Hale Akay
May 10 2018

Zorla evlendirilmek istenen seçmen sevdiğine kaçtı

İki hafta önce pazartesi sabahı, henüz hafta sonu Abdullah Gül’ün adaylık mevzusu ortamlarda yeni duyulmuş ve bombardıman başlamamışken, Türkiye’de bir arkadaşımla uzun bir telefon konuşması yaptım. Anketleri, pazarlıkları, beklentileri filan tek tek dinledim, karşımdakinin kendisinin kabullenemediği bir fikirle cebelleşmesine şahit oldum, telefonu kapattım ve yutkundum.

Sonraki birkaç saatte, bana adaylık pazarlığı bitti de dendiğinden, bu sefer kendimle cebelleştim. Ruhum almadı, bünyem kabullenemedi, daha ne diyeyim.

Bu adaylık meselesi neden gerçekleşmedi konusunda gayet düz bir açıklama var, Meral Akşener istemedi ve ‘proje’ çöktü. Aksine, son darbeyi Meral hanım vurmuş olsa da, sahipleri küsmesinler, ‘proje’ zaten ölü doğmuştu.

Açıkçası Türkiye’de böyle bir anda çöken çok üstten üstten siyasi proje gördük de, bu kadar alıcısı olmayanına ilk kez şahit oldum.

Gündemde kaldığı bir hafta boyunca, kiminle tartışsanız -solcusu, liberali ve hatta muhalif İslamcısı- böyle gözler büyüyor, tüyler dikiliyor, yüz kasları geriliyor, hani neredeyse konuşmadan tepki veriliyordu.

Bu acayip deneme açıkçası bize bir şey daha gösterdi, bu ‘projeyi’ akıl eden arkadaşlar ne iletişim biliyor ne de çok savundukları demokrasiden haberdarlar.

İlkinden başlarsak, Abdullah Gül’ün adaylığı gibi, özellikle CHP seçmenini hop oturtup hop kaldırtacak bir fikri piyasaya sürüyorsanız, en azından bunu CHP seçmenin saygı duyacağı isimlerle yaparsanız.

Peki biz ne gördük?

Aniden, CHP seçmeninin duyduğu anda alerjik reaksiyon vereceği ne kadar isim varsa, hepsinin toplaşıp, bu muhteşem fikri satmaya başlamasını…

Son 15 yıllık sınavdan sonra, bazı isimlerin uğradığı itibar kaybı görülmüyor mu, görülmek mi istenmiyor, onu bilmiyorum. Bu itibar kaybının, bu tepkiselliğin adil olmadığı, hatta bazen içine alakasız insanları da katarak histeriye dönüştüğü de tartışabilir.

Ama mevcut olduğu buz gibi bir gerçektir. Bir kere “biz AKP ile ittifak kurduk ve kandırıldık” dediyseniz, bunu derken kimle, nerede, ne zaman, nasıl bu ittifakın kurulduğuna dair bir hesap da vermeyi reddettiyseniz, şu anki koşullarda  üzgünüm ama siyaseten mevta pozisyonundasınız.

İletişimi tamamen kaybettiğiniz bir kesimle tekrar bağlantıya geçmenin yolu ise onları zıvanadan çıkarmak olmasa gerek.

İkincisi, demokrat olmak gibi bir iddianız varsa, seçmene saygı duyacaksınız, dediklerini dinleyeceksiniz.

Biz ne gördük?

Fikri beğenmeyenlere salak denmesine kadar varan, artık neredeyse dayatmaya yaklaşan bir tavır.

Kendi milletvekillerine farklı adaylara ilişkin tepkilerini söyleyen CHP’lilere “siz de aday beğenmiyorsunuz” dendi.

Bir seçmenin partisiyle ilişkiye geçmesinden daha normal ne olabilir?

Seçmene “otur, sesini kes ve istediğim adaya oy ver” demenin neresi demokratlıktır, onu da bilenler açıklasın.

Bu da yetmedi, fikrin bir sahibi yoktu. Sanki bir anda uzaydan inmiş, birileri de bunu beğenmiş, hemen desteklemişti.

Türkiye gibi ülkede bir fikri böyle sahipsiz bırakınca, haliyle herkesin haklına dış güçlerinden cemaatine sayısız ihtimal geldi. Halbuki bu fikrin bir süredir pişirildiği, belli ortamlarda tartışıldığı aşikar.

Ama herhalde kimse tarafından seçilmemiş, bir temsili statüsü de olmayan, fakat anlaşılan hepimizden daha akıllı olduğu kesin bir grup insan ortaya bir fikir atıyorlar, pazarlıklar yapıyorlarsa, o zaman kamuoyu denen şeye de “bakın biz şunlarız ve şöyle düşündük” diye net bir açıklama yapmaları gerekir.

Böylece kendilerinin de toplumda ne ölçüde bir karşılıkları olduğu net bir şekilde görülür.

Bu doğal olarak atanmış akil insan havalarından artık bir vazgeçilse?

Bu sahipsizlikte biz de Fehmi Koru’dan gelen şifreli bilgileri okuyarak süreci anlamaya çalıştık

 Ne görelim?

Gül ortak aday olursa, AKP’den elliye yakın milletvekili istifa edecekmiş.

Yani, son beş yılda yaşanan zalimlikten, adaletsizlikten, çılgınlıktan rahatsız olmamış, kendi partisinde buna karşı çıkamamış, gık diyememiş elli kişiyi seçmen ortak aday rüşveti ile eylemek zorundaymış.

Başka?

Herkesin hayatı altüst olmuşken, bir zahmet bu AKP’liler de kendi mücadelelerini versinler.

Ama veremiyorlar.

“Ay aslında olan bitene çok karşı” dediğiniz adam, bir görüşme teklifine koşa koşa gidip, çıkışta “ben partimden mutluyum” diyor.

Allah ayırmasın.

Biz o esnada Ayşe öğretmenin hapise gidişini izliyorduk.

Fakat bu krizden, iki haftalık adaylık gel-gitlerinden hayırlı bir şey de çıktı.

Örneğin, insanlar o raddede sinirlendirildi ki boykot fikrinde olanlar tekrar siyasete ısındı.

Uzun zamandır sanki bir tek adamdan kurtulmak için bir çaba veriliyormuş havası varken, bunların ötesi dile getirildi.

CHP’liler belki ilk başta açıklansa heyecan duymayacakları bir adaya ısınıverdiler.

HDP’liler onurlarına, hapisteki adaylarına sahip çıktı.

İnanmayacaksınız ama demokrasi kazandı.

Çünkü tanıştıralım, kendisi böyle bir şey.

Ayrıca bu küçümsediğiniz ve sürekli yönlendirmenizle oy vereceğine ikna olduğunuz seçmen, kendi içinde de 7 Haziran seçimleri öncesi bir ritim yakaladı.

CHP seçmeninin Temel Karamollaoğlu’nun adaylığı için imza vermesinden daha anlamlı bir demokrasiye sahip çıkma hareketi olabilir mi?

Sizce kendilerine o imzaları vereceksiniz yoksa salaksınız denseydi, bunu yaparlar mıydı?

Ayrıca Hulusi Akar’ın Abdullah Gül ziyaretini de bu süreçte öğrendik ve karşı karşıya olduğumuz şeyin sınırlarını da iyice gördük bu yolla. Abdullah bey ziyaretten nezaket çıkarmış olabilir, geri kalanımız mesajı aldık.

24 Haziran’da olur da muhalefet kaybederse, Gül’ün adaylığına karşı çıkmış bu kitleye dönüp parmak sallamayın lütfen. Bu kitle bir seçimi onursuzca kazanmak yerine, kendi hayatlarına sahip çıktılar. İki ay için bile olsa, kendi sesleri olan birileri tarafından meydanlarda temsil edilmek istediler.

Seçmenin temsil edilmeye duyduğu ihtiyacı küçümsemeyin. Bu kadar olumsuzluk, bu umutsuzluk içinde geleceğinden vazgeçmemeyi tercih etmiş insanlara bir parça olsun saygı duyun.

Sonuç olarak, aniden çıkan beşik kertmeleriyle son anda zorla evlendirmekten korkan muhalefet seçmenleri, sevdiklerine oy vermeyi tercih ettiler. Kazanırız, kaybederiz ve hiçbir şey yolun sonu değildir.

Ortada bir aritmetik sorunu varsa o da tek bir kişinin hırsları ile gerçekler arasındadır ve umduğu galibiyet önerdiği tek şeyi, istikrarı getirmeyecektir.

Bu tuhaf mücadelede bu gidişle daha çok raund göreceğiz.

Bir sonraki projenizi bekleriz.