Yaşar Yakış
May 17 2018

Türkiye’deki seçimler ve dış politika meseleleri

Dış politikayı seçim kampanyasında kullanmak hassas bir meseledir, özellikle de Türkiye gibi neredeyse her taraftan dış kaynaklı sorunlar yaşayan ülkeler için. Gelecek seçimlerde iktidar partisinin başarısına katkı da sunabilir ama ayrıca hükümetin kontrolü dışındaki nedenlerden ötürü işler ters giderse, başarısı üzerinde olumsuz etkileri de olabilir.

Türkiye’deki muhalefet partileri Afrin harekatının erken seçim için hükümetin hazırlıklarının bir parçası olduğunu iddia ediyorlar. Hükümet bu motivasyonla hareket etmiş olsa bile Afrin harekatı için seçimlerin dışında başka sebepler de vardı.

Eğer Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) Kürt savaşçıları Afrin’de kontrol altına alınmasaydı yerel yönetimini özerk bir kanton biçiminde pekiştirecek ve Türkiye’nin çatışmasızlığı gözlediği komşu kent İdlib’de Türkiye için bir sıkıntı olabilecekti.

Dahası Afrin’de güçlü bir Kürt mevcudiyeti, Irak’ın kuzeydoğusundaki Kandil Dağları’nda olduğu gibi başka bir terörist yuvası oluşturma riskini barındırıyor. Teröristleri bertaraf etmek için gelecekte askeri bir harekatın gerektiği durumda Afrin, Türk ordusu için, donatılmış Kandil Dağları'ndan daha kolay erişilebilir durumda ama bir terörist yuvası, Türkiye için er ya da geç bir baş ağrısına dönüşebilir.

Bu nedenle Türkiye bu tehdidi baş etmesi çok daha zor bir duruma gelmeden evvel ortadan kaldırmayı tercih etti.

ABD güçleri Afrin’de bulunmamasına rağmen YPG, ABD’den silah ve mühimmat altıyordu. ABD’nin yokluğu Türkiye’nin vazifesinin biraz daha kolaylaştırdı çünkü Afrin’deki harekat zorunlu olarak ABD güçleri ile çatışmayı gerektirecekti ve bu hem Türkiye’nin hem de ABD’nin olabildiğince kaçınmak istedikleri bir senaryoydu.

Afrin harekatı Türk ordusuna mâl edilmeli çünkü nispeten daha az kayıp ve zayiatla tamamlandı. Hükümete de tüm uygulamadan dolayı hakkı teslim edilmeli. Türkiye kamuoyunun çok yüksek bir yüzdesi harekatı destekledi. Bu sebeple Türkiye’nin Afrin harekatının yaklaşan seçimlerde iktidar partisinin başarısına olumlu etkisi olacağını varsayabiliriz.

Bu Afrin harekatını destekleyenlerin 24 Haziran’daki seçimlerde illaki iktidar partisine oy vereceği anlamına gelmiyor. Ulusal ordunun başarısından gurur duymak haklı bir duygu ama daha en başta Suriye Kürtlerinin oluşturduğu tehditten kaçınmanın başka yolları olup olmadığı biraz farklı bir konu.

Afrin harekatının ekmeğini yedikten sonra hükümet, artık Menbiç de IŞİD’den temizlendiğine göre ABD’nin, YPG savaşçılarını Fırat Nehri'nin doğusuna çekmesi sözüne geri döndü. Türkiye, ABD yönetimiyle birlikte şehrin yönetimini üstlenmeyi teklif ederken Washington, bu görevi çoğunlukla Sünni Araplardan oluşan Menbiç halkına bırakmaya eğilimli görünüyor.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın görevindeki son günlerinde Türkiye ve ABD bu konuda bir anlaşmaya varmaya çok yaklaşmışlardı ama Tillerson’ın yerine gelen Mike Pompeo anlaşmanın uygulanmasını erteledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert bir anlaşmaya varıldığını kesin bir şekilde inkar etmesinden kısa bir süre önce Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın,YPG’li Kürt savaşçılar bölgeyi terk ettiğinde Türkiye’nin Menbiç etrafında güvenli bölge kurmayı planladığını söylemişti.

Kalın, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki değişikliğin düzenlemenin uygulanmasında gecikmeye neden olabileceğini de sözlerine eklemişti. Şimdi, anlaşmanın üzerinden iki aydan fazla geçmesine rağmen ABD ayak sürümeye devam ediyor.

Menbiç’teki bu iktidar değişiminin ne zaman gerçekleşeceğini söylemek zor ama Türkiye bu ay bitmeden YPG’nin Menbiç’ten çekilmesini umuyor. Eğer bu gerçekleşirse iktidar partisi 24 Haziran seçimlerindeki oylarını arttırmak için dış politikadaki bu iki başarısını öne sürebilir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.