Biden Ermeni Soykırımı’nı tanımaya hazırlanıyor

Türkiye, Amerikan yönetimini 1. Dünya Savaşı sırasında Anadolu'daki Ermenilerin büyük çoğunluğunun katledilmesini ve sürülmesini soykırım olarak adlandırmaktan caydırmak için bazen tuhaf kampanyalara milyonlarca dolar harcadı.

On yıllardır ABD yönetimi, ABD-Türkiye ilişkilerinde çöküşe neden olabileceğinden korkarak konunun etrafında sessizce dönüp durdu.

Sonuçta, tüm bu para ve çaba boşa gitmiş gibi görünüyor. 2019'un sonunda, ABD Temsilciler Meclisi ve Senatosu, şu üç kararı aldı:

“1) 1915'ten 1923'e kadar Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1,5 milyon Ermeni'nin katledildiği Ermeni Soykırımı'nı anmak;

2) ABD hükümetini Ermeni Soykırımı veya herhangi bir soykırımın varlığını inkar etme çabalarıyla ilişkilendirme çabalarını reddetmek; ve

3) Ermeni Soykırımı hakkında eğitimi ve kamuoyunun anlayışını teşvik  etmek".

Şimdi, Beyaz Saray yetkililerinden ve Başkan Joe Biden'in soykırımın tanınmasını destekleme konusunda geçmişinden gelen açıklamalara bakıldığında, onun da 24 Nisan Ermeni Soykırımı Anma Günü'nde resmi olarak “soykırımı” terimini  Osmanlı Ermeni toplumunun kaderini tanımlamak için kullanacağını gösteriyor.

Biden’in seleflerinin iki taraflı konuşma eğilimini kırma kararı, Kongre’nin bir buçuk yıl önce kabul ettiği gibi kararları destekleyen uzun geçmişi göz önüne alındığında mantıklı geliyor. Bir senatör olarak Biden, 1984 yılına kadar benzer kararları destekledi. Biden, Senatör Robert Byrd liderliğindeki muhalifler ile Senatör Bob Dole liderliğindeki lehte olanlar arasında çekişmeli tartışmalara yol açan 1990 kararının da ortak sponsoruydu.

Nihayetinde başarısız olan bu kararlara verdiği sürekli desteğe rağmen veya belki de bu nedenle Biden, ABD hükümetinin Ermeni Soykırımı'nı tanıması gerektiğine olan inancında tereddüt etmedi.

Geçen yılki Ermeni Soykırımı Anma Günü münasebetiyle Medium'da yayınlanan bir gönderide, o zamanki başkanlık adayı Biden “Ermeni Soykırımı'nı tanıyan bir kararı destekleme sözü verdi ve evrensel insan hakları yönetimim için en önemli öncelik haline gelecek” demişti.

Uzmanlar, Biden'in Anadolu'daki Osmanlı Ermenilerinin toplu ölümüne ve tehcirine bir soykırım olarak atıfta bulunan resmi bir açıklama yapacağı konusunda hemfikir. Fikir birliği, yalnızca olayların bu terimi oluşturduğuna gerçekten inanmakla kalmıyor, aynı zamanda ABD-Türkiye ilişkilerindeki mevcut, belki de tarihsel olarak gelinen düşük noktanın bu kararı siyasi olarak daha uygulanabilir kıldığı yönünde.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin Kıdemli Ortağı Daphe McCurdy, “Daha önce Ermeni Soykırımı tasarısı Kongre’de tartışmaya açıldığında, Türkiye'yi gerçek politik nedenlerle savunan dış politika uzmanlarından, Türkiye'yi önemli silah satışlarını kaybetmek istemeyen savunma müteahhitlerinin müttefiki olarak gören İsrail yanlısı gruplara kadar çeşitli gruplar arasında bir telaş yaşanırdı" diyor.

McCurdy, "Bu artık gerçekten ya yok veya Türkiye yanlısı grupların ister Kongre ve ister yönetimde ABD'li politika yapıcılar arasında sempatik bir kulağı yok" ifadelerini kullanıyor.

Yunan Avrupa ve Dış Politika Vakfı uzmanlarından Nicholas Danforth da aynı fikirde: "Türkiye'nin Washington'da hiç arkadaşı kalmadı ve Türkiye'nin çok önemli bir müttefik olduğu, Türkiye'nin kızdırılmaması gerektiği konusunda çözümü engellemek için jeopolitik bir vaka yaratmak giderek zorlaşıyor" görüşünü dile getiriyor.

İkili ilişkilerdeki düşük seviye soykırım hakkında bir açıklama yapmak için kötü bir zamanlama gibi görünebilir. Bu yüzden uzmanlara göre, Biden bir soykırımı tanıma bildirisini yayınlarsa, ABD-Türkiye ilişkileri geri alınamaz bir şekilde zarar görmeyecek, ancak bazıları nihayet tanıma meselesini aşmanın uzun vadede ilişkileri iyileştirebileceğini düşünüyor.

Center for American Progress'in kıdemli üyelerinden Alan Makovsky, "Bu Türklerin kızacakları bir konu, muhtemelen yeni gelen büyükelçilerini geri çağıracaklar, belki ABD büyükelçisinden bir süreliğine gitmesini isteyecekler, ama günün sonunda, bunlardan çok daha fazla gerçek, acil sorunlar var. İki ülke, çok yakın olanlarla uğraşmak zorunda, bunlar tarihle ilgili değiller, sembolik değiller, gerçek meseleler” diyor ve ekliyor; "Aksine, karşısındaki ABD olduğu için, bunu aşmak için pek çok neden olacak."

Demokrasileri Savunma Vakfı Türkiye Programı Kıdemli Direktörü ve eski milletvekillerindeni Aykan Erdemir ise, “Siyasi işaretleri Ankara'dan alan Türk-Amerikan diasporası üyeleri söz konusu olduğunda ise, Biden yönetiminin Ermeni soykırımını tanıması özgürleştirici bir gelişme olabilir” ifadelerini kullanıyor.

Erdemir, "Şimdiye kadar ABD’deki Türk-Amerikan çabalarının büyük bir kısmı Ermeni soykırımını tanımaya yönelik çeşitli çabaları geri adım attırmaya yönelikti. Bu konu geri bırakıldığında, Türk-Amerikan diasporası enerjilerini, hem kendileri ve hem de ikamet ettikleri ve mensubu oldukları ülkeleri için pozitif fayda elde edecekleri daha üretken çabalara kanalize etme fırsatına sahip olacak" diyor.

Bazı uzmanlar ise Türkiye'nin ABD'yi AB ülkelerinden farklı gördüğünü ve bu eylemi gerçekleştirmesinin daha sembolik bir ağırlığı olduğunu, ancak bunun kalıcı bir diplomatik çöküşün yakın olduğuna inanmak için hala yeterli bir neden olmadığını vurguluyor.

Bu elbette Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Biden'in iç siyasete hizmet eden herhangi bir resmi açıklamasından tam anlamıyla yararlanmayacağı anlamına gelmiyor.

McCurdy, "Erdoğan siyasi ve ekonomik zayıflıklarından herhangi bir dikkat dağınıklığı arıyor ve şüphesiz bu konuyu kullanacaktır. Ama günün sonunda, insanlar masasına yemek koyamazsa bu tür maskaralıklar onu bir yere kadar götürecektir” ifadelerini kullanıyor.

McCurdy’ye göre, "Bu, Türk kamuoyunun büyük bir kısmının karara öfkelenmeyeceği anlamına gelmez, ancak Erdoğan anti-Amerikancılığı yıllardır siyasi destek toplamak için bir araç olarak kullanıyor ve özellikle insanların ekonomik durumu daha da kötüleştikçe etkinliğinde hızlı bir düşüş var."

Başkan “soykırım” terimini kullanarak resmi bir açıklama yaparsa, kuşkusuz Türkler arasında kızgın ve kırgın kesimler olacaktır, ancak Clark Üniversitesi'nde tarih profesörü ve Ermeni Soykırımı'nın önde gelen tarihçilerinden Taner Akçam, “ortalama Türklerin” nasıl hissettiğine dair tüm haberlere büyük bir ihtiyatla yaklaşmak gerektiğine dikkat çekti.

Akçam, "[Türk hükümeti] konumunu sözde 'sıradan Türklerin' ağzıyla dillendirecek. Türk kamuoyunun tepkisi ile göreceğimiz ve duyacağımız şeyler aslında Türk kamuoyunun gerçek tepkisi olmayacak. Türkiye'de özgür basına izin verselerdi, halkın tepkisi bambaşka olurdu” ifadelerini kullanıyor.

Örneğin, Akçam, Türkiye'deki etnik Kürt nüfusunun çoğunun, şiddetli kültürel baskı deneyimleri ve ardından hükümetin bunu reddettiği göz önüne alındığında, Anadolu'daki Ermenilere ne olup olmadığı konusunda Türk hükümetinin propagandasına inandığından şüphe ediyor.

Akçam, Türkiye'de daha geniş bir kültürel ve siyasi değişimin yaşandığını, bunun da nihayetinde Türk hükümetinin şu anda kendisini içinde bulduğu zayıf uluslararası konumun bir göstergesi olduğunu düşünüyor.

Akçam, “Ermeni Soykırımı'nı anlamakta Türk toplumunda temel bir değişiklik var. İlk zamanlar, (önde gelen Ermeni gazeteci) Hrant Dink suikastından önce, 80’lerde, 90’larda kötü adamdık. Mahkeme salonundan mahkeme salonuna sürüklendik. Saldırıya uğradık. Bize karşı bir nefret kampanyası vardı. Savunma pozisyonundaydık. Bugün Türkiye'deki psikolojik savaşı kazandık. Bugün psikolojik olarak Türk hükümeti savunma konumunda" diyor.

Bu, Türk hükümetinin sadece uluslararası baskıya ve ezici tarihsel kanıtlara teslim olacağı ve Ermenileri Anadolu'dan silen cinayetlerin ve tehcirlerin bir soykırım oluşturduğunu inkar etmeyi bırakacağı anlamına gelmiyor.

Akçam, Türkiye'deki soykırım inkârını ABD'deki ırkçılığa benzetiyor. "İnkarcılık siyasi bir yapıdır, ancak demokratikleşme ve Türk toplumunda önemli değişikliklerle mağlup edilebilecek bir yapıdır" diyor.

Danforth, “Bütün bu daha önce Ermeni Soykırımı'nı tanımama, ABD-Türkiye ilişkileri bu noktaya gelene kadar beklemenin trajedisine, Erdoğan'ın etrafını dönüp “Bak, bunu sadece şimdi bize kızdıkları için söylüyorlar" demesine Washington sebep oldu. Ancak bu herhangi bir ahlaki hesaplaşmaya, Türkiye'de herhangi gerçek, ciddi bir konuşmaya konu olmayacak” diyor.

Danforth, “Sakıncalı olacağı bir zamanda bu adımı daha erken atmayı reddetmek, konuyu geri dönülmez bir şekilde siyasallaştırdı. Hâlâ yapılacak doğru şey olduğunu düşünüyorum, ancak bu konuda çok iyi hissetmekten kaçınmalıyız” ifadelerini de kullanıyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.