Vartan Estukyan
Tem 14 2018

Dışarısı Sovyet, içerisi Avrupa: Ermenistan

Dokuz gündür Ermenistan’ın başkenti Erivan’daydım. İkinci kez bu kadar uzun kalıyor, ilk kez bu kadar etkileniyorum. Muhtemelen daha önceki gidişlerimin, orada bulunduğum yaşlarla da ilgisi var.

Bu kez, 27. yaşını bitirip 28’e girmiş, İstanbul kaosundan bıkmış, seçim telaşından sıkılmış biri olarak gezdim, gördüm Ermenistan’ı. Bu yazıda Ermenistan’ın başkenti Erivan dahil olmak üzere ikinci en büyük şehri Gümrü’yü, turistik yeri olan Sevan Gölü’nü ve dağların arasında bir köy olan Dilijan’ı ele almaya çalışacağım.

Başkent Erivan’la başlayalım. Şehir 2800 yıllık bir geçmişe sahip olsa da, Erivan, yeni inşa edilen bir kent aynı zamanda. Sovyetler Birliği’ne katılmadan önce, 1918’de ilan edilen ilk cumhuriyetle birlikte ülkenin başkenti haline gelen Erivan’ın plancısı, Alexander Tamanian.

Şehri bir yuvarlak olarak çizen Tamanian sayesinde Erivan’da kaybolmanız neredeyse imkânsız. Erivan, New York örneğinde olduğu gibi geniş ve uzun caddeleriyle sürekli şehir merkezine bağlanıyor. Arabaların kaldırımlara park etmediği, her köşe başında çöp kovasının yer aldığı, birkaç yüz metrede bir dağlardan gelen soğuk suyun aktığı çeşmelerin bulunduğu, kaldırımların her iki tarafını da ağaçların kapladığı Erivan, İstanbul’un kaosundan sıkılanlar için ilaç niyetinde.

Sovyet kültürünün de büyük etkisiyle, şehir merkezindeki evlerin neredeyse hiçbiri blok halinde site veya gökdelenlerden oluşmuyor. Çoğu maksimum dört katlı olan binalar, üzerlerinde barındırdıkları işlemelerle de oldukça estetik bir hal almış.

Her caddede, ülkenin önde gelen isimlerinden birinin heykeline rastlamanız mümkün. Bu da, tıpkı az önce saydığım örneklerde olduğu gibi, heykel sanatı Atatürk büstünden ibaret olan biz Türkiyeliler için bir hayli göz çarpıcı. Örneğin, ülkenin en önemli bestecilerinden Arno Babajanyan’ın heykelinde kuyruklu piyano tüm heybetiyle karşımızda.

 

sd

 

Babajanyan’ın yanı sıra aslen Bitlisli olan ve ailesiyle ABD’ye göç eden yazar William Saroyan’ın, henüz 40 yaşında hayatını kaybeden, Ermenice şiirin önemli temsilcilerinden Yeğişe Çarents’in, 1915’in sembol isimlerinden, rahip ve etnomüzikolog Gomidas’ın heykelleri, Erivan’da görülmesi gereken başlıca sanat eserleri. Zaten yolda yürüdüğünüzde ansızın karşınızda da belirebilirler.

 

k


Şehirde gezebileceğiniz pek çok müze var. Bunlardan biri, Cumhuriyet Meydanı yakınlarındaki Kültür ve Sanat Müzesi. Dört ana bölümden oluşan müzede Ermeni edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve resim tarihinde önemli rol oynayan isimlerin kullandıkları kişisel eşyalar, arşivler yer alıyor.

Bunlara örnek olarak Sayat Nova’nın kemençesini, Hovhannes Tumanyan’ın günlüğünü sayabiliriz. Erivan’da görülmesi gereken bir müze de, el yazmaları müzesi olan Madenataran. Yüzlerce yıllık el yazmalarından Ermenice kitaplara birçok kıymetli eserin yer aldığı müzeye şehir merkezinden yürüyerek 15 dakikada ulaşılabiliyor. Bir diğer önemli müze ise, Ermeni sinemasının tanınan ismi Sergei Parajanov’un ev müzesi.

Cumhuriyet Meydanı’nın yakınlarına kurulan Vernisaj Çarşısı’nı gezmek, Erivan’ı ziyaret eden turistlerin vazgeçilmez aktivitelerinden biri. Bir bitpazarından fazlası olan Vernisaj’da ahşap oymalardan, arşivlik basılı eserlere birçok kıymetli iş görmek mümkün. Yalnızca cumartesi ve pazar günleri açık olan çarşı için neredeyse iki saatlik bir vakit ayırmak gerekiyor.

Birçok doğu ülkesinde olduğu gibi Ermenistan’da da yeme-içme kültürü çok zengin. Özellikle Suriye’deki savaşın ardından Ermenistan’a göç eden Suriyeli Ermeniler, Erivan’daki yemek kültürünü son yıllarda başka bir boyuta taşımış. Zaten var olan Aintab gibi kaliteli Orta Doğu restoranlarının yanı sıra hemen her caddede Arap mutfağından lezzetler tadabilirsiniz.

Tumanyan Caddesi üzerindeki Mer Taghı restoranında, İstanbul’da alışılagelmiş etsiz, neredeyse vejetaryen diyebileceğimiz lahmacunlara tepki olarak fırına verilen lahmacunlar da denenmesi gereken yemeklerden. Sanıldığının aksine Ermenistan’da sadece domuz eti yenmiyor, bilakis, Ardaşi Mod’un en lezzetli yemeklerinden iki-bir (iki et, bir yağ), müşterilerin en çok tercih ettiği yiyecekler arasında.

Cumhuriyet Meydanı’ndan 10 dakikalık bir yürüme mesafesinde olan Cascade ise belki de şehrin en canlı bölgesi. Barların, kafelerin ve restoranların olduğu bu caddede gün hiç durgun değil. Kafeler, sokakta yaşayanları rahatsız etmemek adına gece 12’den sonra içeri taşınıyor ancak Cascade’ta eğlence 12’den sonra da devam ediyor.

Yine bu sokakta, Orta Doğu veya Ermeni mutfağına alternatif restoranlar da bulunuyor. Bunlardan biri de, 750 bin Euro’luk sermayesiyle bölgeye iddialı bir giriş yapan, İtalyan aşçısıyla İtalyan lezzetlerini bizlerle buluşturan Lemone. Ortalamanın biraz üzerinde bir fiyat listesine sahip olsa da, Lemone, Erivan’ın alternatif ve mutlaka denenmesi gereken restoranlarından biri.

Bu dokuz günlük ziyaretim boyunca, Cumhuriyet Meydanı’na iki dakikalık mesafede yer alan Hotel Aviatrans’ta konakladım. Fiyatı ortalamanın biraz üzerinde olan otel, gerek konumu gerek hizmeti gerek rahatlığıyla beklentilerimi bir hayli karşıladığını söyleyebilirim.

Ermenistan’ın ikinci en büyük şehri Gümrü, Yerevan’dan yaklaşık iki saatlik bir mesafede, Kars’ın hemen karşısında yer alıyor. 1989’daki Spitak depremiyle büyük bir yara alan şehir, bunca yıla rağmen halen toparlanma sürecinde. Ancak eski evleri, dar sokakları ve halen varlığını yoğun bir şekilde hissettiren Sovyet kültürüyle Gümrü de Ermenistan’ın gezilmesi gereken bölgelerinden.

Yerevan’dan arabayla bir saatlik bir mesafede olan Sevan Gölü, yerli ve yabancı turistlerin en çok ziyaret ettiği bölgelerden biri. Sevan, özellikle son yıllarda çevresinde açılan restoranlarla çok daha ilgi çekici bir hal almış. Tatlı su olduğu için gölde yüzmek tehlikeli olsa da, göl kenarında yemek yemek ve sahil boyu yürümek, Sevan’da yapılabilecek başlıca aktiviteler.
 

k

 

Sevan’daki tarihî iki kilise de, bölgeyi gezdiğinizde mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerlerden. Tepelikte bulunan bu iki kiliseye çıktığınız zaman, Sevan Gölü ayaklarınız altında...

Sevan’dan yarım saat uzaklıkta olan Dilijan ise, hem doğal güzellikleri hem de mimari yapısıyla adeta Alplerin arasında yer alan bir İsviçre köyünü andırıyor. Özellikle Sevan’dan Dilijan’a gidilen yol, bütünüyle ağaçlardan oluşuyor ve yol boyu ormanları ve dağları görüyorsunuz.

Dilijan’a vardığınızda yapay bir göl ile Hrant Dink Hafıza Ormanı sizi karşılıyor. Yola düz devam ettiğinizde bölgedeki diğer köylere, yukarı çıktığınızda ise Eski Dilijan’a varıyorsunuz. Eski Dilijan, bölgede en çok turist çeken yer. Hem manzarası, hem tarihî evleriyle dağlar arasında bir İsviçre köyünü andıran Eski Diljan’da ahşap oyma atölyelerini gezip, hem bölgeye hem de Ermenistan kültürüne dair hediyelik eşyalar alabilirsiniz.
 

u

 

Erivan’dan yola çıkıp günübirlik ziyaret edebileceğiniz Sevan Gölü ve Dilijan için bütün gününüzü vermeniz gerek, Gümrü’de ise sokakları yürüyerek gezmek istiyorsanız bir gece konaklamanızı tavsiye ederim.

Zira Kars’ı gezenler, Gümrü’de çok tanıdık manzaralarla karşılaşabilirler. Ermenistan’ı ziyaret etmek isteyenlere küçük ama önemli bir tavsiye: Ülkeye Mayıs ve Eylül aylarında gitmenizi öneririm. Yazın İstanbul’daki gibi rahatsız edici olmasa da havalar bir hayli sıcak, kışın ise oldukça soğuk ve karlı.