Haz 05 2018

Türkiye seçimleri hakkında üç senaryo

Marc Pierini, 24 Haziran’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin sonuçlarına ilişkin olası senaryoları yazdı.

24 Haziran’da Türkiye vatandaşları cumhurbaşkanını ve yeni parlamentoyu seçecek. İki seçim de planlanandan altı ay önce, olağanüstü hal koşulları altında gerçekleşecek.

2017’deki anayasa referandumunda olduğu gibi televizyon, billboard ve mitinglerdeki kampanyalar mevcut partinin lehine görünüyor. 144 bin Kürt seçmen her zamanki sandıklarında oy kullanamayacak ve Kürt Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş Edirne Cezaevi’ndeki hücresinden “kampanya” yürütüyor.

Yaklaşan seçimler iktidarını korumak isteyen Erdoğan ile muhalefet arasındaki topyekun savaşa dönüşmüş durumda. Seçim sonuçlarının Türkiye’nin uluslararası alandaki rolü ile ABD ve Avrupa ile ilişkileri üzerinde büyük etkisi olacak.

Teorik olarak seçim senaryosu mümkün:Ya Cumhur İttifakı denen İslamcı milliyetçi koalisyonun desteklediği Erdoğan kazanır; ya çok yönlü Millet İttifakı’nın desteklediği muhalif adaylardan biri kazanır; ya da Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento’nun farklı kamplara ait olduğu karma bir sonuç çıkar.

Erdoğan’ın güçleri artarken Başbakan’ın işlevi yok olacak. Sonuçta Türkiye büyük ihtimalle liberal demokrasinin sınırları dışında yönetilecek.

Yargı, medya ve sivil toplum sıkı kontrol altında olmaya devam edecek. Tasfiye politikasının standart haline gelmesi Türk toplumunda kalıcı bir gerilime, sermaye ve entelektüellerin ülkeden kaçmasına neden olacak. Türkiye’nin Kürtlerle ilişkisi de muhtemelen gergin olmaya devam edecek. Bu da barış sürecinin yeniden başlatılmasını imkansız hale getirecek.

Erdoğan 14 Mayıs’ta ekonomi politikalarında daha etkili olmaya niyetli olduğunu söylemiş, İslami konseptlere bağlı düşük faiz politikasını savunmuştu. Lira krizi bu politikanın Türkiye’ye uygun olmadığını gösterdi. Uzun vadede piyasa ve yatırımcılar böylesi alışılmadık para politikası görüşlerine sahip bir başkanın daha da sıkı kontrolü altında olmaya güvenmeyeceklerdir.

Dış politikada, Türkiye’nin Rusya ile ilişkileri güçlü olmaya, Moskova da Ankara’yı NATO ve AB’ye karşı kullanmaya devam edecek. Bununla birlikte Suriye Başkanı Beşar Esad’ın geleceği konusunda Tahran ve Moskova ile yaşanan gerilimler Türk dış politikasındaki en uyumsuz konular.

Türkiye’nin Batı ile ilişkileri kötüleşecek, bilhassa Ankara siyasi ve ekonomik sorunları için diğer ülkeleri suçlamaya devam ettiği sürece.

Rus S-400 füzeleri nedeniyle ABD ile ihtilaf sürecek. Buna karşılık ABD de F-35 savaş uçaklarının teslimini erteleyecek.

Mayıs 2018’de Türk bankacının mahkumiyetinin de karşılıkları olacak. ABD Hazinesi’nin yaptırımları birden fazla Türk bankasını da etkileyebilir. Türkiye ile İran ilişkileri daha da fazla soru doğuracak.

AB konusunda Erdoğan seçim sonrası meşruiyetini kazanmak için muhtemelen ilişkileri yeniden gözden geçirecek. Türkiye’nin yeni Anayasa’sının uygulamaya geçmesiyle Ankara ve Brüksel kesinlikle farklı yörüngede olacak.

Buna karşılık Brexit sonrası İngiltere ile ilişkiler iyileşecek.

Eğer bu senaryo gerçekleşirse birçok cephede büyük siyasi değişikliklere sebep olacak. Yeni liderlik önce faiz politikasındaki çelişkileri ortadan kaldırmaya çalışacak, ama aynı zamanda AKP’nin rasyonel unsurlarını da koruyacaklar. OHAL’i kaldıracak çıkarılam KHK’ları geçersiz kılacaklar.

Ülke hemen hukuk devletine dönüşemeyecek büyük ihtimalle yargıda bir geçiş mekanizması oluşturulacak. Kürtlerle ilişkilerin düzeltilmesi daha da uzun zaman alacak. Uzun vadede parlamenter sisteme geri dönüş parlamenter çoğunluğa bağlı olacak.

Ekonomide yeni yönetim ülkenin itibarını yeniden kazanmaya çalışacak. Buna ek olarak yeni hükümet Kanal İstanbul ve nükleer santraller gibi tartışmalı projelerden geri çekilebilir.

Dış politikada da yeni hükümetin önceliği Türkiye’nin uluslararası alandaki itibarını yeniden sağlamak olacak.

Öncelikli odak ülkenin Ortadoğu politikası üzerine olacak.

Batılı ülkeler de yeni hükümetin Suriye’nin gelecekteki siyasi durumuna karşı tutumuna ilgi gösterecek, özellikle de Suriyeli azınlıklar ve kuzey Suriye’deki Türk askeri harekatı konularında. Washington da Amerikalı papaz Andrew Brunson konusunun açıklığa kavuşmasını isteyecek.

Bunların hiçbiri kolayca çözümlenmeyecek. Yeni koalisyon Türkiye’nin İncirlik üssü, Suriyeli Kürtler ya da Gülen’in iadesi gibi konulardaki hesaplarını değiştirmeyebilir.

AB'ye bakacak olursak, yeni hükümet, milliyetçi kesimden güçlüklerle karşılaşmadığı sürece Türkiye'nin katılım sürecini yeniden canlandırmak isteyecektir. Her ihtimalde, yeni hükümet AB'ye tekrarlayan sözlü saldırılara son verecek.

Dahası, Türkiye'deki yeni bir koalisyon, akla uygun bir şekilde ve sınırlar dahilinde, Ermenistan'da iktidarda olan yeni hükümetle iç içe olabilirdi. Normalleşmeye yönelik çabalar, Ermenistan'ın ihracatı ve bölgesel altyapı projeleriyle bağlantılı olan Türkiye'nin kuzeydoğudaki sınırların açılması ve altyapı geliştirilmesi gibi konuları kapsayabilir.

Dahası, Türkiye'deki yeni bir koalisyon, akla uygun bir şekilde ve sınırlar dahilinde, Ermenistan'da iktidarda olan yeni hükümetle iç içe olabilirdi.

Bu senaryoda Erdoğan ile muhalefetin domine ettiği bir hükümet (A senaryosu) ya da muhalefetten bir adayın seçilip AKP-MHP’nin domine ettiği bir hükümet (B senaryosu) kurulabilir.

A senaryosu gerçekleşirse, Türkiye siyasi kültürlerin tam bir çatışmasına sahip olacak: Cumhurbaşkanı çoğunluk demokrasi ve siyasi varlığını sürdürmeye çalışırken parlamento parlamenter demokrasiyi elde tutmaya çalışacak.

Erdoğan’nın bu senaryoya bakışı açık: Başkanlığı a karşı bir parlamento ya da koalisyon olamaz.

Böylesi bir durumda Erdoğan’ın planı 2015’teki gibi bir tekrar seçim yapmak. Bu esasen Erdoğan yönetiminde bir liberal demokrasinin mümkün olmayacağı anlamına geliyor. Onun yönetme kavramı tek bir güç kaynağına dayanıyor. Seçilmiş bir başkana muhalif bir parlamenter çoğunluğu ayak bağı olarak görüyor.

Yeni Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı parlamentoyu feshedemez, ve kendi oylarından vazgeçmeden yeni bir seçim yapamaz. Diğer bir tabirle eğer parlamento feshedilirse iki seçim de yeniden yapılmak zorunda. Tabi Erdoğan yeniden seçilirse bu duruma meydan okuyabilir.

Eğer B senaryosu gerçekleşirse seküler bir Cumhurbaşkanı’na karşılık parlamentoda İslamcı ve milliyetçi bir çoğunluk olacak.

Bu durumda kilit mesele Anayasal reformun uygulanıp uygulanmayacağı olacak.

Cumhurbaşkanı pragmatik bir çözümü tercih edip reforme edilmiş anayasaya sahip sürdürecek ama ABD tarzı bir başkanlıktan ziyade pratikte Fransız tarzı mı uygulayacak?

Ya da daha radikal bir çözüm seçmeyi ve anayasa reformunun tersine dönmesini mi seçecek?

Yoksa bu senaryo, cumhurbaşkanı yeni milletvekili seçimleri için çağrıda bulunarak siyasi çıkmazlara mı yol açacak mı?

Ekonomi cephesinde de her iki senaryo da Türk ekonomisinde belirsizliği arttıracak. Yabancı hükümetler ve ekonomik aktörler muhtemelen “dur ve bekle” stratejisini uygulayacak.

Sonuç: Genel olarak, bir yabancı gözlemcinin bakış açısıyla, Türkiye’nin yaklaşan seçimleri iktidar partileri lehine görünüyor olabilir ama uzun zamandır ilk defa, muhalefet partileri seçmenler için radikal olarak farklı bir seçenek öne sürüyor.

Seçim sürecindeki açıl adaletsizliğe rağmen ülkenin kaderi tümüyle seçmenlerin elinde ve bu sağlıklı bir durum.

Sonuç ne olursa olsun Batılı ülkeler, özellikle de AB hükümetleri ve kurumları sonuçları hızlı bir şekilde değerlendirmek ve bir eylem planı hazırlamak zorunda.