaki koyu Türk milliyetçisi, Turancı Nur Mercan’la konuşuyoruz:

“Erken seçim kararı doğru bir karar oldu. Biraz daha gecikseydi ortalık karışacaktı. Dolar yükselmiş durumda ve dış piyasada karışık. Çok ince verilmiş, doğru bir karar. Benim tercihimi Türkiye’nin bütünlüğü belirleyecek. Sistem öyle bir kurulmuş ki, neyi tercih ederseniz edin bütünlükte kayboluyorsunuz. Ben milliyetçi biriyim. Dış piyasadaki Türkiye’nin durumunu düşündüğümde sistemde kaybolmak zoruma gitmiyor.

Çünkü ben azınlıkta kalıyorum ama dışarıya bütün gözükmek benim için daha önemli. MHP ve AK Parti ittifakına eyvallah ama ben daha keskin düşünüyorum. Ben Türk milliyetçiliğini, Turancılığı savunuyorum. Ama MHP’de de, İyi Parti’de de kendime yer göremiyorum. Çünkü benim için Atilla neyse Atatürk de o. Her ikisine de laf söyletmem. İkisi de benim atam. Ben Türküm arkadaş, ötesi berisi yok. Mesela MHP’nin başındaki adama bakıyorum, kökü Türk değil. Ben Türk istiyorum. Beni benden olan yönetsin istiyorum. İyi Parti’nin de tüzüğüne eyvallah ama başında Meral Akşener’in olmaması lazım. Dünya savaşa gidiyor.

Bir kadının yönetimini kabul etmiyorum. Kadınlar doğası gereği duygusaldır. Ne kadar gaddar olursa olsun duygusaldır, böyle bir süreci yönetemez. Bir kadın olarak, ticaret yapan, piyasada yer edinmeye çalışan bir kadın olarak söylüyorum, duygusallık nedeniyle hatalar yapar bir kadın. Bahçeli’nin milliyetçiliğini göremiyorum. Türkmenler konusunda sustu. Tabandan tepki alınca konuştu. Hemen yapması lazımdı.

Erdoğan’ın zaten Türklükle alakası yok. İslamiyet üstünden siyaset yapıyor. Bu kadar yüksek oy alması da dindarların oylarındandır. Bir de İstanbul’u adam eden Erdoğan’dır. O sıra ben İstanbul’da yaşıyordum. Ve tüm icraatlarına şahidim, takdir ediyorum. O gelinceye kadar insanlar tanker bekliyordu su için. Eğriye eğri doğruya doğru. Geçmişte oy verdim. Bugün de baktığım da yine oyu hak edenin o olduğunu düşünüyorum. Belli bir partim yok, hiç olmadı ama onun hak ettiğini düşünüyorum. Oy vermeyeceğim ama o yine kazanacak. Allahın takdiri diye bir şey var.

Seçim büyük ihtimalle ikinci tura kalacak. İnce ile Erdoğan yarışacak.”

Birbirinden renkli, ince oyalarla süslenmiş tülbentlerin, şalların, dantellerin olduğu son tezgâhta 72 yaşındaki 45 yıllık esnaf İmren Korkmaz ile konuşuyoruz:

“Ben Muharrem İnce’den başkasına oy vermem. Demokrasi diyorlar, ama Türkiye’de demokrasi adına hiçbir şey yok. Demokrasi olsa bu kadar üniversiteli öğrenci hapiste olmaz. Erdoğan’a yan baktın içeri sok, asker şöyle içeri sok, elin günahsız çocukları, benim komşumun damadı astsubay çocuk, suçsuz yere içeride. Adalet diye bir şey yok. Adaleti getirsin, Erdoğan’a oy vereyim. Fakat şu anda oyum İnce’nin. 45 yıllık esnafım. Eşimle kırtasiyecilik yapardık. Evvelden esnaf olarak karnımız doyuyordu, şimdi neyimiz var? Ne kazandığımızı yiyebiliyoruz, ne malımızı doğru dürüst satabiliyoruz.

Açız! Bir pazara gittim dün, hiçbir şey almadım, biber, patlıcan, domates, 25 TL verdim. Emeklisin, 900 TL aylık alıyorsun. Şimdi ayın 7’sinde aylık verecekler diye seviniyoruz. İlk önce demokrasi lazım yavrum. Biz yaşımızı almışız artık, sizin için diyoruz. Gençler için demokrasi Türkiye’de şart. İnsanları suçsuz yere hapse atmak olmaz, onların aileleri, geçimleri var.

Yazık! Hapishane yapacaklarına fabrika yapsınlar. Ben genç kızken oylar hep Demirel’e verilirdi. Evleneceğim zaman, “Katiyen CHP’li koca istemem” derdim. Evlendikten sonra, eşimin ilk seçimde CHP’li olduğunu öğrendim de şaşırdım. (gülüyor) Ecevit vardı o zaman, severek oy verirdim. Şimdi de Muharrem İnce’ye bayılıyorum. Halk insanı. Demirtaş’ın da cezaevinde olmasına karşıyım. Onun da kendisini anlatması lazım. İsterse seçilmesin ama kendisini anlatası lazım. Kanunumuz var, suçluysa cezası verilir. Böyle olmaz.”

Ferdi Güzeloğlu

Ferdi Güzeloğlu

Uzun arayışların sonucunda sahil şeridinde ilk kez oy kullanacak olan 18 yaşındaki Ferdi Güzeloğlu’nu buluyorum. Öncelikli talebi sanata ağırlık verilmesi:

“İlk kez oy kullanacağım ama normal geliyor, heyecan hissetmiyorum. Şu an tüm partiler birbirleriyle kavga ediyor görünüyor, rekabet içindeler belki doğaldır. Bu nedenle şu an hala izliyorum. Hangisi daha iyi vaatlerde bulunursa ona oy vereceğim. Türkiye’yi daha iyi bir duruma getirecek bir lidere oy veririm. Bazı yerlerde gençlerin durumu iyi, bazı yerlerde kötü. Tekirdağ’da da bazıları dileniyor, bazıları çalışıyor.

Ben çalışmak istediğim, için keyfi çalışıyorum. Okul tiyatrosunda oynuyorum. 15 Temmuz’u canlandırıyoruz. Okul tiyatrosunda oynarken belediyenin gençlik merkezi yardım etti ve şimdi turneye çıkacağız. Normalde tiyatroya ilgim yoktu, ama şimdi çok seviyorum. Sanatın geliştirilmesi lazım. Türkiye’de tiyatro konusunda bir gerileme var. Liderler sanatın tüm dallarına ağırlık verse güzel olur. Seçim bence ikinci tura kalmaz. İlk turda olan olur. Erdoğan ya da Akşener alır. Ben bu iki isim arasında kaldım.”

Sahilde yürümeye devam. Bu kez 23 yaşındaki Orçun Meriç ile 22 yaşındaki Çiğdem Berber’in masalarına oturuyorum.

Çiğdem Berber - Orçun Meriç

Çiğdem, “ısrarla siyasetten anlamam” üzerine cümlelerini kurarken Orçun daha baskın çıkıyor. İkisi de oylarını Erdoğan ve AKP’den yana kullanıyor, ikisi de Avrupa Birliği’ne üyelik istiyor. Fakat AB üyeliği konusunda umutları yok:

Orçun:

“İlk oyu cumhurbaşkanlığı seçimde kullandım. Erdoğan’a verdim. Siyasette aslında ilgim var, kamu yönetiminden de mezun oluyorum, ama yine de anlamıyorum. Erdoğan, dışında yönetecek birini o zaman da göremedim, bugün de yok. Onun profilinde bir lider yok. Belki diğer adaylar çıksa daha iyi olur ama yönetemezler gibi geliyor.

AK Partili değilim ama lider profili olarak Erdoğan güçlü. Ülkede şu an kötü gidiş var, görüyoruz. Ekonomi iyi değil. Ama diğerlerinin de bunu düzelteceğini düşünmüyorum. Herkes vaatte bulunuyor ama kim gelirse cebini dolduruyor. İyi Parti oy alabilir ama Erdoğan’ı geçemez. Çocukluk yıllarımıza göre ülkenin konumu daha iyi ama yeterli değil. Mesela köprü yapacağına üretime yatırım yapabilirdi. Ama daha önce bu kadarını yapacak adam yoktu ülkede.”

Çiğdem:

“Ben siyasetten anlamam. İlk oyumu 2016’da kullandım. Cumhurbaşkanlığıydı diye hatırlıyorum. AK Parti’ye oy vermiştim. Güçlü lider profili nedeniyle yine Erdoğan’a oy vereceğim. Erdoğan dışındaki adaylar ülkeyi yönetmede çok inandırıcı durmuyorlar.”

Orçun:

“Erdoğan, halkın zayıf taraflarını iyi biliyor. Türkiye’nin AB üyeliği konusunda ikisi de hemfikir. Benim alım gücümü yükseltsin, Avrupa ülkeleri seviyesinde yaşayalım. Türkiye AB üyesi olmalı ama olmaz.”

Çiğdem:

“Evet, AB üyesi olmalıyız. Daha refah bir yaşam için AB üyesi olmalıyız.”

Eve gidecek yol parası olmayan Sebahat Teyze:Kim yardım yaparsa ona basacağız

Tekirdağ’dan ayrılmak üzere otogara doğru yürürken bir otobüs durağında oturan, plastik siyah ayakkabıları, rengarenk şalvarı, yine bir o kadar renkli başörtüsüyle elini anlına koymuş oturan 55 yaşındaki Sebahat Çalışkan’ı gördüm.

Ayağının gibinde tuttuğu, içinde aldığı erzak yardımının olduğu yarı yırtık poşetleriyle oturan Sebahat Teyze’nin yanına oturdum hemen. Eve nasıl gideceğini düşünüyormuş meğer. Yol parası yokmuş. Bunu demeye de utanıyormuş. Eşi, hapiste bir oğlu da askerde olan Sebahat Teyze’yle kısacık konuşuyoruz:

“Kocam Muratlı’da cezaevindedir. Burada oturdum kaldım, eve gideyim, yol param yok. Kocam içerde, bir çocuğum var o da askerdir. Sahilde içki içerken kavga çıkmış, bir kişi yaralanmış, suç kocama kalmış. Dava sürüyor, bakalım. Bugüne kadar bir iki kere Erdoğan’dan yardım gördük, sağ olsun. Ama artık yardım yapmıyor. Kimisine yapıyor kimisine yapmıyor. Eskiden kuşa, Ecevit’e basıyorduk şimdi de Muharrem İnce’ye basarız. Kim yardım yaparsa ona basacağız artık.”

Tekirdağ'da 2015 seçimleri ve sonrasında nasıl bir tablo ortaya çıkmıştı?

Tekirdağ 7 Haziran 2015 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’ne yüzde 44,49, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’ne yüzde  %31,17, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’ne, %15,16, Halkların Demokratik Partisi (HDP)’ne %5,54 Saadet Partisi (SP)’ne %1,4 oranlarında oy verdi.

Bu tercihleri 1 Kasım’da CHP ve AKP lehine artış göstererek yüzde 45,7 ve yüzde 37,1 olarak belirlenirken MHP yüzde 5 oy kaybederek yüzde 10,3 HDP yüzde 4,4 SP ise yüzde 0,5 oy aldı. Bu seçimleri tarihi kılan 16 Nisan referandumunda ise Tekirdağ tercihini yüzde 61,09 ile hayırdan yana kullandı. Evet oyu oranı ise yüzde 38,91’de kaldı.