Ahval
May 01 2018

Türk demokrasisi Nasreddin Hoca’nın kazanı kadar ölü

24 Haziran'da yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri, bazı çevrelerce Türk demokrasisini kurtarmak için son şans olarak kabul ediliyor.

Neredeyse herkes, hiçbir zaman yüksek standartlarda olmayan Türk demokrasisinin kalitesinin son yıllarda önemli ölçüde azaldığını ve saldırı altında olduğunu kabul ediyor.

Bununla birlikte, ciddi bir endişeyi hak eden şey bu saldırının Türk demokrasisine ne ölçüde zarar verdiği değil, asıl mesele kurbanın hâlâ hayata tutunup tutunmadığı veya bir saldırı olarak başlayan şeyin artık bir cesedin parçalanmasından daha fazlası olup olmadığıdır.

Mecliste muhalif partilerin devam eden temsili ile birlikte, Erdoğan ve AKP'nin seçmenlerin büyük bir kısmının desteğine sahip olması gerçeği, demokrasinin izlerinin hala sürdüğüne işaret ediyor.

Bununla birlikte aslında gerçek durumun bu olmadığı hakkında bazı önemli nedenlerimiz var.

Öncelikle, Erdoğan ve rejiminin sahip olduğu desteğin seviyesi, şüphesiz rejimin medyanın neredeyse tamamına az ya da çok hakim olduğunu gösteriyor.

Seçimlerin yapıldığı ortam Türkiye'deki kadar adaletsiz ve eşitsiz olduğunda, doğru sayılsa bile oy sandığı sayım cetvellerinin sağladığı meşruiyete ciddi şekilde zarar vermekte.

Benzer şekilde, Erdoğan ve onun AKP Partisi’nin, katıldıkları seçimlerden sadece 2017’deki anayasanın değiştirilmesi referandumunda oyların yüzde 50’sinden fazlasını alması, demokrasinin işlemesi olarak yorumlayanlar çıkabilir.

Bununla birlikte alınan oy oranları, otoriter rejimler tarafından periyodik olarak düzenlenen düzmece seçimlerle ilişkili olanlara göre daha gerçekçi duruyor. Fakat, bu mantıksal olarak demokrasinin işlediğini göstermiyor, daha az sağlıklı olduğunu gösteriyor.

Bu sadece bazı insanların, aslında oldukça fazla, rejime oy vermediği ve bu oyların sayıldığı anlamına geliyor.

Meclis’te devam eden muhalefet partilerin varlığı, demokratik hayatın belirtilerini gösterebilirken, daha ziyade rejimin demokrasi taklidini sürdürmesine izin verdiği ölçüde muhalefete müsamaha gösterebileceği şeklinde de yorumlanabilir.

Aslında yakın Türk tarihi, rejime karşı göstermelik bir tehdit olmaktan fazlasını sergileyen HDP partisinin yaptığı gibi bir muhalefetin, demokratik yollar dışındaki bir yöntem kullanılarak üstesinden gelindiğini göstermekte.

Dahası, günümüzde Türkiye'deki seçimler tartışmasız bir şekilde ne özgür ne de adil değilken, mükerrer oy gibi meselelerin yaygınlığı konusunda gerçek bir tartışma var.

2015’teki ikinci milletvekilliği seçimlerinden (Kasım 1 seçimleri) önceki seçimlerde oy hilesinin önemsiz bir rol oynadığına inanmak için geçerli sebepler varken, 2015’deki ikinci milletvekilliği seçimlerinde ve 2017’deki referandumda büyük çaplı usulsüzlük olduğuna dair çok daha güçlü kanıtlar var.

Aslında, referandumdaki yakın sonuçlar dikkate alındığında, sonucun kendisi pekala manipüle edilmiş olabilir.

Bu şüphelere ilave olarak, oy hilesini kolaylaştıran Türk Seçim Yasası’ndaki son değişiklikler de var.

Daha geniş bir resmi değerlendirmek için geri adım atarak Erdoğan'ın yaklaşan seçimlerde iktidarını sürdürmek için gereken oy sayısını toplamada başarısız olduğu takdirde ne yapacağı konusunda düşünmek için yardımcı olabilir.

Erdoğan'ın bölücü üslubu ile ufak ufak büyütülen Türkiye'deki kutuplaşmanın aşırı seviyeleri göz önüne alındığında, Erdoğan’ın geçmişinin sonradan karşısına çıkacak gerçek bir risk olmadan iktidarı bırakabileceği gerçekçi bir yol yok.

Ayrıca, Erdoğan kendisinin kurduğu ve merkezinde oturduğu karmaşık ve etkili iltimas ağından kolayca uzaklaşamaz.

Bu nedenle Erdoğan, Türkiye'deki demokratik düzeni bozmak için yeterli sebebe sahip. Ve yukarıda belirtildiği gibi, zaten böyle yaptı.

Tek mesele, Türkiye'de demokrasinin hâlâ nefes alıp almadığı.

Aynı anda hem ölü hem de canlı olabilen Schrödinger'in kedisi gibi, Türk demokrasisi de arafta. Onun kaderi zaten belirlendi, ama şu anda o kaderin tam olarak ne olduğu bilinmiyor.

Bu dikkate alındığında, Haziran ayında yapılması planlanan seçimlerin Türk demokrasisinin yeniden canlandırılması için son bir şans olduğunu öne sürmek yanıltıcı.

Bu bağlamda, demokratik ya da yarı demokratik bir oyun sahasını kabul eden Türkiye'nin siyasi muhalefetine yöneltilen eleştiriler de yersiz gözüküyor.

Kendisinin kaçındığı kurallara muhalefetin uymasını talep ederken, rejimin demokratik olmayan kurallar dizisi ile oynamasını kapsayan açık el çabukluğu görmezden geliniyor.

Böyle bir durumda oyun hileli, bu yüzden Türk muhalefetinin neden bu kadar etkisiz göründüğünü anlamak zor değil. Klasik fizik kuantum evreninde işe yaramıyor.

Bu noktada demokratik fikirli muhalefetin yapabileceği en iyi şey, neyle mücadele ettiklerini kabullenmektir.

Ancak o zaman, günün birinde Türkiye'deki demokrasinin yeniden canlanmasını besleyecek ve dirilişini sağlayacak stratejileri geliştirmeyi umabilirler.